MHP’li Kalyoncu: Ekosistem dengelerini bozmayalım

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Prof. Dr. Hasan Kalyoncu önemli açıklamalarda bulundu. Kalyoncu, ''Ekosistem dengelerini bozmak da yeryüzünde bozgunculuk yapmak anlamına geliyor. Milliyetçi ülkücü hareket, her türlü bozgunculuğa hem imanımız gereği hem de imanımızla paralellik gösteren Türk’ün töresi gereği hep karşı duruş göstermiştir.'' dedi.

Google Haberlere Abone ol
MHP’li Kalyoncu: Ekosistem dengelerini bozmayalım
12.06.2021 00:08

Başta Marmara Denizi olmak üzere, denizlerimizdeki müsilaj sorununun sebeplerinin araştırılması ve gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına karar verildi. TBMM’deki komisyon kurulması için verilen önerge görüşmelerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz alan İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu’nun açıklamaları şu şekilde;

Milliyetçi Ülkücü Hareket Hem İmanımız, Hem Türk Töremiz Gereği Her Türlü Bozgunculuğa Karşı Durmuştur!
Türkiye olarak dünyanın kirletilmesi sürecine katkılarımızı azaltırken küresel sorunların ülkemizde yol açacağı etkileri ortadan kaldırma, azaltma veya ona uyum sağlama yönünde millî tedbirler geliştirmek zorundayız. İnsanlık fosil yakıtların keşfine kadar doğayı kullanarak yaşarken, fosil yakıtlardan sonra yaşanmışlıklarla yaşamaya başladı. Yani, yaşamış canlılardan oluşan fosil yakıtlarla sanayi devriminden sonra doğayı kirleterek yaşamaya başladı. Gelinen durumda tekrar doğaya dönmeye çalışıyoruz, yeni yenilenebilir enerji kaynaklarına, dijitalleşmeye dönmeye çalışıyoruz. Çünkü yaşanmışlıklar havamızı, suyumuzu, doğamızı kirletti ve mikroplastiklerle içimize kadar yerleşmeye başladı. İnsanoğlu, sanayinin ve paranın varlığında bile yaşayabilmek için doğaya, toprağa ve bütünüyle çevreye muhtaç olduğunu anladı. Yaptığı bozgunculuğun etkilerini yaşayarak gördü. Bunlar henüz başlangıçtaki felaketlerdir. Yüce Yaradan Kur’an-ı Kerim’de mealen “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” diye buyuruyor. Ekosistem dengelerini bozmak da yeryüzünde bozgunculuk yapmak anlamına geliyor. Milliyetçi ülkücü hareket, her türlü bozgunculuğa hem imanımız gereği hem de imanımızla paralellik gösteren Türk’ün töresi gereği hep karşı duruş göstermiştir. İçinde yaşadığımız hem fiziksel çevreyi hem doğal çevreyi vatan sevgisinin içinde bilmiş ve gelecek nesillere bırakılması gereken bir emanet olarak görmüştür. Her türlü bozgunculukla mücadele ederek Türk milletine karşı sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmeye gayret etmiş ve bu gayret ülkücü nesillerle beraber insanlık var olduğu sürece devam edecektir. Geçmişin hem kültürel mirasını hem de bize emanet edilen doğa ve çevreyi koruyacak her türlü olumlu girişimin yanında yer almak taşıdığımız sorumluluk gereği yapılması gerekendir. Bu sebeple, Marmara Denizi’nde büyük sorunlara yol açan müsilaj oluşumunun bertaraf edilmesi konusunda yapılacak tüm çalışmalara Milliyetçi Hareket Partisi olarak tam destek vermekteyiz. Bu durum Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli tarafından net şekilde ifade edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisinin çevre politikaları bu anlayışın eseridir. Bu anlayışla bütüncül bir çevre politikası yürütülmeli ve sürdürülebilir kalkınma yaklaşımıyla desteklenmelidir.

Müsilaj, Marmara Denizi’nin Ekosistem Dengesinin İnsan Eliyle Bozulmasının Bir Sonucudur!
“Deniz salyası” denilen müsilaj, deniz ekosisteminin uğradığı tahribatın sonucudur. Özellikle şunu ifade etmek gerekir ki müsilaj oluşumu; Marmara Denizi’nin ekosistem dengesinin insan eliyle bozulmasının bir sonucudur. Müsilajın oluşumunu tetikleyen ana sebep; oradaki mikroskobik bitkilerin üreyip çoğalabileceği besleyici elementlerin bizim tarafımızdan Marmara Denizi’ne bırakılmasıdır fakat yaşanan gelişmeler, bazı diğer faktörlerin de bu durumda etkili olabileceğini akıllara getirmektedir. Bu değişimler her ne olursa olsun, besin maddesi olmaksızın bu durum ortaya çıkamaz çünkü müsilaj organik bir maddedir ve oluşabilmesi için mikroskobik bitkisel organizmaların yoğun besleyici maddelere ulaşabilmesi gerekmektedir. Bu bahsettiğimiz diğer etmenleri küresel ısınmanın etkisi olarak görmekteyiz. Bunlardan ilki; sıcaklık artışı, buharlaşma ve denize giren tatlı su miktarının azalışı sonucu tuzluluk değişimleri ve Marmara’da akıntıların ve dalga hareketlerinin değişimi sonucu durağanlıktır. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde neler olabileceğinin bir kısmını müsilaj bize net olarak göstermektedir.

