Osmanlı Devleti'nin parçalanmasında azınlıklar ve mason locaları-1

Osmanlı topraklarındaki Rumları ve onların ayrılıkçı çalışmalarını doğrudan destekleyen localar vardı. Bunların, Yunan ordularının Anadolu’ya gelişi ve gidişi süreçlerinde önemli roller oynadıkları, bağlı oldukları ülkelerin büyük locaları aracılığı ile siyasi süreçlere, bu arada Sevr’e alt yapı oluşturacak olan barış görüşmelerine etki ettikleri görülmektedir.

03.02.2020 10:00

Osmanlı Devleti’nde ilk Masonik örgütlenmeler

Osmanlı Devleti’nin parçalanması ve Anadolu’nun, bu arada İzmir’in, Batı Anadolu’nun Yunanlılar tarafından işgali ve ilhakı sürecinde Yunan idealleri istikametinde etkili olan yapılardan biri de mason teşkilatları idi. Osmanlı topraklarındaki Rumları ve onların ayrılıkçı çalışmalarını doğrudan destekleyen localar vardı. Bunların, Yunan ordularının Anadolu’ya gelişi ve gidişi süreçlerinde önemli roller oynadıkları, küresel sistem içindeki etkileri nedeniyle, bağlı oldukları ülkelerin büyük locaları aracılığı ile siyasi süreçlere, bu arada Sevr’e alt yapı oluşturacak olan barış görüşmelerine etki ettikleri görülmektedir.

Elbette bu geniş anlamda “azınlık”, dar anlamda “Rum-Yunan” yanlısı locaları “Osmanlı Masonluğu” içinde anlamak lazımdır. Bu nedenle bu yazımızda, 15 Mayıs 1919 ile 9 Eylül 1922 tarihleri arasında yaklaşık 3.5 yıl süren İzmir’in işgal ve ilhak çabaları içinde Osmanlı Devleti’ndeki Mason varlığının rolünün ne olduğu ve bu masonik örgütlerin İzmir’e Türk ordusu geldiğindeki telaşını ve şehri nasıl terkettiklerini ele alacağız. Buna geçmeden önce Osmanlı Devleti’nde mason yapılanması hakkında özet bilgiler vereceğiz. Bu yazımızdaki bilgiler daha çok; Fransız Maşrık-ı Azamlığı Arşivi’ndeki belgeleri incelemiş bulunan Paul Dumont’un çalışmalarına (Paul, DUMONT, Osmanlıcılık, Ulusçu Akımlar ve Masonluk, Çeviren: Ali Berktay, 4. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2018.) dayanmaktadır.

19. YÜZYILIN ORTALARINA DOĞRU YÜKSELDİLER

İstanbul’da 18. Yüzyılın hemen başında “Ordre de la Grappe” adında bir şapitrin (15. ile 18. dereceler arasında çalışan mason atölyeleri) var olduğu bilinmektedir. Güney Fransa’da oluşturulmuş bu teşkilat, görünürde kendini “iyi yemek ve iyi şarabın kutsanmasına” adamış; gerçekte ise ezoterik amaçları olan masonik örgütlenmelerden biri idi. Sonraları daha açık biçimde masonik olan başka örgütlenmeler/ gruplar da adından söz ettirmiştir. Bu yüzyılda henüz Batı ile siyasi, ekonomik, askeri ilişkileri tam anlamıyla gelişmemiş Osmanlı Devleti’nde böyle yapıların uzun süreli olmadığı anlaşılmaktadır. İzmir’de “Nations reunies” (Birleşmiş Milletler) adıyla kurulan mason locası buna iyi bir örnektir. Marsilya Büyük Locası’na bağlı olan bu mahfil sadece birkaç ay yaşayabildi ve 1819’da yeni bir kuruluş beratı istemek zorunda kaldı. Fakat bu da işe yaramamış olmalı ki, üyeleri bir süre sonra yeniden çalışmalarını durdurmuştur.

