Mustafa Kemal Atatürk yorgun ve halsiz düştü

09.11.2020 10:00

ATATÜRK’ÜN SON SÖZÜ: “ALEYKÜMESSELÂM” - 1

Atatürk’te son senelerde halsizlik, yorgunluk gibi şikâyetler başlamıştı. Zamanla halsizlik artar, renginde ve yüzündeki çizgilerde değişikliklerle beraber, altın gibi sarı saçlarına kır düşmeye başlar. Zaman zaman yüzü sararıp solar, elleri balmumu rengini alır.

Atatürk, uykudan kalktıktan sonra kendini halsiz hissetmektedir ve bu halsizliğini analjezik sedal tabletler alarak gidermeye çalışmaktadır. Akşam yemek zamanlarına doğru “ah!... of!...” gibi mecalsizliğini gösterir ve neşesizliklerini artık gizleyemez olur. Soğuğa karşı direnci azalmış, rengi soluklaşmıştır. Tahammül ve toleransı azalmış, sinirli olmuştur.

İştahı oldukça azalmış, renginde solgunluk artmıştır. 1937 yazında Florya’da iken bir gün idrarından kan gelir. Bu şikâyetlerine iki önemli şikâyet daha, kaşıntılar ve burun kanamaları ilave olur. Kaşıntıların karınca ısırmasından kaynaklandığı düşüncesi ile Dolmabahçe Sarayı ilaçlanır.

BÜYÜK BIR FELAKETE

1937 yılı içinde evvela uzun sürelerle, sonraları sık sık olarak burun kanamaları görülmeye başlar. Doktorlar tarafından tedavi edilse de bu kanamalar devam eder. 27 Şubat 1937 günü Balkan İttifakı’na dahil devletlerin Dışişleri Bakanları şerefine Çankaya’daki Hariciye Köşkü’nde bir yemek ve yemeği müteakip bir de suare verilir. Atatürk burnu kanadığı için geç gelir. Suarede bulunan Dr. Asım Arar şunları söylemektedir: “Burun kanamaları, kaşıntılar, son zamanlarda kendisinde müşahede ettiğim yorgunluk ve halsizlik şikâyetlerine ilaveten kendisinde hudutsuz alkol iptilasını da bu hadiselere ilave edince Atatürk’ün aman vermez bir hastalığın pençesinde büyük bir felakete sürüklenmekte olduğunu düşünmeye başladım. Derhal kararımı verdim, endişelerimi hükümet erkânına haber vermek lazımdı.”

Dr. Asım Arar, konuyu önce İşçileri Bakanı Şükrü Kaya’ya söyler, sonra da birlikte Başbakan Celal Bayar’a aktarırlar. Celal Bayar Atatürk’le görüşür ve Türk doktorların bir konsültasyon yapmasına karar verilir. 28 Şubat 1938 günü Çankaya’da Dr. Neşet Ömer İrdelp, Dr. Akil Muhtar Özden, Dr. Hüsamettin Kural, Dr. Asım Arar ve Dr. Ziya Naki Yaltırım’dan oluşan bir hekim grubu tarafından muayene edilir. Muayenesinde kaburga kavsini üç parmak geçen sert kıvamda karaciğer, iki parmak geçen dalak büyüklüğü ile gözlerinde hafif bir sarılık tespit edilir. Ödem ve asit tespit edilmemişti. Dr. Ziya Naki Yaltırım tarafından yapılan kulak burun boğaz muayenesinde de burunda iki sathi yara tespit edilir. Köşkün kütüphanesinde Başbakan Celal Bayar’ın da katılmasıyla yarım saat devam eden tartışma ve değerlendirme yapılır.