Müsilaj Felaketi, Atıkların Ekosistem Tarafından Tolere Edilemez Düzeyde Olduğunu Göstermiştir!
Marmara Denizi’ndeki deniz salyası akşamdan sabaha olan bir durum değildir. Birikimli şekilde artan, denize bırakılan atıkların ekosistem tarafından tolere edilemez düzeye geldiğinin bir yansımasıdır. Evsel ve endüstriyel atıklarla denizin ve denize ulaşan akarsuların kirletilmesi, kıyıların doldurulması, betonla çevrilmesi Marmara Denizi’nin ekosisteminde dönüşüme ve müsilaj oluşumuna yol açmaktadır. Marmara Denizi’nin normal ekosisteminde, özellikle fitoplanktonun bahar aylarında artışı ve yaz aylarında azalması gözlenmektedir. Küresel ısınma ve deniz suyu sıcaklığındaki artış ile kirlilik bu canlıların doğal dengenin dışında çoğalmasına da yol açmış olabilir çünkü çoğalmaları için gereken fiziksel şartların ve haddinden fazla besin kaynağının varlığı aşırı müsilaj oluşumuyla sonuçlanmaktadır. Müsilaj deniz yüzeyini ve nihayet, tabanını kaplayacak şekilde yoğunlaştığı zaman bugün, Marmara Denizi’nde gözlenen şekilde görüntüler ortaya çıkmaktadır. Müsilaj oluşumuna bağlı olarak denizin dibindeki oksijen azalması, deniz dibinde yaşayan özellikle, midye ve sünger gibi hareket edemeyen canlıların da ölümüne sebebiyet vermektedir. Müsilaj yapışkan yapısı dolayısıyla balıkların solungaçlarına yapışarak balıkların boğularak ölmesine neden olmaktadır. Müsilajın deniz tabanındaki yoğun birikimi devam ederse, yaşanacak oksijen azlığı nedeniyle balık ölümlerinde de artış gözlenecektir. Keza, balıkların beslenmesi, üremesi ve göçleri olumsuz etkilenmekte ve askıda katı madde yükü fazla olduğu için denizel sistemde ışık geçirgenliği azalarak deniz bitkileri ve mikroorganizmaların fotosentez imkânı olmamaktadır.

Müsilaj Soununun Çözümü İçin İlgili Bakanlık ve Belediyeler Ortak Hareket Etmelidir!

Çevresel ve Ekonomik Tehdit Altında Olan Sektörler Desteklenmelidir!
Marmara Denizi’ndeki müsilaj yoğunlaşmasında toksin oluşumunun olup olmayacağı ve parçalanma esnasında havaya karışacak gazlarda toksik etki yapıp yapmayacağı da araştırılmalıdır. Bu durum turizmi sekteye uğratacağı gibi, Marmara Denizi çevresinde yerleşik insanlarımızın denizi kullanmasına ve sağlık sorunlarına sebep olabilecektir. Balıkçılar bu sorunun yol açtığı zararları zaten yaşamaktadır. Marmara Denizi’miz alarm verirken, çevresindeki insanlarımız da ekonomik olarak tehdit altına girmektedir. Bu kapsamda, Tarım ve Orman Bakanlığının balıkçılara yönelik desteklerini takdirle anmak gerekir.
Denize ulaşan atıkların arıtılması konusunda çevre belediyelerin sorumluluğu önceliklidir ancak sanayi kuruluşlarının atıkları ve atık sularının arıtılması konusunda Hükûmetin, üzerine düşen sorumlulukları da ortadadır. Bunlarla birlikte, deniz araçlarının atıkları, liman işletmelerinden ve gemilerden denize bırakılan kirleticiler, kaçak avcılığın ekosistemde yol açtığı tahribat çok yönlü olarak değerlendirilmelidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı öncülüğünde uygulamaya geçirilen eylem planı değerlidir. Aynı zamanda, atık suların arıtılması sorunu sadece doğrudan denize ulaşanlar açısından değil, kıyı bölgedeki karasal alan kirlenmesi de denizsel ekosistemi de olumsuz etkilemektedir. Etki altındaki denizsel sisteme evsel, endüstriyel ve kanalizasyon atıkları gibi noktasal kaynaklı kirleticiler ile tarımsal araziler gibi yayılı kaynaklardan gelebilecek kirlilik yükünü bertaraf etmek üzere bütüncül planlamalar yapılması zorunluluktur. Ekosistemle barışık bir yerleşim, tarım ve sanayi üretimi ile kirleticilerin arındırıldığı bir atık yönetimi oluşturulması ertelenemez bir ihtiyaçtır.

