MHP'den "Toplum, Kadın ve Şiddet" sempozyumu

MHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Depboylu, "Sokak ortasında, adliye önünde, ev veya meskenlerin içinde, iş yerlerinde hunharca öldürülen kadınlar sadece Türkiye’nin değil, sadece bölge ülkelerinin değil, tüm insanlığın kanayan yarası, kanatlanmış çığlığıdır." dedi.

MHP'den "Toplum, Kadın ve Şiddet" sempozyumu
18.10.2019 17:05

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin himayesinde gerçekleştirilen ve 3 gün sürecek "Toplum, Kadın ve Şiddet" temalı sempozyum Meyra Otel'de başladı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan MHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Depboylu şunları söyledi:

Saygıdeğer Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Beyefendinin Himayelerinde gerçekleştirmekte olduğumuz; “Toplum, Kadın ve Şiddet” konularının sorunlar ve çözümleriyle birlikte disiplinler arası ele alındığı, 1. MHP KAÇEP Sempozyumumuzda sizleri aramızda görmekten onur duyuyoruz; hoş geldiniz.

Konuşmama başlamadan önce yürütülmekte olan Barış Pınarı Harekâtında görev alan kahraman Mehmetçiklerimize selam, sevgi ve saygılarımızla kutlu bir zafer; bugüne değin vatan müdafaasında şehit olan kahramanlarımıza Allahtan rahmet diliyoruz.

Elim bir kaza sonucu aramızdan ayrılan, Hakka yürüyen Genel Başkan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Edip Semih Yalçın Beyefendinin kıymetli evladı Turan İlteber Yalçın kardeşimize de Allah’tan rahmet; acılı annesi, kardeşleri, eşi ve sevenlerine sabır diliyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi, elli yıllık şanlı ve de şerefli siyasi geçmişi ile Türk milletinin güvenini hakkıyla kazanmış, Türkiye siyasetinin güvenilir, istikrarlı, ilkeli ve güçlü bir siyasi kurumu olarak varlığını sürdürmüştür.

Aziz Milletimizin ve Kutlu Devletimizin bekası ile ilgili hassasiyeti gereği; yaşanan ve yaşanması ihtimal olan sorunların çözümü, ihtiyaç duyulan tavrın ortaya konması ve bilimsel çözüm önerilerinin geliştirilmesi için gereken sorumluluğu daima üstlenmiştir.

Üstlendiği sorumluluklara yönelik görevini yerine getirirken, Dokuz Işık doktrininden aldığı feyz ile ilimcilik ilkesini kendisine yol gösteren değerli bir öğreti kabul etmiştir.

Bilimsel bilgiye verdiğimiz değer ile olaylara ve de yaşanan sorunlara yaklaşım tarzımız; mevcut bilgilerimiz ile birlikte yenilenen ve gelişen bilgileri takip etmek; düşünen, geliştiren, üreten ve öğreten bilim insanlarımıza danışmak, onlarla birlikte çalışmak ve de onları desteklemek çerçevesinde şekillenmiştir.

İlim sadece teknolojik alanla sınırlı değildir. Sosyal ve kültürel yaşama ilişkili olan ilim dalları bugün yaşadığımız, belki de bizi en çok üzen ve en fazla sıkıntıyı yaşatan sorunların çözümü için önem ve değer kazanan bilim alanlarıdır.

 Mekanı Cennet Başbuğumuz Merhum Alparslan Türkeş Bey, bizlere yol gösteren dokuz ışık doktriniyle sunduğu ilkelerden biri olan ilimcilik ilkesinde. “ilim, kültür ve kalkınma” ilişkisini şu şekilde açıklamıştı:

“Unutmamak gerekir ki milletler tıpkı insanlar gibidir. Nasıl ki kalbi, beyni ve kanı olmayan insan yaşayamazsa milletler de kalpsiz, beyinsiz ve kansız yaşayamaz. Bir milletin kalbi kültürü, beyni siyasi düzeni, kanı ise ekonomisidir.”

Kalbi olmayan bir insan yaşayamıyorsa, kültürünü kaybetmiş bir milletin varlığını sürdürebilmesi de muhtemel değildir.

Korumakla yükümlü olduğumuz kültür varlığımız ve onun üzerinde şekillenmiş olan Türk Devlet geleneğinin her çağın yeni şartları içerisinde kendini güncelleyebilmesi; varlığını tehdit eden etkenlere karşı güçlü durabilmesi açısından önemlidir. 

Bunu başarabilmek için, öncelikle aziz milletimizin sosyal ve kültürel yapısı içerisinde fertlerin ve aile kurumunun korunması; aileyi güçlü kılan, canından can vererek dünyaya getirdiği ve yetiştirdiği nesillerle toplumu var kılan kadınlarımızın tarihî süreçte üstlendiği rolün sürekliliğinin sağlanması, millî geleceğimizin inşası bakımından büyük bir öneme sahiptir.

Türk kadınının, kadim tarihimizin derinliklerinden günümüze ulaşan şahsiyetli, dirayetli duruşunun, devletin ve milletin bekası için üstlendiği rolün devam etmesi, bilimsel bilgiye dayalı sürdürülebilir politikaların geliştirilmesine bağlıdır.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de ifade ettiği gibi;

Daha emin ve daha doğru yürüyeceğimiz bir yol vardır: Büyük Türk Kadınını çalışmalarımıza ortak kılmaktır.

Şüphesiz ki bir toplumu oluşturan yaşı, cinsiyeti, işi, konumu ne olursa olsun, her bireyin yaşadığı veya yaşayabileceği sorunlar mevcuttur. Bizim için her şahısın değeri büyüktür, eşsizdir. Ancak günümüzde karşılaştığımız acı ve üzücü olayları dikkate aldığımızda; kadınlarımıza öncelik tanıyarak ele almamız ve çözmemiz gereken pek çok sorun olduğunu görmekteyiz.

