MHP İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu, TBMM Genel Kurulunda Hazine ve Maliye Bakanlığının 2024 yılı bütçesi üzerinde konuştu.

MHP'li Aksu'nun açıklaması şu şekilde;

Türkiye ekonomisi ilk yüz yılında küresel ekonomi politikalarında yaşanan dönüşüm çerçevesinde zorlukları aşarak uluslararası toplumun saygın bir üyesi, dikkat çeken önemli bir aktörü hâline gelmiştir. Yüz yıllık tecrübeden sonra Türkiye sahip olduğu genç nüfusu, kurumsallaşmış ekonomisi ve üretim kapasitesiyle Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde büyük atılımlar gerçekleştirme potansiyeline sahiptir. Küresel ekonomi Covid-19 salgını ve Ukrayna-Rusya savaşıyla başlayan sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Türkiye, bu süreçte zamanında aldığı tedbirlerle büyüyen, istihdam yaratan ve vatandaşlarını enflasyona ezdirmeme kararlılığıyla hareket eden bir ülke olmuştur. Küresel ekonomi 2021 yılındaki güçlü toparlanmadan sonra savaş kaynaklı belirsizlikler, ticaret kısıtlamaları, tedarik sürecindeki aksaklıklar, enerji ve gıda arzındaki kesintiler nedeniyle 2022 yılında ivme kaybetmiştir. Küresel enflasyondaki yüksek seyir özellikle gelişmiş ekonomilerde parasal sıkılaşmayla birlikte daralmayı beraberinde getirmiştir. Bu konjonktürel dalgalanmalar Türkiye ekonomisini de etkilemiştir. Bununla beraber Türkiye, küresel ekonomide süreğenleşen kriz iklimi ve jeopolitik gerginliklere rağmen 2022 yılında yüzde 5,5 büyüme oranı ile on üç yıllık kesintisiz büyüme eğilimini sürdürmüştür. Asrın felaketi depremin yaşandığı bir dönemde 2023 yılının birinci çeyreğinde yüzde 4; ikinci çeyreğinde yüzde 3,9; üçüncü çeyreğinde ise yüzde 5,9 büyüyerek 13 çeyrektir kesintisiz ve güçlü bir büyüme başarısı sağlamıştır. Yılın ilk yarısında özel tüketim öncülüğünde büyümenin sürükleyicisi olan yurt içi nihai talebin büyümeye verdiği katkı üçüncü çeyrekte azalırken yatırım ve ihracatın büyümeye katkısı artmıştır. Yatırım harcamaları yıllık yüzde 14,7 artarak büyümeye yüzde 3,4 oranında katkı sağlamış, yatırım kalemleri arasında en yüksek katkı ise yüzde 23,7’yle, 16 çeyrektir büyümenin sürükleyicisi olan makine ve teçhizat yatırımlarından gelmiştir. Türkiye ekonomisinin yılın ilk üç çeyreğinde yakaladığı performansı sürdürerek 2023 yılının tamamında da dengeli bir iç ve dış talep kompozisyonuyla yüzde 4,4 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir. Türkiye, büyümesine bağlı olarak OECD ülkeleri arasında istihdamını en fazla artıran ülkelerden biridir. Ekim ayında toplam istihdamı 31 milyon 835 bin kişiye çıkararak işsizlik oranı da on bir yılın en düşük seviyesi olan yüzde 8,5’e gerilemiştir. Son yıllarda başarı gösteren alanlardan biri de ihracatımızdır. İhracat 2022 yılında 254,2 milyar dolar olurken ülkemizin küresel mal ihracatından aldığı pay da yüzde 1’in üzerine çıkmıştır. 2023 yılında dünya genelinde uygulanan sıkı para politikaları ve küresel ticarette ivme kaybına rağmen ihracatımız ocak-kasım döneminde önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,7 oranında artarken ithalat yüzde 0,5 oranında artmış ve dış ticaret dengesi olumlu etkilenmiştir. 2022 yılında ihracatta ve turizm gelirlerindeki artışa rağmen enerji fiyatlarında ve altın ithalatındaki artışın olumsuz etkisiyle cari işlemler açığının gayri safi yurt içi hasılaya oranı yüzde 5,4 olarak gerçekleşmiş, 2023 yılının ilk yarısındaki zayıf dış talep cari dengenin olumlu performansının sürmesini geciktirmiştir. Eylül ayı itibarıyla ithalatta ve dış ticaret açığında yılın ilk aylarındaki artış eğilimi tersine dönmüş; bu da cari işlemler dengesine olumlu yansımıştır. Orta vadeli programa göre cari işlemler açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının 2023 yılında yüzde 4, 2024 yılında ise yüzde 3,1 seviyesinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. Turizm gelirinin 56 milyar doları aşması ve ziyaretçi sayısının 57 milyona yaklaşması beklentisi turizmin cari işlemler dengesine olumlu yansımasını sürdüreceğine işaret etmektedir. Büyüme, istihdam ve dış ticaretteki başarılı performansla birlikte vatandaşlarımızın hayatını yakından etkileyen enflasyonla mücadele politikalarının sonuçları da alınmaya başlanmıştır. Küresel enerji ve