Küresel Isınmadan Dolayı Denizlerimizin Kirlenmesinin Önüne Geçmeliyiz!
Küresel ısınma, denizsel ekosistemlerde büyük tahribat yapmaktadır. Denizlerimizdeki kirlenme kontrol altına alınmaz ise özellikle körfez alanlarında benzeri sorunlarla karşılaşacağımız açıktır. En temelde çevrede atık yönetimi ve sıfır atık çalışmaları kapsamında atıkların kaynağında ayrıştırılması konusunun ülke genelinde uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Keza, evsel veya sanayi kaynaklı atık suların arıtılması ve arıtılmış suyun kullanma ve sulama suyu olarak değerlendirilmesi millî su varlığımızın sürdürülebilirliği açısından da elzemdir. Atık suların sulamada kullanılması konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2010 yılında yayınlanan bir tebliğle standartlar ve uygulamalar düzenlenmiştir, ancak, bu tebliğ mevcut ihtiyaçlara cevap vermez hâle düşmüştür. Bu nedenle, Bakanlığın günün ve geleceğin ihtiyaçlarını göz önünde tutarak atık suların yeniden kullanılması için gerekli düzenlemeleri gecikmeden hayata geçirmesi gerekmektedir. Bu sayede sulama sularının kalitesi ve izlenmesinin yanı sıra, sadece evsel atık suların değil, bütün kullanılmış su çeşitlerinin de yer üstü, yer altı sularının beslenmesi ve zirai sulamada kullanılmasına ilişkin kriterler belirlenmelidir. Ayrıca, sürekli ifade ettiğimiz yağmur hasadı konusunda da millî bir politika geliştirilmesi gereklidir. Marmara Denizi’ndeki kirlilikte, Sayın Genel Başkanımızın da işaret ettiği gibi, Karadeniz’e dökülen akarsular ile Karadeniz’e taşınan kirleticilerin de payı bulunmaktadır. Bundan dolayı, kıyıdaş ülkelerde Karadeniz’in kirlenmesinin önüne geçecek etkin ve acil çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Müsilaj Oluşumu ve Çevresel Felaketlere Karşı Gereken Önlemler ve Tespitlerimiz
Buradan müsilaj oluşumu ve çevresel felaketlere karşı alınması gereken önlemleri ve tespitlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

1) Marmara Denizi farklı ve özel bir ekosisteme sahiptir. İklim değişikliği, küresel ısınma sonucu Marmara Denizi’ndeki su sıcaklıklarındaki artış nasıl değişim gösterecek? Aynı zamanda, Karadeniz ve Ege Denizi’nde bu artış düzeyleri nasıl olacak? Bunların araştırılması gerekmektedir.

2) Karadeniz’de sıcaklık artışı ve buharlaşma hızındaki değişim nehirlerdeki su miktarının azlığına, tuzluluk seviyesinde artışa sebep olacaktır. Aynı şekilde, Ege, Marmara ve Akdeniz’de de bu artışlar olacaktır. Bu artışlar öngörülmeli ve bilimsel olarak ortaya konulmalıdır.

3) Tüm bu sıcaklık artışları ve tuzluluk değişimleri boğazdaki akış sistemlerinin değişimine ve tabakalaşmaya nasıl etki edeceği araştırılarak gelecek senaryoları ortaya konulmalıdır.

4) İstilacı türleri sadece balon balığı üzerinden almayıp tüm flora ve fauna elemanları gözden geçirilmeli, mikro istilacılar da dikkatle incelenmelidir. Müsilaja sebep olduğu ifade edilen fitoplankton sucul sistemlerde besin zincirinin ilk halkasını oluşturmaktadır. İstilacı türlerin varlığı veya flora elemanlarındaki değişim tarihî verilerle karşılaştırılarak incelenmesi gerekmektedir. Bu sayede besin zincirinde meydana gelebilecek değişimler ortaya çıkartılabilir.

5) Eğer akıntı ve dalga değişimleri durgun su etkisi oluşturdu ise sıcaklık artışı ve besin bolluğuyla planktonik organizmaların duruma tepki olarak bir çoğalma gerçekleştirip gerçekleştirmediği de araştırılarak ortaya konulmalıdır.

6) Azot miktarının artışı öncelikli olarak ele alınmalı ve diğer besin tuzları ve kirleticilerin değerleri yine, tarihî verilerle karşılaştırılarak güncel durum ortaya konulmalı, değişimler varsa öncelikle bu kirleticilerin üzerine gidilmelidir.

