MHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu, Adalet Bakanlığı Bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada “Anayasa Mahkemesi; terörle iltisaklı partilerin kapatılması hususunda ayak sürümekte, devlet güvenliğine karşı suç işleyenlerin imdadına koşmaktadır. Ortada terörist cenazesine gitmeyen vekili ihraç edeceğini beyan etmiş bir parti varken, bu partinin Milletvekilleri; terör örgütünün müdafaasını basının önünde, milletin gözünün içine baka baka yaparken, Anayasa Mahkemesi; vicdanın sesi olmak yerine, suskun bir mahkeme duvarı olmayı tercih etmiştir.” ifadelerini kullandı.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı maratonuna devam diyor. Adalet Bakanlığı Bütçesinin görüşüldüğü oturumda konuşan Tamer Osmanağaoğlu; “Adalet; yeri geldiğinde keskin bir kılıç, yeri geldiğinde hassas bir neşter olmak mecburiyetindedir. Bu yüzden de adaletin tesisi için; kat’i ve sert kararlara ihtiyaç duyulur. Ne var ki; adaletin hukuk kavramıyla karıştırılması insanlığın uzun macerası boyunca sıklıkla yaşanmıştır. Adalet ve hukuk, birbirini tamamlayan iki unsur; eskilerin deyimiyle birbirlerinin “mütemmim cüzüdür”. dedi.

“Son günlerde, adalet sistemi; bazı hususlarla milletin gündeminde büyük yer teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin bazı kararları; tartışmalı durumlar yaratmaktadır. Atılan adımlara bakılınca, ortaya çıkan manzara sorunludur. Gerçeğin böyle olduğuna inanmak zor olsa da Anayasa Mahkemesi; terörle iltisaklı partilerin kapatılması hususunda ayak sürümekte, devlet güvenliğine karşı suç işleyenlerin imdadına koşmaktadır. İfadelerini kullanan Osmanağaoğlu konuşmasında şunları söyledi:

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI DEVLETİN HAREM-İ İSMETİNE SALDIRANLARA CESARET VERİYOR

                “Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı; devlete karşı kalkışma organize edenlerin serbest bırakılması yönündedir. Üstelik bu gerilimi, diline dolayanlar; kaos ve fitne devşirmeye çalışan bozguncular da iş başındadır.  Elbette Anayasa Mahkemesinin bu yaklaşımı, ilk değildir. Terörle irtibatlı partinin kapatılması veya hazine yardımından mahrum bırakılması gibi yöntemlerden de sürekli uzak durulmuştur. Ortada terörist cenazesine gitmeyen vekili ihraç edeceğini beyan etmiş bir parti varken, bu partinin Milletvekilleri; terör örgütünün müdafaasını basının önünde, milletin gözünün içine baka baka yaparken, Anayasa Mahkemesi; vicdanın sesi olmak yerine, suskun bir mahkeme duvarı olmayı tercih etmiştir. Anayasa Mahkemesi Başkanı, “Öteki olarak gördüklerimizin ontolojik varlığını kabul etmedikçe bu sağlıklı ilişkiyi kurma imkânı da yoktur” gibi cümleler kurmuştur. “Ötekinin ontolojik varlığı” ibaresi, çok büyük bir tehlike içermektedir. Bu üslup; Türk milletinin ulusal yapısını, etnik bir bulamaç hâline getirmeye çalışanların üslubudur. Bu söylem bölücü entelijansiyanın söylemidir. Halbuki; Anayasa Mahkemesi’nin esas meselesi, ötekinin ontolojik varlığı değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı olmalıdır. Mahkemenin esas meşgalesi, politik sahada devletin can damarına saldırmak, anayasal düzenin temeline dinamit koymak isteyenlerin taarruzuna geçit vermemek olmalıdır. Anayasa Mahkemesi Başkanının bu yaklaşımının devletin harim-i ismetine saldıranlara sadece cesaret verdiği de su götürmez bir gerçektir.

Editör: Arda Erden