MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, TÜRKGÜN'e konuştu: Gün, birlik, dirlik ve dayanışma günüdür

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Prof. Dr. E. Semih Yalçın, gazetemiz TÜRKGÜN'e özel açıklamalarda bulundu.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, TÜRKGÜN'e konuştu: Gün, birlik, dirlik ve dayanışma günüdür
15.09.2019 10:53

İşte Yalçın'ın o açıklamasının tam metni:

Diyarbakır anneleri, geride bıraktığımız yerel seçim sonuçlarından rüzgâr alan partilerden HDP’nin balonunu pek çabuk söndürmüştür.
Ülke çapında ve bölgede barış iklimini üç buçuk çapulcunun ve bölücü bir partinin değil, Türk egemenliğinin sağlayabileceğini unutanlar, gerçekle bir kez daha yüz yüze gelmişlerdir.
PKK’nın siyasi kanadı tarafından dağa kaçırılan oğlunu kurtarmak amacıyla HDP’nin Diyarbakır’daki il binasının önünde eylem başlatan Hacire Ana’nın yiğit çıkışı, sindirilmiş yığınları harekete geçirmiş; bastırılmış tepkileri açığa çıkararak büyük bir kampanyanın kapısını aralamıştır.


Sayıları her geçen gün artan acılı annelerin HDP/PKK’ya karşı çıkışı, meseleyi artık hem bir hürriyet hem de barış ve huzur davası hâline getirmiştir.
Ülkede siyasal ve toplumsa barışı sağlama iddiasındaki HDP’nin çirkin yüzü ve Anadolu’dan Kandil’e uzanan teröre militan temin etme trafiğinin tertipleyicisi olduğu bir kez daha ayan beyan ortaya çıkmıştır.
Çoğu henüz büluğ çağına ermiş körpe gençleri dağa kaçırarak onları birer ölüm ve cinayet makinesi, birer azılı suçlu hâline getiren tezgâhın merkezindeki HDP’ye sonunda bölge halkı isyan bayrağını açmış; bu hareket, yurdun dört bir yanından gelen yüreği yanık anne ve babalar tarafından desteklenmeye başlamıştır.
Bütün bu gelişmeler, devletin terörle mücadelede gösterdiği sebat ve kararlılığın bir sonucudur. Büyük fedakârlıklar ve sayısız şehitle teröre karşı yürütülen amansız mücadele sonuç vermeye başlamıştır.
Devletin güven ortamını sağlaması, PKK’dan rahatsız ama sindirilmiş, suskun ve çaresiz ailelere bölücü örgütten hesap sorabilecek, sorumluların yakasına yapışabilecek vasatı hazırlamıştır. Bu, devletimizin başarısıdır.
MHP sözcüleri, yıllarca HDP’ye ve bu partinin geçmişteki versiyonlarına defalarca “Çekin ellerinizi Kürt kökenli gençlerin üzerinden!” diye seslenmiştir. MHP, yıllardır “Bu böyle gitmeyecek, çocukları dağa kaçırılarak boş hayaller uğruna militanlaştırılan analar bir gün bunların yakasına yapışacak. ‘Evlatlarımızı niye kırdırıyorsunuz?’ diye hesap soracak.” demiştir. Lakin PKK’nın siyasi kanadı, inatla insan ticaretini ve kanlı terör eylemlerini sürdürmüştür. Emperyal güçlerin, küresel aktörlerin taşeronluğundan vazgeçmemiştir.
Ancak her geçen zaman HDP/PKK’nin aleyhine işlemiştir. Çocuklarının kanı üzerinden siyaset yapan bölücü örgütün siyasi temsilcisine sonunda en büyük tepkiyi sonunda bölge halkı, evlatlarının akıbetine ağlayan analar vermiştir.
MHP yine haklı çıkmıştır.
Sorumsuz İP Müdiresinin iddia ettiğinin aksine, evlatlarını kaçıran PKK’dan onları geri isteyen anaların adresi devlet kapısı değil, elbette bölücü örgütün siyasi kanadıdır. Bu sebepledir ki anaların HDP Diyarbakır il binasının önünü seslerini duyurmak için seçmeleri çok isabetli olmuştur.
