Kaptan değil miço, uzlaşı değil bahane

28.01.2021 10:00

Türkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmeler yaklaşık beş yıl sonra tekrar başladı. İstanbul’da yapılan ve bu görüşmelerin 61’inci ayağını teşkil eden toplantı, iki taraf arasında diplomasiye bir şans tanındığının göstergesi olarak kabul edilebilir. Hatta bu sürecin tekrar başlaması, bu ülkeler arasında buzların eriyeceğine ve sorunların çözüleceğine dair bir umut olarak da görülebilir. Bu gelişmeyle birlikte Türkiye için AB’nin kapısının biraz daha aralandığı bile iddia edilebilir. Ancak bunların hepsi, eğer Yunanistan’ın güvenilmez olduğu akıldan çıkarılır ya da unutulursa mümkündür. Yunanistan’ın alışılagelen tavrı göz ardı edilmediği takdirde, ümitvar olmak pek de mümkün görünmüyor.

Yunanistan’ın müzakerelere başlanmasından memnuniyet duyduğunu belirtirken dahi Türkiye’ye ön şart dayatmaya kalkması, “bu nasıl iyi niyet” dedirtmeye yeterli. Zira Yunanistan, “egemenlik alanımızdaki meselelerde aldığımız kararları tartışmayız” mealinde açıklamalarla görüşmelerin çok da ilerleyemeyeceğini şimdiden ortaya koyuyor. Yunan yetkililerin açıklamalarında, “AB yaptırımları” lafının hiç eksik olmaması da “gerçekten iyi niyet var mı” diye düşündürüyor.

Yunan Başbakan Miçotakis, ülkesinin Mısır ve İtalya ile imzaladığı deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmalara atıfla, “Türkiye ile aramızdaki Ege ve şimdi de Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının belirlenmesini amaçlıyoruz” şeklinde konuşmuş. “Ege Denizi’ndeki bazı adaların aidiyeti ile silahlandırılmaları konularının hiçbir Yunan hükümeti tarafından tartışılamayacağını” da belirten Miçotakis, anlaşmaya varılması hâlinde Türkiye-AB ilişkilerinin iyileşeceğini savunmuş.

Yapılan açıklamaya bakılırsa, Miçotakis’in söylemek istediği şey aslında şu: “Bizimle anlaşırsanız ne âlâ, yoksa Brüksel’deki abilerimiz yaptırımla karşınıza dikilir.” Aklınca aba altından sopa gösteren Yunan Miço, belli ki gemideki rolünün sadece miçoluk olduğunu, geminin kaptanı olmadığını, terfi etmesi için daha çok çalışması gerektiğini gayet iyi biliyor.

Yunan Miço’nun Ağustos 2020’de İyonya Denizi’nde kara sularını 12 mile çıkarma hamlesi de ne hikmetse Türkiye ile görüşmeler başlamadan birkaç gün önce alınıverdi. Yunan Parlamentosundaki 300 vekilden hiçbiri, Arnavutluk ile sorun yaratma potansiyeli taşıyan bu karara itiraz etmedi, bir kişi bile aleyhte oy kullanmadı. AB üyeliği bekleyen Arnavutluk da Yunanistan’ın şantajı sebebiyle denizdeki yetki alanının daraltılmasına gık diyemedi. Yunan Dışişleri Bakanı Dendias bu kararla “Yunanistan’ın egemenlik sahasının 13 bin kilometrekare genişlediğini” söylerken pek gururlanmış olmalı.

Türkiye ile görüşmelerin hemen arifesinde bunu yapanlar, Ege’de de sınırını genişletebileceklerini defalarca dile getirmişlerdi ve bundan vazgeçtiklerine dair en ufak bir işaret yok. Türkiye bu yöndeki bir adımı “savaş sebebi saymaktan vazgeçtim” dese, Yunanistan’ın görüşmeleri bitirip derhâl 12 mil ilanında bulunacağından eminim.

Ancak, Türkiye’nin Arnavutluk olmadığını en iyi bilen Yunanistan olsa gerek. Atina, “Türkiye ile görüştük ama sonuç alamadığımız için sınırımızı Ege’de de 12 mile çıkarma kararı almak zorunda kaldık” diyebilmek için bahane arıyor olabilir. AB’deki abilerine “biz Ankara’yla masaya oturduk ama bunlar anlaşmaya yanaşmıyor” demek için gün sayıyor olabilir. 61 görüşmede çözülemeyen sorunları hâlletmek için 61 görüşme daha yapmaya hiç niyetli olmayabilir.

Atina’nın Brüksel’den aldığı “Türkiye ile masaya otur” talimatını yerine getirmiş ancak Türkiye’yle hiçbir sorununu da çözmemiş bir şekilde istikşafi görüşmelerin sona ermesi hâlinde kimse şaşırmamalı. Eğer Atina, iddia edildiği üzere, 62. görüşme için Osmanlı’ya karşı 1821’de başlayan ayaklanmanın 200. yıl dönümü olan 25 Mart tarihini seçerse, Yunanistan’ın bu görüşmelere kerhen girdiğinden ve asıl niyetinin de uzlaşma değil bahane aramak olduğundan kimse şüphe duymamalı.