MHP Adana Milletvekilimiz Ayşe Sibel Ersoy, TBMM Genel Kurulunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2024 yılı bütçesi üzerine konuştu.

MHP'li Ersoy'un açıklaması şu şekilde;


İklim insanlık tarihinde görülmedik bir biçimde değişiyor, bu değişim öyle hızlı ki dünyadaki varlığımızı tehdit ediyor ve önlem almazsak gelecek nesiller zorlu iklim koşullarına boyun eğecek. Kömür, petrol ve doğal gaz yakarak atmosfere saldığımız sera gazlarıyla bu sorunu biz yarattık ama istersek üstesinden gelebiliriz. Copernicus İklim Değişikliği Servisinin verilerine göre, bu yıl Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında hava sıcaklıklarının kaydının tutulmaya başlandığı 1940 yılından bu yana gezegenin en sıcak dönemi yaşanmıştır. Türkiye, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı dünyanın en hassas bölgelerinden biri olan Akdeniz havzasında yer almaktadır, coğrafi konumu ve doğal kaynaklarıyla küresel ısınma ve iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler arasındadır. Küresel ısınma kara ve deniz sıcaklıklarını yükseltmekte, yağış miktarı ve rejimini değiştirmektedir. Bu nedenle ortalama deniz seviyesi yükselmekte, kıyılardaki erozyon riskleri artmakta, sonuçta da havayla bağlantılı tabii afetlerin şiddetinde ve sıklığında artışına şahit olmaktayız.

Değişen su seviyeleri, sıcaklığı ve debisi gıda arzı, tarım, sağlık, sanayi, turizm ve ulaşım gibi birçok sektörün yanı sıra ekosistem bütünlüğünü de etkilemektedir. Aşırı iklim hadiseleri büyük ekonomik ve sosyal etkilere yol açmaktadır dolayısıyla bölgesel kalkınma, ulaştırma, sanayi, turizm ve enerji sektörleri dâhil olmak üzere kara ve deniz alanlarına ilişkin planlama çalışmalarında daha stratejik ve uzun dönemli bir yaklaşım gerekir.

Küresel iklim değişikliğiyle mücadeleyi amaçlayan 28'inci Taraflar Konferansı geçtiğimiz günlerde Dubai’de gerçekleştirilmiştir. 134 ülke iklim değişimi konusunda ulusal planlarında gıda ve tarım kaynaklı sera gazı emisyonlarının dikkate alınması hususunu içeren bir deklarasyon imzalamıştır. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında orta vadeli programımızda da yer alan ve sera gazı emisyonlarının azaltılması için önemli araçlardan biri olan ulusal Emisyon Ticaret Sistemi’nin pilot aşamasına yönelik Türkiye Pavilyonu düzenlenmiştir. Ayrıca, yine bu ay içerisinde Slovenya’da gerçekleştirilen COP 23’te tüm tarafların onayıyla Türkiye'de İklim Değişikliği Bölgesel Faaliyet Merkezi kurulması kararı alınmıştır. Böylece, Türkiye'de Birleşmiş Milletler Ofisi kurulmasıyla Akdeniz bölgesinde iklim değişikliğiyle ilgili politika belirleme çalışmalarında etkin ve dengeleyici bir unsur olunacak, uluslararası fon mekanizmalarından da aktif bir şekilde yararlanabilecektir.

İklim  değişikliğine karşı ülkemizde yapılan çalışmalara baktığımızda Paris Anlaşması’na taraf olunarak düşük karbonlu ekonomiye geçiş kararlılığı “2053 net sıfır emisyon” hedefiyle ortaya konulmuş, başlıca ticaret ortağı konumundaki Avrupa Birliğine uyum çalışmaları kapsamında Yeşil Mutabakat Eylem Planı hazırlanmıştır. “2053 net sıfır emisyon” hedefi ve ulusal kalkınma öncelikleri doğrultusunda sera gazı emisyon azaltımını destekleyen, iklim değişikliğine uyum kapasitesini artıran, rekabetçiliği ve verimliliği ön planda tutan, adil geçişi gözeten küresel finansman kaynaklarından azami düzeyde faydalanılacaktır. Ulusal teşvik mekanizmalarını geliştiren bir yaklaşımla ülkemizin yeşil dönüşüm süreci hızlandırılacaktır.

