MHP'li Ersoy'un açıklaması şu şekilde;

Toplumun en temel unsuru olan aile, insanlığın başlangıcından beri süreç içerisinde çeşitli etkileşimler sonucu değişikliklere uğrasa da varlığını günümüze kadar korunmuş ve toplumsal kurumlar arasında en büyük öneme sahip olmuştur. Aile, insanların yaşamlarını idame ettirecekleri ilk sosyal çevredir. Doğaları gereği en temel dürtüleri ve içgüdüleri, insanları topluluk olarak bir arada tutmaktadır. Toplumsal hayatın temel bileşenlerini bünyesinde barındıran aile üzerinde süregelen dönem içerisinde etkili olan temel dinamik şüphesiz gelenektir. İnsan, kendi yaşam deneyimlerine dayanarak inanç, değer, ahlak ve bir arada yaşamaya yönelik her türlü toplumsal ilişkileri düzenleyici kurallar oluşturan sosyal bir varlıktır. Genel olarak bir topluluğun kendinden önceki kuşaklardan devraldığı ve çeşitli yöntemlerle daha sonraki kuşaklara ulaştırdığı her türlü maddi, manevi kurum ve uygulamalar biçimi olarak tanımlanan gelenek, toplumların ortak değerlerini, bilgi ve davranış kalıplarını da oluşturmaktadır. Bu vesileyle gelenekler bir yandan toplumların sürekliliğini sağlarken diğer yandan da toplumsal meşruiyetin de kaynağını oluşturmaktadır. İnsanların yaşamlarını idame ettirdikleri ilk sosyal çevre olmasının yanı sıra aile, insanı topluma ve hayata bağlamakta, böylece toplumun da sürekliliğini sağlamaktadır.

Diğer taraftan, aile, toplumsal zeminde gerçekleşen olaylardan da etkilenmekte, dönüşüm yaşamaktadır. Aile, tarihsel süreç içerisinde din ve gelenek gibi kendisine meşru birer dayanak bulunmuş ve sosyal yaşamı düzenleyen bu kurumlar tarafından da korunmuştur. Aynı zamanda, bu değerlerin nesiller arasında aktarılmasını sağlayarak bu kurumları ve sosyal yaşam düzenini sürdürmüştür. Fakat, yine, aynı süreç içerisinde meydana gelen aydınlanma, sanayileşme ve bunları da kapsayan modernizm gibi sosyoekonomik dönüşümler aile üzerinde önemli derecede etkili olmuştur. Sunduğu alternatif yaşam tarzlarıyla modernizm geleneksel dönemde aileyi koruyan değerlerin aşınmasına neden olmuştur. Günümüzde aile varlığını korumakla birlikte bireyin yaşadığı dönüşümle kendi içerisinde değişim geçirmekte, çözülmeler yaşamaktadır. Tüm bu yaşananlar ailenin gelecekteki akıbetinin ne olacağıyla ilgili endişeleri de gündeme getirmiştir.

Bu endişelerimizin oluşmasındaki sebeplerden bir tanesi de küreselleşme olgusudur. Küreselleşmeyle dünya global bir köy hâline gelmiş, zaman ve mekâna ilişkin kısıtlamalar azalmış, toplumsal ve kültürel benzeşmeler artmış, bireysel tepkiler ortak hâle gelmiştir. Bu süreci coğrafi keşiflerle başlatanlar olduğu gibi, yakın çağda ortaya çıkan teknolojik araçlarla başlatanlar da vardır. Sinema, televizyon, internet, cep telefonu gibi gelişmeler bu süreci daha da hızlandırmıştır. Bütün bu teknolojik vasıtalar çeşitli imkânlar, fırsatlar sunmakla birlikte çok büyük tehditler ve tehlikeler de getirmektedir. Küreselleşmeyle birey ve toplum hayatında hakikat ve değer anlayışları, geleneksel dünya görüşleri sarsılmış ve değişmeye başlamıştır. Küreselleşmenin getirdiği sorunların çözümü noktasında inisiyatif alabilecek bireylerin yetiştirilmesi için aile yapısının korunması önemli bir faktördür. Bunun için ailenin ve geniş toplumsal kesimlerin çeşitli vasıtalarla güçlü bir şekilde bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Türk toplumunda aile düzeni ve ev hayatı çok önemlidir. Günümüzdeki, ilke ve kuralları belirlenmiş, evlilik temeline dayanan aile kurumu yaklaşık dört bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Var olma mücadelesinin ağır bastığı, insanlığın başlangıç dönemlerinde aile, aile kavramının temel işlevlerinden biri olan birlikte yaşama temeline yani korunma, güvenlik, sosyal, ekonomik ve dinsel nedenlere ve özellikle de üretime dayanmaktadır.