Hastalığın karaciğer hastalığı, siroz başlangıcı olduğu ve bunun en önemli sebebinin alkol olduğu kabul edilir. Alkolün tamamen yasak edilmesi ve sıkı bir bedenî istirahat halinde bulunmasına karar verilir. Başbakan Celal Bayar, Atatürk’ün ruh halini göz önüne alarak içki yasağının devamlı olarak değil muayyen bir süre konulmasını, sonra tekrar uzatılmasını söyler. Raporu Dr. Asım Arar yazar ve bütün doktorlar imzalar. Heyet halinde tekrar Atatürk’ün yanına gidilir. Yanında İsmet İnönü vardır. Rapor Dr. Arar tarafından okunur. Bu ilk konsültasyondan sonra yurt dışından bazı doktorlar da çağrılmış Atatürk onlar tarafından da muayene edilmiştir. Muayeneler bazen sadece bu doktorlar tarafından bazen de Türk doktorlarla birlikte konsültasyon şeklinde yapılmıştır. Bunların isimleri, muayene tarihleri ve muayenenin yapıldığı yerler sırasıyla şu şekildedir: Ord. Prof. Dr. E. Frank (12 Mart 1938, Ankara, Çankaya), Dr. Fiessinger (ilk gelişi: 28 Mart 1938, Ankara, Çankaya), Dr. Fiessinger (ikinci gelişi: 8 Haziran 1938, İstanbul, Savarona Yatı), Prof. Dr. Eppinger (31 Temmuz 1938, İstanbul, Dolmabahçe), Prof. Dr. Berkman (1-2-3 Ağustos 1938, İstanbul, Dolmabahçe), Dr. Fiessinger (üçüncü gelişi: 6-7 Eylül 1938, İstanbul, Dolmabahçe).

Mustafa Kemal Atatürk, 8 Ekim 1938’de girdiği karaciğer komasından vefatına kadar doktorları başındadır. Müşterek muayene ve konsültasyonların dışında Atatürk devamlı olarak özel hekimi Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp’in kontrol ve gözetimindedir.

SON KOMA HALİ

7 Kasım 1938 Salı günü saat 12.20’de Dr. Mehmet Kamil Berk tarafından üçüncü karın ponksiyonu (sıvı alma işlemi) yapılır. Ponksiyon’dan sonra, ateşi biraz yükselmiş olmakla birlikte, epeyce rahatlamış, akşam saat 20.00’den, gece yarısına kadar sakin uyumuştu. Aynı gece yarısı uyanmış, saat 02.00’den sonra hafif bir unutkanlık hali başlamış ve bu dört saat kadar sürmüştür.

Atatürk’ün doktorlarından olup, hastalık sürecinde yaşananlarla ilgili olarak anılarını (notlarını) yazan birkaç doktordan birisi olan Dr. Akil Muhtar Özden’in 8.XI.1938 tarihli günlük notlarına göre 7 Kasım saat 18.00’den sonraki gelişmeler şu şekildedir: “Gece fena geçti, derin confusion mentale (düşüncede, akli çalışmalarda karışıklık) var. Bu sabah daha açıktır.

Saat 18.00’de iki defa kay etti. Akşama doğru yine dimağî teşevvüşler oldu ve geceye doğru fazlalaştı. Observation (müşahede, gözlem) kâğıdından aldığım satırlar: Saat 24’e kadar sakin. Saat 24’te etrafındakileri tanımıyor (ördek-idrar kabı olacak- meselesi!) sonra yine 2’ye kadar uyuyor, sakin. 2.10’da uyanıyor.

Bay Rıdvan’ı çağırıyor, uyuyamadığından şikâyet ediyor:

- Hayret Monşer! Diyor. Bir sigara istiyor, içiyor. Bu daha bitmeden ikinci bir sigara daha istiyor. Onun da yarısını içiyor. Evvelâ:

- Beni gezdir, diyor, sonra:

- Beni sağ tarafıma yatır, diyor. Ört, ört diye emrediyor. Bay Rıdvan çıkmak istiyor.

- Nereye gidiyorsun? Of beni kaldır, belki bir şey olur, diyor. Yatırılıyor, uykuya dalıyor, 4.40’ta tekrar sesleniyor:

- Bir şey yiyeyim, diyor. Lakin yiyecek getirilinceye kadar tekrar uykuya dalıyor. 6.00’da uyanıyor. Süt veriliyor.

- Denizde bir motor sesi var. Bu nedir? Diye soruyor ve tekrar uyuyor.

