Kırgız-Tacik sınır çatışmaları

04.05.2021 09:59

2021 yılı, Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazanmasının 30. yılına tekabül ediyor. Dost ve kardeş ülkelerin bu otuz sene içerisinde önemli bir değişim geçirdiğini, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ilişkilerinin Sovyet dönemine kıyasla çok daha ileri bir noktaya taşındığını söylemek mümkün. Türk Konseyi, TÜRKPA ve TÜRKSOY gibi uluslararası kuruluşlarda öncülük eden Türkiye’nin bölgedeki görünürlüğünün ve etkisinin ciddi manada arttığı da bir gerçek. Ancak, Sovyet döneminden kalan bazı sorun alanlarının hâlâ mevcut olduğu ve patlamaya hazır bomba gibi beklediğini de kabul etmek gerek. Nitekim, geçtiğimiz hafta KırgızTacik sınırında yaşanan çatışmalar, Sovyet mirasının hâlen bu bölgenin istikrar ve huzuruna gölge düşürebileceğini bir kez daha gösterdi.

SSCB’nin ilk yıllarında Türk cumhuriyetleri arasında sınırlar çizilirken ülkeler arasında karşılıklı bağımlılık yaratılması hedeflenmişti. Örneğin, dünyanın en önde gelen pamuk üreticilerinden olan Özbekistan, pamuk için çok ihtiyaç duyulan su kaynaklarına sahip değildi. Sovyetler, Özbekistan’ı pamuk üretiminin merkezi yapmakla, Kırgızistan’ın devasa su kaynaklarına bağımlı hâle gelmesini de sağlamıştı. Özbekler Kırgızistan’ın suyuna, Kırgızlar ise Özbekistan’ın doğal gazına bağımlı kılındı. Moskova, bu yöntemle iki ülkenin birbiriyle iyi geçinmek zorunda kalacağını öngörmüştü.

Sovyetler, bölgeyi şekillendirirken sınırları da benzer bir amaç için araç hâline getirdi. Karmaşık bir şekilde belirlenen kısmen de muğlak bırakılan sınırlar, kriz potansiyeli taşıyacak şekilde dizayn edildi. Özellikle Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın sınırlarının kesiştiği Fergana Vadisi bölgesinde, potansiyel bir sorun alanı olarak belirdi. Hâlihazırda, Kırgızistan ile Tacikistan arasındaki 984 km uzunluğundaki sınırın 504 km’lik bölümünün demarkasyonu için taraflar anlaşmaya varılabildi. Tacikistan ile Özbekistan arasındaki sınır da ancak 2016’da bütünüyle çözümlenebildi.

Meselenin sadece sınırların çizilememiş olmasından kaynaklanmadığı da açık. Esas sorun, Fergana’da kesişen üç ülkenin her birinin toprakları içerisinde bir diğer ülkeye ait toprak parçalarının (anklav) bulunması. Üç ülkede toplam 8 anklav bulunuyor. Kırgızistan’da Özbekistan’a ait Şahimerdan, Soh, Çongara ve Cangayil; Tacikistan’a ait Voruh ve Batı Kalaça anklavları, Özbekistan'da da Kırgızistan’a ait Barak köyü ve Tacikistan’a ait Sarvak anklavları yer alıyor. Bu durum da Sovyetlerin bilinçli bir şekilde her ülkeyi tehdit eden bir sorun alanı oluşturma politikasının bir sonucu. Ayrıca, bölgedeki su ve mera kaynaklarının paylaşımı konusundaki belirsizlik, anlaşmazlıkların çözümünü daha da zorlaştırıyor.

SSCB döneminde merkezi yönetim makamı olan Moskova, bu sorun alanının krize dönüşmeden sürdürülebilmesini sağladı. Ancak, bağımsızlıkların kazanılması ve üst otorite olan Moskova’nın aradan çekilmesiyle sınırlardaki belirsizlikler ülkeler arasında ciddi anlaşmazlıkların patlak vermesine sebep oldu. Geçtiğimiz hafta yaşanan ve çok sayıda kişinin hayatına mal olan sınır çatışmaları da bunlardan biriydi.

Son çatışmalar her iki tarafın da hak iddia ettiği Golovnoye Su İstasyonu’ndan kimin ne kadar kullandığı üzerine çıkan anlaşmazlığın bir sonucu oldu. Taciklerin su istasyonunu takip etmek amacıyla bölgeye kamera yerleştirmeye çalışılması üzerine Kırgızların Vorukh’a giden yolu kapatmaları neticesinde başlayan kavga, 29 Nisan 2021 tarihinde iki ülke sınır muhafızları arasında sıcak çatışmaya kadar tırmandı. 29 Nisan’da gerilimin düşürülmesi için önce iki ülkenin bölge valileri, akşam saatlerinde de Dışişleri Bakanları arasında yapılan temaslarda, ateşkes ilanı ve çatışan askerî unsurların eski pozisyonlarına dönmeleri kararlaştırıldı.

Görünen o ki 30 yıldır çözülemeyen sınır ve su paylaşımı ihtilafları, ramazan ayında bile iki Müslüman ülkenin birbiriyle çatışmasına ve 40’a yakın kişinin hayatını kaybetmesine sebep olabiliyor. Bu durum, Türkiye’nin bölgedeki anlaşmazlıkların çözümü için daha aktif çaba sarf etmesi gerektiğine de işaret ediyor. Bölgeye Sovyetlerden miras kalan ve bir türlü hâlledilemeyen bu sorunların kalıcı bir şekilde çözümü için Türkiye elini taşın altına koymayı daha ciddi şekilde düşünmeli.