191 ülkenin ve Avrupa Birliğinin taraf olduğu Kyoto Protokolü imzalanmıştır, ne yazık ki Kyoto Protokolü imza atan ülkelerin verdikleri sözleri yerine getirememeleri nedeniyle 2020 yılında sona ermiştir. Küresel iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmek hedefiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ismi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” olarak değiştirilmiştir. Bu kapsamda, Bakanlığın bünyesinde İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu ve İklim Değişikliği Başkanlığı kurulmuştur. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, 2053 net sıfır emisyon ile yeşil kalkınma hedefinin açıklandığı, Türkiye'nin ilk İklim Şûrası gerçekleştirilmiş ve iklim yasasının çalışmalarına başlanılmıştır.

Türkiye, toplam kurulu güç içerisinde yenilenebilir enerjide yüzde 55 payla Avrupa'da 5’inci, dünyada 12'nci sıradadır. Elektrik üretiminin yüzde 42’sinin yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasıyla Avrupa Yeşil Mutabakatı konusunda önemli avantajlara sahibiz. Bu avantajların yanında, Türkiye'de 2026 yılında başlayacak olan karbon nötr uygulamasıyla… Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilen ürünlerin karbon ayak izleri yüksektir, bundan dolayı sınırda karbon vergisi uygulamasına karşı yaşanabilecek sıkıntılar için şimdiden önlem alınmalıdır.

Küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek sektörün tarım olduğu bilinmektedir. Tarım sektörü, toplumların giderek artan ve çeşitlenen gıda taleplerini karşılaması, tarıma dayalı sanayiler aracılığıyla millî gelir, ihracat ve istihdama olan katkısı, biyolojik çeşitlilik ve ekolojik dengeye olan katkıları sebebiyle çok önemli ve stratejik bir sektör niteliğindedir. Tarımda kuraklıkla mücadelede temel maksat öncelikle su kıtlığı tehlikesi üzerinde kamuoyunun bilinç düzeyini artırmaktır. Ayrıca, bütün paydaşların bu sürece dâhil edilmesiyle arz ve talep yönetimi de dikkate alınarak çevresel açıdan sürdürülebilir tarımsal su kullanım planlaması yapmaktır. Böylece kuraklığın yaşanmadığı dönemlerde ileriye dönük gerekli bütün tedbirlerin alınmasını, kriz dönemlerinde ise etkin bir mücadele programını uygulayarak kuraklığın etkilerinin asgari düzeyde kalmasını sağlamak kuraklıkla mücadelenin ana hedefini oluşturmaktadır. Türkiye, aşırı su tüketen açık kanallı sulama şebekelerini bir an önce terk etmek mecburiyetindedir. Bu coğrafyada gelecekte yağış miktarlarında azalmalar yaşanacağı öngörüldüğünden su kaynaklarının doğru kullanılması ve yönetilmesi elzemdir. Sulamada kullanılan temiz su miktarını azaltacak bütün imkânlar değerlendirilmelidir.

İklim değişikliğinin insanlar ve diğer canlılar için geri dönülemez sonuçlara yol açmaması ortalama yüzey sıcaklığındaki artışın 1,5 derecenin altında kalmasına bağlıdır. Küresel ortalama sıcaklıklar sanayi öncesi döneme göre bir santigrat derece eşiğini aşmış durumda. 1,5 derece sınırı sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğu önlemek için kritik bir öneme sahiptir. Küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırmak ekolojik sistemler ve yaşam alanları üzerindeki birçok kalıcı etkinin önlenmesi anlamına gelmektedir. Bu sınırı geçmemek için küresel emisyonları 2030 yılında 2010 yılına göre yüzde 45 azaltmak ve 2050 yılında da net sıfır emisyona ulaşmak gerekiyor. Türkiye gün geçtikçe iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini giderek daha fazla hissediyor. Fırtına, sel, dolu, şiddetli kar yağışı, kuraklık ve orman yangınları gibi meteorolojik ve hidrolojik felaketlerinin sayısı ve ciddiyeti ülkemizde önemli ölçüde artmış bulunmaktadır. Peki, iklim değişikliğini nasıl durduracağız? İnsanlar için bir soruna çözüm bulmak, onu çözmek için merkezi konuma getirmekten ibarettir. Gelecek nesiller için bize emanet edilen doğayı korumak en önemli sorumluluğumuzdur.

Bu vesileyle de diyorum ki: Yaşanacak güzel günlerde hep birlikte el ele olmak dileğiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2024 bütçesinin hepimize, vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Editör: Arda Erden