Milleti düşünmek ve hizmet etmek

13.12.2020 10:00

İDEOLOJİK MİLLİYETÇİLİK VE ATATÜRK -6

Bilge Kağan, kitabelerde yaptıklarını anlattıktan sonra Türk milletine, “Ey Türk milleti! Bu sözümde yalan var mı?” diye sormaktadır. Atatürk’ün bu konudaki düşünceleri de bu paraleldedir: “Her an tarihe karşı, cihana karşı hareketimizin hesabını verebilecek bir vaziyette bulunmak lazımdır.”

“Millet tarafından, millet adına devleti idareye yetkili kılınanlar için gerektiği zaman, millete hesap vermek mecburiyeti, laubalilik ve keyfi hareketle uzlaşamaz.”

MİLLETİ DÜŞÜNMEK MİLLETE HİZMET ETMEK

Atatürk’ün siyaset anlayışındaki millete hizmet etmek esasını, yukarıda açıkladığımız Türkiye’yi düşünmek ve milletin genel arzusuna uygun siyaset yapmak ilkesi ile birlikte düşünmek lazımdır. Bir Türk milliyetçisi olarak, milletin iradesini siyasal yönetim modeli hâline getiren Atatürk’ün siyasetinin ana esasını millete hizmet etmek ilkesinin oluşturması doğaldır. Siyaset millete hizmetin bir aracıdır. Esas olan millete hizmet etmektir. Aşağıda ayrıntılı bir şekilde değerlendirileceği üzere, bazı aydınlarımızın, millete tepeden bakan “jakoben/ elitist/ seçkinci” yaklaşımını her zaman reddeden Atatürk, Türk milletine hizmet noktasında aydınlara da ciddi bir sorumluluk yüklemiştir. Esasında onun halkçılık ilkesini de bu anlamda değerlendirmek lazımdır. O, bu konuda şu temel analizleri yapmıştır:

“Millete efendilik yoktur; hizmet etme vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur.”

“Tarih, “geleneksel boyun kırmaktan üzüntü duymayan millet, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin!” fikir ve görüşünde bulunanların uğradıkları akıbetler ve cezalarla doludur. İdare adamlarının, bilhassa millet adamlarının böyle yanlış ve reddolunmuş zihniyetlere asla kapılmamaları lazımdır.”

“Elimizdeki programın ruhu, bizi yalnız bir kısım vatandaşla alakalı kalmaktan meneder. Biz, bütün Türk milletinin hizmetindeyiz.”

Onun 1922’de, biraz da kendisinin Erzurum’da (7/8 Temmuz 1919 gecesi) askerlikten istifa ederek milletin sinesine bir fert olarak dönüşünü kastederek söylediği şu sözler milletle ilişkisini çok güzel anlatmaktadır:

“Milletin sinesinde serbest bir fert olmak kadar dünyada bahtiyarlık var mıdır? Gerçekleri bilen kalp ve vicdanında manevi ve kutsal hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için, ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiçbir kıymeti yoktur.”

Atatürk bir devlet ve siyaset adamı olarak millete hizmetin ön şartının, vatandaşın derdine çare bulmak olduğunu belirtmektedir:

“Sebep ne olursa olsun vatandaşın derdine çare bulmak, yardım etmek ve destek olmak, cumhuriyet hükûmetinin koşacağı bir vazifedir. Fakat hükümetin yardımını isterken ona karşı, gerçek ahlak sahibi olarak çıkmak tek çaredir. Yoksa birtakım küçük, adi menfaatlerini gizlemeye çalışmak, bu ferdi ızdırapları bütün milleti kapsayan ızdırap gibi göstermek ve bu suretle cumhuriyet hükümetini yanıltmak isteyenler bilsinler ki, daima aldanacaklardır.”

Atatürk’e göre seçilmiş bir siyasi iktidarın, bir hükümetin millete hizmet noktasında iki temel görevi vardır: Milleti korumak, onun huzurunu, rahatını sağlamak (güvenlik) ve milletin refahını sağlamak (kalkınma). Hükümet, güvenliği sağlarken, halkı samimiyetle kucaklamalı, ona şefkatini de göstermelidir. Modern yönetim anlayışı (Atatürk buna “ileri hükümetçilik” diyor) bunu gerektirmektedir:

“Bir hükümet iyi midir, fena mıdır? Hangi hükümetin iyi veya fena olduğunu anlamak için, “Hükümetten gaye nedir?” bunu düşünmek lazımdır. Hükümetin iki hedefi vardır. Biri milletin korunması, ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükümet iyi, edemeyen fenadır.”

“Hükümetin varlığının sebebi, memleketin asayişini, milletin huzur ve rahatını temin eylemektir. Bütün memlekette gerçek bir asayiş hâkim olmalıdır. Millet, büyük bir huzur ve emniyet içinde içi rahat bulunmalıdır. Memleketimizin herhangi bir köşesinde halkın emniyetini, devletin bütünlük ve asayişini bozmaya kalkışanlar, devletin bütün kuvvetlerini karşılarında bulmalıdırlar.”

“İleri hükümetçiliğin ayırıcı özelliği, halkı kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük, küçük bütün cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin, en geniş ölçüde gelişmesine önem vermek, çok yerinde olur.”

YARIN: MİLLİ EGEMENLİĞİN ESASLARI