Demokrasimizin nimetlerinden istifade eden ve halkın oylarından aldığı gücü demokratik meşruiyetin sınırlarının ötesine taşıyıp PKK’yı meşrulaştırmak için kullanan, çocuklarını kanlı terör makinelerine dönüştüren HDP’ye ana ve babaların tepki göstermeleri, bu partiden hesap sormaları çok normaldir.
Terör eylemlerinde çocukların ölmesinden, masumlarının kanının akmasından devlet değil, HDP/PKK’nın sorumlu olduğunu herkes pekiyi bilmektedir.
Teröre karşı operasyonlar yapılıyor ve sonuçta teröristler ölüyorsa bu devletin kan emiciliği, kendi vatandaşının kanını acımasızca akıtması olarak değerlendirilebilir mi?
Varlığına kasteden silahlı hareketlere, her devlet şiddet ve kararlılıkla karşılık verir. Bu; devlet olmanın, var olmanın, egemenlik ve bütünlüğünü korumanın gereğidir.
Elbette hesap sorulması gereken, terör eylemlerinin taşeronları, tertipçileri ve failleridir.
HDP, Kürt kökenli vatandaşlarımızın ikinci sınıf insan muamelesi ve zulüm gördüğünü öne sürerek bölge insanının hassasiyetlerini ve inançlarını kaşımakta, sözde Kürdistan’ın bağımsızlığı için mücadele ettiğini söylemektedir.
Oysa sadece bölgede değil, Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımız etle tırnak gibi toplumla kenetlenmiş, sosyal yapının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. İstanbul’daki, İzmir’deki Mersin’deki insanları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Üstelik Kürt kökenliler de, diğer etnik kökenli vatandaşlarımız da ülkede fırsat eşitliğinden ve teşebbüs hürriyetinden yararlanmaktadır. Onlardan başbakan, cumhurbaşkanı, bakan, milletvekili ve iş adamı çıkmaktadır. Türkiye’nin imkân ve zenginlikleri hakça paylaşılmaktadır. Ayrıca yasalar önünde herkes eşit muamele görmekte, etnik aidiyetler üzerinden tercih yapılmamaktadır.
Kürt kökenli vatandaşlarımızın dışlandığına, ikinci sınıf insan muamelesi gördüğüne tek örnek gösterilemez. Devlet, bir etnik veya dinî grubu hedef alarak hareket etmez ama bunlar içinden varlığına kasteden, başkaldıran silahlı gruplar türerse gereğini kararlılıkla yerine getirir. Bu olgu, bütün dünyada aynıdır. Mesela İspanya’da devletin bütünlüğünü tehdit eden hareketlere yeltenen politikacılar en ağır cezalara çarptırılmışlardır. Devlet; Katalonya özerk yönetiminin başbakanını ve bakanlarını ayrılıkçı, bölücü eylemlerinden dolayı tutuklamış ve siyasetten men etmiştir.
Türkiye açısından asıl ayrımcılık, kendini bin yılı aşan bir arada yaşama kültüründen ve birliktelikten soyutlamaktır. İşte HDP/PKK da bu ayrılıkçılık ve soyutlama çabası içindedir.
Yakın bir zamana kadar sindirme, baskı, zulüm, işkence ve cinayetlerle halkı susturmayı başaran HDP için yolun sonu görünmüştür. Sadece bölge halkının değil, bütün Türkiye’de çocukları ailelerinden koparılarak alçakça eylemler için eğitilen anne ve babaların da sesi yükselmiştir. Ana ve babaların feryadı sadece HDP Diyarbakır il binasının önüne değil, bir çığlık gibi ülkenin dört bir yanına ulaşmıştır.
Artık bunun dönüşü yoktur. Bu süreç, evlatlarını suç makinesi ve terör aleti durumuna getiren bölücü örgütün eli kolu tamamen koparılıncaya, HDP’nin Kandil’le eleman temin etme çabaları tamamen bitirilinceye kadar devam edecektir.
HDP/PKK’nın, Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada yükselişinin önüne geçmek isteyen küresel aktörlerin maşası olduğu artık kimse için sır değildir.