Osmanlı Devleti’nde masonluk ancak 19. Yüzyılın ortasına doğru, Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun ilanından (1839) yaklaşık on beş yıl sonra, gerçek bir başarı kazanmaya başladı. Bu dönemden itibaren yabancı obediyanslardan (Konfederasyon/Büyük Loca) onlarca loca ortaya çıkmıştır ve bu durum büyük ölçüde Osmanlı Devleti’nin batıya açılmasıyla ilgilidir. Bu açılış; hem batının Osmanlı Devleti’ne ekonomik açıdan girişine ve siyasi etkilere açılma, hem fikirlere açılma, hem de kişisel ilişkilere açılma şeklinde gelişecektir. Büyük güçlerin baskısı altında 1856 Islahat Fermanı’yla padişahın tebaasına tanınan haklar ve güvenceler de kuşkusuz Osmanlı masonluğunun gelişmesine büyük katkı yapmıştır. Son olarak da Osmanlı masonluğu Kırım Savaşı’nın bir yan ürünü olarak görülebilir. Gerçekten de savaşmak için doğuya gelen müttefik orduları dünyanın bu bölgesindeki mahfillerin pek çoğunun da kuruluşuna önayak olmuştur.

FRANSIZ MASONLUĞUNA BAĞLI LOCALAR

Paul Dumont’un Fransız Maşrık-ı Azamı Arşivi belgelerini kullanarak “Osmanlı Masonluğu” hakkında yaptığı önemli araştırmaya göre; Osmanlı masonluğu, 18. Yüzyılın ikinci yarısında doğmuşsa da gelişmesini esasen 1850’den sonra, Tanzimat döneminde imparatorluğun siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda batıya açılmasıyla birlikte sağlamıştır. O dönem masonluğu çok belirgin bir şekilde “sömürge masonluğu” niteliği göstermektedir. Gerçekten de Osmanlı topraklarında belirlenebilen onlarca mason locasından hiçbiri özerk değildir. Hepsi de aralarında rekabet eden ve farklı milli çıkarları temsil eden değişik yabancı obediyanslara (Konfederasyon/Büyük Loca) bağlıdır: İngiltere Büyük Locası, Fransa Büyük Locası ve Maşrık- ı Azamı, İtalya Maşrık-ı Azamı, Hamburg Büyük Locası, Yunanistan Maşrık-ı Azamı ve diğerleri.

İstanbul’da Fransa Maşrık-ı Azamı’na bağlı ilk mahfil “Boğaz Yıldızı” (l’Etoile du Bosphore), 1858’de Kırım Savaşı’nın açtığı yolda ortaya çıkmıştır. Bu savaşın en önemli sonuçlarından birinin zafer ve servet peşindeki Avrupalıların Osmanlı Devleti’ne kitlesel gelişleri olduğu bilinmektedir. Aradan birkaç yıl geçmeden bu ilk locayı başkaları izledi:

Doğu Birliği (l’Union d’Orient), 1864,

Aşk (Ser), 1866,

Terakki (I Prodos), 1868.

Fransız Masonluğu sadece Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’dan değil, İstanbul dışındaki vilayetlerden de üyeler edinmeyi başarmıştı. Abdülaziz devrinin sonlarına doğru devletin birçok kentinde Fransa Maşrık-ı Azamı’na ve Fransa Büyük Locası’na bağlı mahfiller kurulmuştu:

İzmir, Meles Locası, 1868

Beyrut, Le Liban (Lübnan), 1868

Beyrut, La Chaine d’Orient (Doğu Zinciri), 1869

Lazkiye, L’Union des Peuples (Halkların Birliği), 1866

Selanik, Macedoine (Makedonya), 1864

İskenderiye, Les regenerateurs d’Egypte (Mısır’ın Yenileyicileri), 1862

İskenderiye, L’Union maçonnique (Masonik Birlik), 1865

İskenderiye, Socrate, 1871

Kahire, Les Pyramides (Piramidler), 1845

Kahire, Le Nil, 1868

Port Said, L’Union des deux mers (İki Deniz Birliği), 1867

Süveyş, L’Amour de la Verite (Gerçek Aşkı), 1867

İsmailiye, L’Isthme de Suez (Süveyş Kıstağı), 1867.

