Fransız yazar Anais Nin “Kaosta doğurganlık vardır“ der. Bir olay üzerinden kaosu tarif eden kargaşa, karışıklık çıkarsa o olayın fırsatçıları da olur. Hani derler ya “Kaostan beslenen” diye… Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr.Sinan Ateş’in uğradığı menfur saldırı sonrası da “Kaostan yararlanmak” isteyenler için adeta fırsat doğmuştur. Hayatını kaybetmiş birinin olayını araştırmak ve sorgulamak başka ama o olayın içini özellikle siyasi kazanç için kara propaganda ile doldurmak başkadır.

Sinan Ateş cinayetinin işlendiği andan itibaren olaya siyasi kazanç noktasından bakanların MHP ve Ülkü Ocaklarını hedefe koyduğunu çok net görüyoruz. “MHP ve Ülkü Ocakları yıpransın” diye akla hayale gelmedik iftiralar, yalanlar atıyorlar, her türlü kara propagandayı yapıyorlar. MHP ve Ülkü Ocaklarına kin, nefret ve öfkeyle bakanların öyle yalanlarını, iftiralarını izliyoruz ve dinliyoruz ki inanın ağzımız açık kalıyor.

Yargı ve emniyet olayı aydınlatmak için titizlikle çalışıyor. Olay yargı aşamasında olduğu için bu cinayette adı geçenler üzerinden yorum yapmak istemiyorum. Bu konuyla ilgili bir önceki yazımda gereken değerlendirmeyi yapmıştım. Umarım olayın üzerindeki sis perdesi kalkar ve olayın önü ve arkası her yönüyle aydınlanır.

Ben, bugün özellikle bir iftira ve yalan üzerinde yoğunlaşmak istiyorum. Sinan Ateş’in Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevinden alınmasını MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli “Genel Başkan olarak sorumluluk taşıdığım süre içerisinde, kendimde sır olarak sakladığım görevden alma nedenlerini yeri geldiğinde paylaşırım” şeklinde açıklamıştı. Günü gelir bu “Sırrı” kamuoyuyla paylaşır mı, içeriğini açıklar mı onu bekleyip göreceğiz. Ama birileri bu görevden alma meselesinin içini yalan ve iftiralarla doldurmaya çalışmaktadır.

En çok kullandıkları iftira ve yalan ise “Sinan Ateş, 2020’de AKP MKYK üyesi Mücahit Birinci’nin babası Yavuz Bahadıroğlu ile yaşadığı Atatürk tartışmasından sonra görevden alındı” şeklinde olandır.

Selçuk Özdağ, Ümit Özdağ, Yavuz Selim Demirağ başta olmak üzere Sol’un ve FETÖ’nün medya organındaki birçok yazar, yorumcu, siyasetçi “Sinan Ateş, Atatürk üzerindenYavuz Bahadıroğlu ile tartıştığı için görevden alındı” diye yorumlarda bulunuyor.

Peki, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin Basın Danışmanı olarak ben de Yavuz Bahadıroğlu’nun Atatürk düşmanlığına tepki gösterdim. Ben niye görevden alınmadım yahut niçin bu konuda hiç uyarılmadım?

O günlerde Yavuz Bahadıroğlu’nun twitini alıntılayarak üzerine şu tepkiyi göstermiştim: “Gayet net anlaşıldı! TRT’nin anlamlı ve güzel dizisine çamur atmak! Atatürk düşmanlığı! Atatürk düşmanlığı üzerinden iktidara tehdit! Millet can derdinde iken bile “Ya İstiklal, Ya Ölüm” diyerek milli mücadeleye öncülük eden Atatürk’e düşmanlık ayrı bir mikropluktur!”

Her şeyden önce MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye “MHP ve Ülkü Ocakları içinden birini Atatürk’ü savundu ve Atatürk düşmanlarına tepki gösterdi diye görevden aldı” demek hem ahmaklık hem de alçaklıktır. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Atatürk’e sevgisini, saygısını bu dünyada bilmeyen var mı? Türkiye Cumhuriyeti’nin değer yargılarını, sembolleri ve varlığını koruma ve yaşatma konusunda hangi duruşu gösterdiğini, mücadeleyi verdiğini görmeyen kör, duymayan sağırdır.