Liderimiz, Saygıdeğer Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Beyefendi, 6 Mart 2018’de gerçekleşen grup toplantısında kadınlarımızın değerini ve yaşanılan sorunları şu şekilde dile getirmişti:

“Biz kadın deyince ne anlamalıyız?

Beşik sallayan anne, çocuğunu doyurup, giydirip büyüten ebeveyn mi?

Biz kadın denildiğinde neyi görmeliyiz?

Evini çekip çeviren, eşine destek veren, aşını işini dert eden bir fedakârlık anıtı mı?

Biz kadını nasıl tarif etmeliyiz?

Şeref ve namus timsali, ar ve iffet simgesi mi?

Kadına baktığımızda neyin mahcubiyetini yaşamalıyız?

Dinmeyen şiddetin mi? Verilmeyen değerin mi? Eksilmeyen istismar ve cinayetlerin mi?

Kadına baktığımızda bu söylediklerimin hepsi fazlasıyla vardır ve karşımızdadır.

En temel sorun, en bariz ayıp kadının bir insan olduğu gerçeğinin unutuluyor, umursanmıyor oluşudur.

Kadın her şeyden önce bir insan, her şeyden önce eşref-i mahlûkattır.

Bozkırın tezenesi merhum Neşet Ertaş kadınları tarif ederken; “Kadınlar insandır, biz ise insanoğlu” sözüyle muazzam bir teşhis hüneri göstermiş, mutlak bir doğruya temas etmiştir.

Ancak kadınların gönülleri yıkılmaktadır.

Kadınlar şiddete, istismara, tacize maruz kalmaktadır ki, bu dehşet tablosu insanım diyen, vicdan sahibi her kişi için utançtır.

Hz. Mevlana diyor ki: “Gönül yıkmak, Kâbe yıkmaktan daha büyük bir günahtır.”

Peki, yıkılanı nasıl onaracağız?

Yıkımı nasıl engelleyeceğiz?

Düşeni nasıl ayağa kaldıracağız?

Fiziksel, duygusal, psikolojik şiddete uğrayan kadınlarımıza ne diyeceğiz, onlarla nasıl helalleşeceğiz?

Sürekli kadına şiddetten yakınma vardır, konu herkesin dilindedir.

Sokak ortasında, adliye önünde, ev veya meskenlerin içinde, işyerlerinde hunharca öldürülen kadınlar sadece Türkiye’nin değil, sadece bölge ülkelerinin değil, tüm insanlığın kanayan yarası, kanatlanmış çığlığıdır.

Bu çığlık masumdur, bu çığlığın gözü yaşlıdır.”

Saygıdeğer Genel Başkanımızın yapmış olduğu bu konuşmayla yönelttiği her soru, bizim üzerinde çalışarak çözüm üretmemiz gereken görevlerdir.

Zira sıraladığı sorularla işaret ettiği bu sorunlar, çözümüne ilişkin çalışılması için kendilerinin bize verdiği talimattır.

Bu durumda yapabileceğimiz en değerli çalışma şüphesiz ki bilimsel temellere dayalı olarak üretilecek olan politikalardır.

Bugüne kadar, tarihimizde ve kültürümüzde kadının yeri, önemi ve yaşadığı sorunlara ilişkin pek çok bilimsel çalışma yapılmıştır. Ayrıca son yıllarda başta üniversiteler olmak üzere, çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet konusunu ele alan bilimsel çalışmalar da yapılmıştır.

Bu bağlamda; akademik olarak üretilen bilimsel bilginin uygulamaya aktarılması; doğru, etkili ve sürdürülebilir politikaların geliştirilebilmesi amacıyla kadınlarımızın yaşamında karşılaştığı sorunların belirlenerek, mevcut ve olası sorunların çözümüne ilişkin sonuçlar elde edebilmek amacıyla  “Toplum, Kadın ve Şiddet” konulu bu sempozyumu düzenleme kararı aldık.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur:

"Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir: Allah'ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse; Allah'ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse." 

Bizler de Sevgili Peygamberimizin bu öğüdüyle ilim öğreneceğiz, sahip olduğumuz ilmi bilgi ve tecrübeleri paylaşacağız ve de ilimle yerli yerince hükmeden kanunlar ve mevzuatları oluşturmak üzere politikalar üreteceğiz.

Bilginin eyleme geçmesi ve önerilerin muhataplarına ulaşması konusunda siyaset kurumunun köprü vazifesi göreceği düşüncesiyle, değerli bilim insanlarının ve alanlarında çalışmalar yapan araştırmacıların katılacağı bilgi şölenimizde; sosyal yaşamda başta şiddet olmak üzere, önemli problemlerin çözümüne yönelik sunulacak bilimsel bildiriler ve katılımcıların değerli katkılarıyla “toplum, kadın ve şiddet” konularını birlikte ele alarak, mevcut sorunlara çareler arayacağız.

Sempozyumumuzda gerçekleşecek olan iki panel, iki konferans ve 66 bildirinin yer aldığı 17 oturumda, “Toplum, Kadın ve Şiddet” konularıyla ilişkili olan bilimsel çalışma ve sunumların sahibi olan alanında uzman kıymetli bildiri sahibi katılımcılarımız değerli bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşacaklar.

Bilime, bilgiye değer veren, öğrenmek arzusuyla bugün buraya teşrif eden siz değerli konuklarımıza ve bu güzide topluluğa hitap etmek üzere kıymetli bilgilerini bizlerle paylaşacak olan panelistlerimiz, bilim insanlarımız ve araştırmacılarımıza teşekkür ediyor; saygılarımı sunuyorum.

 

 

 

Yorumlar