gıda fiyatlarındaki gelişmelerle birlikte 2022 yılında yüzde 64,3 olarak gerçekleşen TÜFE yıllık artışı 2023 yılı kasım ayında aylık yüzde 3,28, yıllık yüzde 61,98 olmuştur. Yıllık artışta enerji grubunda mevsimsel koşullara bağlı tüketimin yükselmesi etkili olurken temel mal ve gıda grubundaki yıllık enflasyon yavaşlama eğilimini sürdürmüştür. Türkiye bir yandan enflasyonla mücadele ederken bir yandan da vatandaşlarımızı enflasyona ezdirmemek için gelir artırıcı politikalar ve destekler uygulanmıştır. Bu doğrultuda, memur ve emekli maaşlarında önemli artışlar yapılmış, asgari ücret vergi dışı bırakılmış, çiftçi, esnaf ve sanatkârımıza nakit, hibe, afet kredi, kira ve benzeri destekler verilmiştir. Gıda ve temel tüketim mallarındaki vergiler düşürülmüş, konut kira artış oranı yüzde 25'le sınırlandırılmış, kapsamlı konut seferberliğiyle arz sıkıntısının aşılması hedeflenmiştir. Ailelere yapılan sosyal destek ödemelerinin miktarında önemli artışlarla birlikte kapsamları da genişletilmiştir. Harcamalarda ortaya konulan ihtiyatlı duruş ise Türkiye’nin birçok gelişmiş ülkeden daha iyi bir bütçe performansı göstermesini sağlamıştır. Bu doğrultuda 2022 yılında bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 1 gibi oldukça düşük seviyede gerçekleşmiştir. 2023 yılında ise Kahramanmaraş merkezli depremlerin yol açtığı hasarın onarımına yönelik harcamalarla yaş şartı aranmaksızın emekliliği öngören düzenlemeler bütçeye önemli bir yük getirmiştir. Kuşkusuz Türkiye’nin gelecek planlamasındaki öncelik depremin yaralarını sarmaktır. Depremde hasar gören bölgelerin yeniden ihyası ve imarıyla depremin etkilerinin ortadan kaldırılması amacıyla bütçeden 2023 yılında 762 milyar, 2024 yılında ise 1 trilyon 28 milyar lira harcama yapılması planlanmıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda 2023 yılında merkezî yönetim bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 6,4 olması deprem harcamaları hariç ise bu oranın yüzde 3,4 seviyesinde kalması öngörülmektedir. Türkiye kamu borçluluğu, reel sektör borçluluğu ve hane halkı borçluluğu bakımından da en az borçlu ülkeler arasında yer almaktadır. Uluslararası Ödemeler Bankası veri tabanına göre 2023 yılı ikinci çeyreğinde gelişmekte olan ülkelerin ağırlıklı ortalaması yüzde 47,4 iken Türkiye’nin hane halkı borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı sadece yüzde 11,8 olmuştur. Aynı dönemde Çin hariç gelişmekte olan ülke ortalaması yüzde 60,5 iken Türkiye'nin reel sektör borcunun gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı da yüzde 55,7'ye düşmüştür. Ayrıca, ikinci çeyrekte AB tanımlı genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı da yüzde 83,1 olan AB ortalamasının oldukça altında, yüzde 34 olarak gerçekleşmiştir. Bu gelişmeler eşliğinde güçlü sermaye yapısı ve aktif büyüklüğüyle bankacılık sektörümüz de sağlam yapısını korumuştur. Ekim ayı itibarıyla sektörün aktif büyüklüğü 2022 yılına göre yüzde 51,7 oranında artmıştır. Sermaye yeterlilik oranı yüzde 18,44’le sektörün şoklara karşı güçlü olduğunu göstermekte, kredilerin takibe düşme oranı ise yüzde 1,54’le oldukça düşük bir riskliliğe işaret etmektedir.
Açıklanan plan, program ve yürütülen ekonomi politikalarıyla Türkiye ekonomisine güven artmış, öngörülebilirlik finansal göstergelere de yansımıştır. Merkez Bankası rezervleri 8 Aralık itibarıyla 141,3 milyar dolarla tarihî seviyeye çıkmış, CDS risk priminde önemli düşüş gerçekleşmiş, yabancıların yatırım iştahı artmıştır. Bu olumlu seyrin sürdürülebilmesi On İkinci Kalkınma Planı’nda da öngörüldüğü gibi makroekonomik dengeleri gözeten politikaların yapısal tedbirlerle desteklenmesine bağlı olacaktır. Bunlardan en önemlisi ise adaletli ve etkin bir vergi sisteminin tesis edilmesidir. Gelir dağılımını adaletli hâle getiren bir ekonomik düzenin tesis edilmesi için devletin kamu giderlerini karşılamada temel gelir kaynağı olan vergileri herkesin mali gücüne göre ödemesini sağlayacak, kamu finansmanıyla ilgili önceliklerin yanı sıra, verginin üretim ve istihdam üzerindeki etkileri ile sosyal yönünü birlikte değerlendirecek, vergilendirilmeyen kazanç alanlarına ilişkin kayıt dışılığı önleyecek reformist adımların atılmasını gerekli görüyoruz.