Bu masonik teşkilatların coğrafi dağılımında elbette şaşırtıcı bir durum yoktu. Bu mahfillerin kurulduğu iller daha çok ticaret merkezleri idi. Stratejik önemlere sahiptiler. Bu iller, emperyalizmin Osmanlı Devleti’ni parçalamak için oluşturmaya çalıştığı nüfuz alanlarının merkezleriydi. Fransız masonluğunun özellikle Lübnan ve Mısır’da bu kadar çok mahfil bulundurmasının nedeni, kesinlikle bu toprakların Fransız emperyalizmi için bir yayılma alanı oluşturmasıdır.

AZINLIKLAR VE MASON LOCALARI

Osmanlı topraklarında Fransız bayrağı altında toplanan bu masonların sayısı Paul Dumont tarafından 1870 yılına doğru 1.500 kişi olarak tahmin edilmiştir. Bu localara üye olanların (özellikle Lübnan ve Mısır’da) çoğu Fransız vatandaşı idi. Bunları, doğal olarak Osmanlı Devleti ile Avrupa arasında aracılık yapmakta olan azınlıklar (Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler) takip ediyorlardı. Azınlıklar, masonik propagandadan ilk etkilenen kesimlerdi. Hatta bir süre sonra bünyesinde sadece gayrimüslimleri toplayan locaların kurulduğu görüldü. Özellikle de Ermenice “Ser” adıyla bilinen “l’Amaur” locası bu duruma iyi bir örnektir. Bu locanın aşağı yukarı bütün üyeleri Gregoryen Ermeni cemaatindendi. İzmirides ve Calaissakis’in “Le Progres” adlı locaları da bu kapma sokulabilir. Diğer adı, “I Proodos” olan bu locada Rum biraderlerin sayısı epeyce yüksekti (1872-1873’te %50’den fazla).

Bütün bunlarla birlikte bazı Müslümanlar da Fransız mason localarına yönelmekte gecikmemişlerdir. Bu konuda verilebilecek en tipik örnek, 1869’da 143 biraderinden 53’ü Müslüman olan “l’Union d’Orient” locasıdır. Bu locaya üye olan Müslümanlar arasında askerler, hukuk adamları, memurlar, birkaç din adamı ve Şura-yı Devlet (Danıştay) Reisi İbrahim Edhem Paşa ya da Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa (hizmetçileri ve danışmanlarının da büyük bölümü ile birlikte tekris (masonluğa katılım töreni) olmuştu) gibi bazı önemli şahsiyetler de vardı. Abdülaziz’in saltanatının sonuna doğru bu Müslüman masonların sayısı o kadar artacaktır ki, Fransa Maşrık-ı Azamı onlar için Türkçe ve Arapça ritüeller hazırlattırmak ve masonik törenlerin bu iki dilde yapılmasını kabul etmek zorunda kalacaktı.

RUMLAR VE MASON LOCALARI

Osmanlı Devleti’nde tam gelişim içindeki bu masonluk yapılanmasında Rumlar hiç azımsanamayacak bir yer işgal ediyorlardı. Masonlukla en az Yahudiler, Ermeniler ve Müslümanlar kadar ilgileniyorlardı. Paul Dumont’un Fransız arşivlerinde yaptığı bazı araştırmalardan Osmanlı mason localarının çoğunda Rum ileri gelenlerinin de yer aldıkları sonucu çıkmaktadır. Bununla birlikte bazı localarda özellikle çok kalabalıktılar. Bazı locaların da üyelerinin tamamı Rumlardan oluşmaktaydı. Özellikle Yunanistan Maşrık-ı Azam’na bağlı localarda durum böyleydi:

