15-20 bin yıl önce kurtlardan evcilleştirilmeye başladığımız köpekler, insanlık tarihinin yazımında önemli yan rollerden birisine sahip oldu. İnsanoğlu dünyaya, doğaya, canlılara uyguladığı pragmatist tarifeyi köpeklere de uygulayarak onları türlü işlerinde kullandı. Avlanmada, korumada, insana binlerce yıldır yarenlik eden bu canlıların bir seçim hakkı olsaydı elbette doğal yaşam alanlarını terk ederek sonu belirsiz bir maceraya atılmazlardı. Fakat insanın fıtratı, her şeyi kendisine uydurmaktan ibaret...

Günümüzde bu dostlarımızın nüfusu kontrolden çıkmış durumda ve bu durum ciddi toplumsal sorunlar yaratmaya başladı. Sokaklarda sürü halinde gezen köpeklerin insanlar adına yarattığı yaşamsal bir tehdit var. Sürü mantığıyla hareket eden köpeklerin liderlerinin komutlarıyla insanlara saldırdığı birçok olay vuku buldu ve her gün yeni vakalar yaşanmaya devam ediyor. Özellikle çocuklar bu saldırılardan en çok etkilenenler arasında yer alıyor. Isırılan, kuduz tehlikesiyle yüz yüze kalan ve hatta köpekten kaçarken arabaların altında kalan çocuklarımızın haberleri hepimizin yüreğini burkuyor. Diğer yanda ise kendilerine hayvansever diyen ama hiçbir hayvana göstermedikleri ilgi ve şefkati köpekler üzerinde yoğunlaştırarak adeta bir insan düşmanlığı sergileyen köpeksever bir kesimin bu sorunun çözümüne yönelik adımların atılmasını zorlaştırması gibi bir durum var.

Elbette, tüm canlıların yaşam hakkına saygı gösteren bir düzenleme gerekiyor. Başıboş köpek meselesinin rasyonel bir çözüme ulaştırılması için uzmanların, ilgili STK’ların, siyaset kurumunun ortak bir çalışma yapması şart. Fakat bu adımlar, dostlar cumada görsün keyfiyetiyle değil, sokaklarda dolaşan köpeklerin bir an önce kontrol altına alınması bilinciyle yapılmalı ve en kısa sürede nihayete erdirilmeli.

Bugün Türkiye, zamanında atılmayan adımların bedelini topluca ödemek zorunda. Eğer bu adımlar bugün de atılmazsa, yarınki nesillere çok daha büyük bir sorunun miras kalacağı açık. Köpek popülasyonunun yakın bir gelecekte kontrolden tamamen çıkarak 60 milyona ulaşması, hem insanlar hem de köpekler için daha büyük trajedilere yol açabilir.

Bu süreçte, hayvan haklarını savunanların da, toplumsal güvenliği düşünenlerin de ortak bir zeminde buluşarak, tüm canlıların huzur içinde yaşadığı bir düzen oluşturması lazım. Bugünün sorumluluklarını yerine getirmeyenler yarının vicdan azabını taşımak zorunda kalabilirler.