7) Organik maddelerin parçalanmasında anoksik koşulların oluşumu, oksijen seviyesinde düşüş ve organik madde parçalanması sonucu toksik gazların oluşumunun olup olmadığı araştırılmalı ve eğer böyle bir ihtimal söz konusu ise vatandaşlar olay gerçekleşmeden uyarılmalıdır.

8) Sıcaklık artışının flora ve fauna elemanlarının ölümünü ya da ortamdan uzaklaşmasını tetikleyip tetiklemediği araştırılmalı, sebep olduğu ekolojik değişimler belirlenmelidir.
9) Sıcaklık farklılıklarının ve tuzluluk farklılıklarının azalması ve tabakalaşmanın ortadan kalkması durumunda Marmara Denizi’nde yaratacağı etkiler ve alınacak önlemler ortaya konmalıdır.

10) Fitoplanktonik flora çeşitliliği ortaya konulmalı, geçmiş verilerle karşılaştırılmalı ve yabancı tür varlığı tespit edilerek hangi türlerin bu müsilaja sebebiyet verdiği belirlenmelidir.
11) Üreme mevsimlerini ve dönemlerini sıcaklığın değişip değiştirmediği ortaya konmalı ve canlıların buna nasıl tepki verdiği belirlenmelidir.

12) Derin deniz deşarjının Karadeniz'e giden akıntıya yapıldığı ve deşarjın Karadeniz’in kirliliğini artırdığı ortadadır. Bu kirlenmenin en azından bir bölümünün Karadeniz'den gelen akıntıyla tekrar Marmara’ya dönüşü ve akıntı yönlerinin nasıl olduğu araştırılmalıdır.

13) Karadeniz çevresindeki ülkelerin derin deniz deşarjları dâhil, tüm kirlilik yükleri ortaya konularak azaltılması yönünde çalışmalar hızlandırılmalıdır.

14) Öncelikle Tuna Nehri'nden gelen kirliliğin boğazlarımız ve Marmara Denizi üzerindeki etkileri netleştirilmelidir.

15) Arıtma tesislerinin kapasitesi artırılmalı, modern teknolojiler kullanılmalı, ileri biyolojik arıtım uygulamaları ve denize deşarj yerine, sulama ve kullanma suyu olacak şekilde planlanmalı, gelecekte oluşacak kuraklık için de çare olabilecek şekilde dizayn edilmelidir.

16) Marmara Denizi’ni etkileyebilecek tüm tarım alanlarında, gerekirse destek verilerek, sulama sisteminde toprağı değil, bitkiyi sulayacak sistemler kurulmalı. Bu kurulacak sistemlerde tarımda kullanılan ilaç ve gübreler de denetim altına alınacaktır.
Yüzey sularıyla Marmara Denizi’ne girişler en az düzeye indirilmelidir. Tarım uygulamaları açısından da pilot bölge olarak örnek uygulamaları beraberinde getirecek bir yaklaşım olur.

17) Çevre ve Şehircilik Bakanlığının açıkladığı eylem planı titizlikle uygulanmalı ve denetlenmelidir. Bugün yüzeydeki müsilajı toplama işi devam ediyor. Bu, yapılması gereken en iyi çalışmalardan birisi. Çünkü orada bıraktığınız sürece, deniz dibinde yoğunlaşmayı artırarak anoksik koşulların oluşmasına sebebiyet verecektir.

18) Sıcaklıklardaki artış organizma çeşitliliğini değiştirip göç etmelerine sebebiyet vermektedir. Yapılan bir bilimsel çalışmada 200 kilometreye kadar kuzeye doğru kaymalar olduğu ifade edilmekte. Bu sebeple, tüm denizlerimizde, özellikle koylar ve körfezlerde kirlilik etkileşiminin ortaya benzer durumlar çıkarabilmesi mümkündür. Bu sebeple bilimsel çalışmaların öncelikli olarak bu alanlarda bir an önce başlatılması gerekmektedir ve gelecek tahminleri ortaya konulmalıdır.

Bilimsel çalışmaların tek bir bilim dalı çerçevesinde yapılmaması, birçok bilim dalının bir araya gelerek olayı değerlendirmesi gerekmektedir. Özellikle Marmara’da ekosistem farklı özellikler taşımaktadır. Bunun için akıntı sistemleri, biyolojik yapıyla ilişkisi, meteorolojik değişiklikler, iklim değişiklikleri ve etkileri birçok disiplinin bir araya gelerek çalışması gereken bir konudur. Bu tür bir çalışma yapılıp ortaya çıkarılan sonuçlar, önlem paketleri uygulanırsa Marmara Denizi’nde gelecekte sorun yaşanmayacağı kanaatindeyiz.

Yorumlar