“Sinan Ateş’i Atatürk düşmanı Yavuz Bahadıroğlu’nu eleştirdiği için görevden aldı” diyen ahmak ve alçaklar, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Atatürk konusundaki hassasiyetinden dolayı Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a, Kadir Mısıroğlu’na, Atatürk’e hakaret eden, lanet okuyan sözde din adamlarına, yazarlara, siyasetçilere en ağır tepkileri gösterdiğini unuttular mı?

Son günlerde cinayet kaosunu siyasi fırsata çevirmeye çalışan Ümit Özdağ da böyle bir yalan ve iftiraya sarılarak çıktığı TELE1 isimli SOL’un tetikçi televizyon kanalında “Sinan Ateş neden görevden alınıyor. Bakın çok ilginç Atatürk’ü savunduğu için görevden alındı. Bir AK Partili Atatürk’e küfretti. O da Atatürk’e hakaret edene ağır bir cevap verdi. Yavuz Bahadıroğlu gitti ağlayarak Erdoğan’a onu şikâyet etti. Erdoğan da Bahçeli’ye telefon ederek ‘Bu ayıp oluyor, bu bizim arkadaşımıza neden küfür ediyor’ diye Sinan Ateş’i şikâyet etti. Devlet Bahçeli de Sinan Ateş’i görevden aldı. Bahçeli’nin sır dediği bu” şeklinde cümleleri kurdu.

Hay Allah belanızı versin. Çünkü siz artık akıl ve karakterle ilgili dualar kısmını çoktan kapatmışsınız. Ümit Özdağ senin de, Selçuk Özdağ senin de, FETÖ ve Sol’un tetikçi yazar, yorumcu ve siyasetçileri toptan sizin de… Bu yalana ve iftiraya sarılan kim varsa!

Şimdi hepinize soruyorum. Ben, Türkgün gazetesinin başyazarı ve Sayın Devlet Bahçeli’nin Basın Danışmanı olarak yıllardır Atatürk düşmanlarına karşı en ağır yazıları yazmadım mı? Hala da yazmaya devam etmiyor muyum? Daha iki hafta önce Atatürk düşmanlığı yapan Yeni Akit yazarı Mustafa Armağan’a en ağır yazıyı yazmadım mı?

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı Atatürk konusunda hassas davranmadığı için istifaya davet ettiğim yazım, ulusal haber kanallarında, gazetelerde, internet haber sayfalarında haberleştirilmedi mi?

Tarihçi Kadir Mısıroğlu’na, yazar-yorumcu Fatih Tezcan’a, eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a, Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan’a, Yeni Akit yazarı Kenan Alpay’a, Atatürk’e lanet okuyan imamlara, AK Parti yöneticisi Mahir Ünal’a ve daha nice isimlere Atatürk ve Cumhuriyet üzerinden en ağır yazıları yazmadım mı?

Ümit Özdağ gibi şizofrenlik temelinde fitne üretenler, iftira atanlar ben niye görevden alınmadım peki?

Ben, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı yapanlara karşı yazdığım bu yazılarımın hiç birinde Liderimiz Sayın Bahçeli tarafından zerre uyarılmadığım gibi zaten Atatürk sevgimizin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin değer yargılarına sahip çıkmamızın ilhamını da bizzat kendisinden almaktayız. O yüzden bu alçak iftira ve yalanlarınızla varabileceğiniz hiçbir nokta olmaz.

Sinan Ateş cinayetinin kaosu siyasi kazanç peşinde koşanları doğurmuştur. Bu kaos ortamında o kadar yalan, iftira, kara propaganda, yönlendirme, bilgi kirliliği servis ediliyor ki “Sinan Ateş Atatürk’e sahip çıktığı için görevden alındı” yalanı da böyle bir atmosferin ürünüdür.

Umarım, bu cinayet kaosu doğurganlığına devam etmeden her yönüyle aydınlanır. Kaostan beslenenler ve yeni kaos peşinde koşanlar için fırsat olmaktan çıkar. Bu dönem en çok dikkat edeceğimiz kara propagandalardır. “Kaos ortamında ne söylersek inanırlar” mantığında hareket edenlere karşı herkesin dikkatli olması gerekmektedir.