Diğer yandan, kamu çalışanlarının aynı işi yaptıkları hâlde statü, kurum, sınıf ve unvan kaynaklı farklı mali ve sosyal haklara sahip olmaları yönündeki sıkıntılar giderilmelidir. 3600 ek gösterge düzenlemesi başta olmak üzere, sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi, emekli ve çalışanların mali ve sosyal haklarının iyileştirilmesine yönelik önemli düzenlemeler geçtiğimiz dönemde yapılmıştır. Ayrıca, birinci dereceye gelen tüm üniversite mezunlarına 3600 ek gösterge verilmesi, kariyer personelin mali haklarının iyileştirilmesi, denetim elemanlarının harcırahlarının günlük ihtiyaçlarını karşılayacak düzeye çıkarılması ve yardımcı hizmetli personelin görevde yükselmelerine imkân sağlayacak sınavlar açılması da sağlanmalıdır. Tüm çalışan ve emeklilerimizin mali ve sosyal hakları onların refah seviyesini yükseltecek şekilde belirlenmelidir. Bunlarla birlikte, mevcut sorunların bütünüyle giderilmesi için kamu çalışanlarının tamamını içine alan liyakat ve hakkaniyet ölçülerinin hâkim olduğu kapsamlı bir personel rejimi reformunun yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Ekonomik ve sosyal politikalara ilişkin karar süreçlerinde doğru istatistiksel bilgilere sahip olmak büyük önem taşımaktadır. TÜİK ekonomik veri ve bilgileri değerleyen, değerlendiren ve kullanıcılara sunan bilimsel ve teknik bir kurum olarak Avrupa Birliği İstatistik Ofisi standartlarına uygun uluslararası düzeyde karşılaştırılabilir istatistikler üretmektedir. Üretilen istatistik ve raporların doğruluğu ve uluslararası standartlara uygunluğu teyit edilmesine rağmen TÜİK’in itibar suikastına uğratılmasına yönelik girişimleri kabul edilemez buluyoruz. TÜİK, TÜFE hesabındaki endekste 81 il merkezinin tamamını içeren toplam 228 ilçede aylık 27.411 iş yerinden 564.710 fiyat derlemekte, ayrıca 5.246 kiracı endeks kapsamında takip edilmektedir. Endekste 404 madde bulunmakta, harcamalar 12 ana grup, 43 alt grup altında toplanmaktadır. Hâl böyleyken yetkinliği ve çalışma yöntemlerinin bilimselliği tartışılan bazı kurumlarca hesaplanan ve TÜİK’le rekabet hâlinde yayınlanan enflasyon rakamları milletimizin aklını karıştırmaktan başka bir anlam ifade etmemektedir. Biz, millî kurumlarımızın çalışmasına da verilerine de güveniyoruz; itibarsızlaştırmak yerine, herkesin de kurumlarımıza sahip çıkmasını gerekli görüyoruz. İnanıyoruz ki Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ve Cumhur İttifakı’yla Türkiye her sorunun üstesinden gelecek fırsat ve imkânları değerlendirerek Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefini adım adım gerçeğe dönüştürecektir.

Bu düşüncelerle Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Türkiye istatistik Kurumu bütçelerinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. 

Editör: Arda Erden