1865’te İstanbul’da kurulan ve kurulurken Osmanlı başkentindeki bir diğer locanın, l’Union d’Orient’in Rum üyelerinin çoğunu kendine çektiği bilinen “Areti”, bir yıl önce İtalya Maşrık-ı Azamı’nın himayesi altında kurulan ve bir süre eski Artemis Mabedi’nde toplanma lüksünden yaralanan “Etoile d’Ionie” (İyonya Yıldızı), 19. Yüzyıl sonuna doğru Selanik’te kurulan “Phillipe” locası ve bir ihtimal, Almanca adına karşın masonik yayınlarda Yunanistan Maşrık-ı Azamı’na bağlı gösterilen “Deutscher Bund” locası.

Doğrudan Yunanistan Maşrık-ı Azamı’na bağlı bu locaların yanı sıra, başka masonik güçlere bağlı olsalar da üyelerini esas olarak Rumlar arasından toplayan locaları da saymakta yarar var. Bunların en tipik örneği, Abdülaziz devrinde İstanbul’da kurulan ve Fransa Maşrık-ı Azamı’na bağlı “I Proodos” locasıdır. İzmir’deki “Meles” locası da (1867) aynı kapsamdadır. İzmirli bir başka locanın, 1920’ye doğru üyelerinin neredeyse sadece Yahudilerden oluşmasıyla dikkat çeken “Homere”in de kurulduğu sıralarda daha çok Rumlara yönelik olması mümkündür. Her iki loca da Fransa Maşrık-ı Azamı’na bağlıydı. 19. Yüzyılda Yanya’da kurulan ve üyelerinin çoğunluğu Rumlardan oluşan “Promethee” locası da bu obediyansa bağlı idi. Son olarak, İngiltere Birleşik Büyük Locası’na bağlı olan ve İstanbul, İzmir, Kıbrıs ve İskenderiye’ye yerleşmiş bir mahfilin bünyesinde birçok Rum’u barındırdığı düşünülebilir.

Burada sorulması gereken temel soru, Osmanlı Devleti’nin vatandaşları olarak yaşayan ve Avrupalı devletlerin masonluk teşkilatlarına bağlı olarak kurulan mason localarında faaliyet gösteren Rumlar siyasi olarak ne düşünüyor ve nasıl hareket ediyorlardı? Paul Dumont’un tespitlerine göre, Rum masonların tavırlarında dönemsel ve bağlı oldukları üst locaların siyasi tavırlarına göre değişiklikler olduğu görülmektedir. Başlangıçta Fransız Maşrık- ı Azamı’na bağlı Rum masonlar, Fransız İhtilali’nin yaydığı “eşitlik, adalet ve hürriyet, kardeşlik” gibi fikirler çerçevesinde “Osmanlıcılık” ideallerine sahip çıkmışlardır.

Yunan Maşrık-ı Azamı bağlıları/yandaşı olan mason teşkilatlarındaki Rumların düşünceleri hakkında arşiv kayıtlarına dayalı bir çalışma olmadığı için belgesel bir bilgiye sahip değiliz. İstanbul’daki “Areti”, İzmir’deki “İyonya” ya da Selanik’teki “Filibe” teşkilatlarına üye olan ve devam edenler Osmanlı Devleti’nin geleceği konusunda neler düşünüyorlardı? Bunların, Atina Hükümeti’nin geliştirdiği “irredantist” (Megali İdeacı, saldırgan milliyetçi) düşüncelere Fransız muhibbi masonlardan çok daha yakın oldukları düşünülebilir. Aynı zamanda, Helenizm’in uyanışına ve Anadolu ile Rumeli’ye yayılışına Fransız muhibbi masonlardan çok daha fazla katkı yaptıklarını düşünebiliriz.

 

YARIN: KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA AZINLIKLAR VE MASON LOCALARI