Tarihsel süreç içerisinde aile yapısında etkili olan parametrelerden biri de ekonomik üretimdir. İşlevleri ve yapısı itibarıyla aile ile ekonomi arasında karşılıklı olarak organik bir bağ bulunmaktadır. Ekonomik hayattaki değişimler aile hayatına yansımakta ve çoğu zaman da yön verebilmektedir. Aynı şekilde, ailenin sahip olduğu dinî ve sosyokültürel değer yapısı, ekonomik yönelimin nereye doğru olacağını tayin etmekte de aktif bir rol oynamaktadır. Diğer taraftan da toplumsal yapıda denetleme ve kontrol mekanizması olarak işlev yapan aile, ekonomik faaliyetleri, bireylerin toplumdaki statülerini de etkilemiştir.

Ailenin sürdürülebilirliğinin sağlanması için ekonomik temelde güçlenmesi gerekmektedir. Güçlü ülke, huzurlu bir toplum istiyorsak öncelikli olarak güçlü bir aile yapısını inşa etmek zorundayız. Ulu Önder, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi “Türkiye Cumhuriyeti’nin muasır medeniyet seviyesinin üzerine ulaşmasında gençlerimizin ve kadınlarımızın desteklenmesi büyük önem arz etmektedir.” Türk toplumunun varlık felsefesini koruyan Türk aile yapısının bozulmaması için de gençlerimize ve kadınlarımıza sahip çıkmak zorundayız.

Devletimizin, aile yapısını, gençleri ve kadınları güçlendirmek için öncülük ettiği çalışmalardan biri de Aile ve Gençlik Fonu kurulmasıdır. Gençlerimizin kendi ayakları üzerinde durabilmesi, gelecekten kaygı duymamaları, ebeveynlerine yük olmaktan çekinmemeleri için kolaylıklar sağlamak amacıyla kurulan bu fonun kurulmasıyla evlenecek gençlerin ekonomik ve sosyal açıdan evliliklerini daha sağlam temeller üzerine kurmaları desteklenmekte, aile kurumunun güçlendirilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, gençlerimiz eğitim ve danışmanlık programlarıyla da desteklenmektedir. Cumhuriyetin 100’üncü yılında Türk ve Türkiye Yüzyılı’na yakışan hamlelerle gençlerin ve kadınların istihdamına yönelik teşviklerin devam etmesini diliyoruz.


Türkiye Yüzyılı’nda ailenin her türlü zararlı eğilimden korunması, kadınların hak ettiği üstün kıymeti görmesi, hayatın tüm alanlarındaki fırsat ve imkânlardan eşit biçimde yararlanmaları ve şiddet ve ayrımcılıktan uzak şekilde yaşamaları; gençlerin güçlü yaşam becerilerine, eğitim ve istihdam imkânlarına sahip olarak yetişmeleri, iktisadi ve sosyal hayata aktif olarak katılımlarının sağlanması, geleceğimizin teminatı çocuklarımızın hayata eşit ve sağlıklı koşullarda başlayabilmeleri, nitelikli eğitim ve sağlıklı beslenme imkânlarına erişebilmeleri için en uygun ortamın sağlanması adına On İkinci Kalkınma Planı’nda yer alan nitelikli insan, güçlü aile, sağlıklı toplum hedefini olumlu buluyor ve destekliyoruz.

Ayrıca, bu yıl, maalesef, Kahramanmaraş merkezli, memleketim Adana’nın da içinde bulunduğu 11 ili etkileyen yüzyılın felaketi 6 Şubat depremini yaşadık. Sosyal devlet anlayışıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız da deprem nedeniyle yersiz, yurtsuz, yuvasız kalan kadın, çocuk ve kimsesizlere yardım elini uzatarak hayata yeniden tutunmalarını sağlanmıştır ve yaraları da sarmaya devam etmektedir.

Güçlü aile, güçlü toplum, güçlü Türkiye anlayışıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 2024 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Editör: Arda Erden