İnsanlar birbirlerini dış görünüşlerine, mallarına veya makamlarına göre yargılamaya meyillidir. Oysa İslam, bütün bu sahte terazileri kırıp yerine tek bir ölçü koyar: Takva. Ayet-i kerimede belirtildiği üzere Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı en çok sorumluluk bilinci (takva) taşıyanınızdır. Ancak bu takva, kalplerin derinliklerinde saklı, Yüce Mevla ile kul arasında bir sırdır. Kimin kalbinin daha saf, kimin niyetinin daha halis olduğunu kul bilemez; bu yüzden üstünlük taslamak, sahibi olunmayan bir bilgiyi iddia etmektir.
Büyük Meçhul: Son Nefes
Kibiri kökünden kazıyan en sarsıcı gerçek ise "son nefes" endişesidir. Peygamberlerin ve onların müjdelediklerinin dışında, hiç kimse bu dünyadan hangi hâl üzere göçeceğini garanti edemez.

Bugün çok "iyi" görünen birinin yarın savrulmayacağının veya bugün "kötü" görünen birinin yarın bir tövbe ile zirveye çıkmayacağının garantisi yoktur. Bu meçhuliyet, mümini her zaman "havf ve reca" (korku ve ümit) arasında tutar ve başkalarına tepeden bakmasını engeller.
Alçak Gönüllülük: Müminin Zineti
Alçak gönüllü olmak, pasiflik değil; insanın kendi sınırlarını ve Rabbinin sonsuzluğunu bilmesidir. Mümin, her türlü başarının Allah’ın bir lütfu olduğunun bilinciyle, başarı arttıkça başını daha çok öne eğen kimsedir. Kibir, kalbi katılaştırırken; tevazu, kalbi rahmetle yumuşatır ve insanı hem Allah’a hem de yaratılanlara sevdirir.