Şurası asla unutulmamalıdır ki Anadolu’da Türk hâkimiyetinin, Türk esenliğinin olmadığı bir hayat, sadece kendi coğrafyamızın parçalanmasıyla sonuçlanmayacak, bölgesel kaosu kalıcı kılacaktır.
Türkiye’nin egemen ve güçlü bir devlet olarak ayakta durmadığı bir Ortadoğu’da yangın durmayacaktır.
Türkiyesiz bir Ortadoğu, vaktiyle sadece Osmanlının bir arada barış içinde yaşamalarını sağlayabildiği etnik ve dinî grupların birbirini boğazlamaya devam etmesi demektir. Hatta daha da ötesi, Ortadoğu’da kıyamete kadar sürecek bir fitnenin ve karışıklığın hâkim olması demektir.
Türkiye; sadece bölgede değil, dünyada da barış ve istikrara katkıda bulunan tarihî bir misyona sahiptir. Yaşadığımız coğrafya kadar genetik kodlarımız ve şanlı geçmişimiz de Türkiye’ye bu misyonu tabii bir vecibe, tarihî bir görev olarak yüklemiştir.
Türkiye, Irak ve Suriye gibi Batılı ülkeler tarafından terör bataklığına saplanmış ülkelere huzur, sükûn ve istikrar getirmek için, bu ülkelerin toprak bütünlüğü için çabalarken içeride teröre karşı amansız bir mücadele vermektedir.
Güney hudutlarının güvenliğini garanti altına almayı hedefleyen askerî operasyonların ve güvenli bölge oluşturma gayretlerinin nihai sonuç vermesi, bir bakıma içeride terörün kalıcı olarak bitirilmesine bağlıdır.
Türkiye sınır ötesinde uluslararası hukuktan aldığı meşruiyetle güvenliğini sağlamaya çalışırken içeride bizi sırtımızdan hançerleyen hain ellerin kalıcı olarak kırılması; PKK, FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin tamamen etkisizleştirilmesi hayati önem arz etmektedir.
HDP/PKK’nın siyasi stratejisi ve taktikleri; tıpkı Osmanlı ordusu Birinci Dünya Savaşı sırasında savaşırken cephe gerisinde sivil halka saldıran, silahlı gruplar oluşturarak Osmanlı ordusunu arkadan vurmaya çalışan ayrılıkçı Ermeni ve Rum çetelerinin eylemlerini hatırlatmaktadır. Çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 500 binden fazla Türk ve Müslüman bu çetelerin saldırılarında hayatını kaybetmiştir. Devlet tehcir kararı alınca da emperyalist ülkeler büyük gürültü koparmıştır. Cephe gerisinde soykırıma uğrayan Türkler olduğu hâlde, 35-40 bini aşmayan kayıplarını on katına çıkaran Ermeni diasporası, sonraları, “Türkler bizi soykırımdan geçirdi.” diye temelsiz iddialara sarılmıştır.
Tarih tekerrürden ibaret olsa da Türk milleti benzer oyunun sahnelenmesine bir daha asla izin vermeyecektir. Bin yıllık kardeşlik hukuku küresel aktörlerin oyunlaranı bozacak kadar sağlam ve bağlayıcıdır. Temelinde de kederde ve kıvançta ortaklık; inanç, kader ve gönül birliği yatmaktadır.
Bu bağlamda anaların Diyarbakır’dan yükselen ve hem Türkiye’nin tarihî misyonunu hem de bin yıllık kardeşlik hukukunu temiz vicdanlara bir kez daha hatırlatan çığlığı, devletin terörle mücadelede elini güçlendirecektir. Zaten çok güçlü olan halk desteğini daha da kuvvetlendirecektir.
HDP/PKK’nın militan temini ve üretimi girişimlerinin tamamen son bulması, elbette Türkiye’nin terörle mücadeledeki bölgesel çabalarını da başarıya götürecektir.
O bakımdan; Diyarbakır’da bütün tehditlere, korkutma ve yıldırma çabalarına direnen cesur analara devletimizle beraber bütün toplum kesimleri, bütün siyasiler, bütün sivil toplum örgütleri canı gönülden destek vermelidir.
Gün; birlik, dirlik ve dayanışma günüdür.

 

Yorumlar