7.40’ta:

- Rıdvan! Diye çağırıyor. Bir şey ister gibi bir jest yapıyor. Lakin istediğini ifade edemiyor. Nihayet çay istiyor. Ördek getiriliyor. İdrar ediyor. O esnada:

- Beni kaldır diye ısrar ediyor.

- Ördek var, deniyor.

- Of! Of! (diyor). Bir şey söylemek istiyor. Lakin kelimeleri bulamıyor. Gözleri açık. Ama dalgın. Derece alınıyor. 36.5 deniyor. Bir şey söylemiyor. 8.20’de Bay Rıdvan giriyor. Sütlü çay getiriyor. İstemediğini anlatmak istiyor. Sözlerini bulamıyor. Başka bir şey istiyor. Adını bulamıyor. Birçok maddelerin ismi söyleniyor. Nihayet Poriç’te duruyor. Saat 10.00’da verileceği söyleniyor.”

PIHTILAŞMIŞ KAN

Atatürk, 8 Kasım 1938 günü çok yorgun olmakla birlikte sakindi. Doktorlar sıra ile yanına geliyor, gerekli tedaviyi yapıyorlardı. O gün gıda olarak saat 6.00’da altı kaşık sütlü kahve, 8.30’da beş kaşık sütlü çay, 11.00’de bir miktar yulaf unundan puriç, 13.00’de altı kaşık süt, 15.00’i 10 geçe biraz çorba ve 17.15’de dört kaşık elma suyu almıştı.

8 Kasım 1938 günü saat 18.00’den sonraki gelişmeleri Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’tan aynen dinleyelim:

“Saat 18.00’den sonra yanından ayrılıp, günlük işlerimle meşgul olmak üzere büroma inmiştim; çok geçmeden fenalaştığını telefonla bildirdiler (saat 18.55). Telaşla hususî daireye koştum; yatak odasının iç içe olan iki kapısı arasındaki boşlukta Ali Kılıç duruyordu. Odaya girdiğim zaman Atatürk’ü şu vaziyette gördüm: Yatağın ortasında, iki elini yanlarına dayamış, oturuyor ve mütemadiyen öğürerek: “Allah kahretsin” diye söyleniyordu; ara sıra da hizmetçilerin tuttukları tasa koyu kahverengi bir mayi (pıhtılaşmış kan) çıkarıyordu.

Nöbetçi Doktor Abrevaya ile o sırada yetişen Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp kendisine yine bir taraftan bazı ilaçlar enjekte etmeye, bir taraftan da buz parçaları yutturmaya başladılar; bir aralık sağında bulunan tuvalet masası üzerindeki saate baktı; her halde iyi göremiyordu ki bana sordu:

“Saat kaç?..”

Cevap verdim:

“7.00 Efendim.”

Aynı suali bir iki defa daha tekrar etti, aynı cevabı verdim. Biraz sükûnet bulunca yatağa yatırdık; başucuna sokuldum:

“Biraz rahat ettiniz değil mi efendim?..” diye sordum.

“Evet!..” dedi. Arkamdan Neşet Ömer İrdelp yanaşıp rica etti:

“Dilinizi çıkarır mısınız efendim?..”

Dilini ancak yarısına kadar çıkardı; Dr. İrdelp tekrar seslendi:

“Lütfen biraz daha uzatınız!..”

Nafile!.. Artık söyleneni anlayamıyordu; dilini uzatacağı yerde tekrar tamamen çekti; başını biraz sağa çevirerek Dr. İrdelp’e dikkatle baktı ve “Aleykümesselâm” dedi; son sözü bu oldu ve ikinci ponksiyondan tam 30 saat sonra komaya girdi.”

Aynı gelişmeler Dr. Akil Muhtar Özden’in 9.XI.1938 günlü notlarına şu şekilde yansıyor: “Gece, zavallı Atatürk tekrar komaya girdi. Adalî secousse (sekus)lar (sıçramalar) var. Akşama doğru traşe (nefes borusu) ralleri (dolgunluk sesleri) başladı. Serum şırıngaları. Agoni (can çekişme). İdrar 560 (cm küp).”

YARIN: “SON DÜNYA UYKUSU”NDA NELER OLDU?