Günümüzde lüks siteler ve dev rezidanslar yapıyoruz ama içinde yaşayan insanlar birbirine bir selamı çok görüyor. Oysa Müslüman, "en yakın sosyal çevresi" olan komşusunu bir yük değil, Allah’ın ona bir emaneti olarak görmelidir. Bir Müslüman için komşuluk, sadece "aynı katta oturmak" değildir; acıda ve sevinçte ortak olmak, kapısı çalınabilir bir güven limanı kalabilmektir.
Peygamberi Bir Terazi: Komşuluk ve İman
Peygamber Efendimiz (sav), komşuluk haklarını o kadar ileri taşımıştır ki, "Komşusu, zararından emin olmayan kimse cennete giremez" buyurarak imanı komşuluk ahlakıyla eş değer tutmuştur.
Güven Verme: Komşunun namusunu kendi namusu, malını kendi malı bilmek.
İhsanla Muamele: Bir tabak yemeği paylaşmak, dertli olduğunda kapısını çalmak.
Görmezden Gelmek: Komşunun kusurlarını örtmek, ev içindeki hallerine karşı gözünü ve kulağını muhafaza etmek.

Komşuluk Kapısı: İlk Yardım Kapısıdır
Eskiden "komşu kapısı" denince akan sular dururdu. Aile bireyleri uzakta olsa bile, başa bir iş geldiğinde çalınacak ilk kapı orasıydı. Bugün de bu ruhu canlandırmak elimizde. Küçük bir tebessüm, asansörde verilecek içten bir selam ve "bir ihtiyacın var mı?" sorusu, Müslüman kimliğinin en güzel tebliğidir.
Unutanlara Hatırlatma: Komşu Hakkının 3 Temel Taşı
Gürültüyle Rahatsız Etmemek: Özellikle apartman hayatında en büyük kul hakkıdır.
Hastalığında Ziyaret Etmek: Yalnız olmadığını hissettirmek.
Vefatında Yanında Olmak: Son görevde de, sonrasında da ailesine destek olmak.