Psiko-Sosyal gelişimde ailenin rolü nedir?

En başta söylemeliyiz ki; “İstediğiniz gibi bir çocuk yetiştirmeniz, söylediklerinizden çok, kurduğunuz ilişki biçimine bağlıdır.” Çünkü çocuğun yaşamındaki en etkili sosyalleşme kurumu, ailesidir.

Psiko-Sosyal gelişimde ailenin rolü nedir?
27.06.2019 13:34

Anne babasının ve aile içindeki diğer bireylerin çocukla etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirler. Aile, çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği yerdir. Bir çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavırlar, bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır.

Bu ilk deneyimlerin neticesinde çocuğun sosyalleşmesi yolunda kendisine tanınan deneyim fırsatlarının değeri büyüktür. İyi bir kişiliğin oluşumu için gerekli olan özdeşleşme, aile içindeki yakın üyelerle gerçekleştirilebilir.

 Aile birimi, bir kurum olarak, çocuğun alacağı kavramları seçerek vermektedir ve onları yorumlayarak sonucu değerlendirmektedir. Bu değerlendirmelerin esaslıca yeri ailedir çünkü yargıların oluştuğu, tercihlerin yapıldığı ya da en azından etkilenildiği yer ailedir. Kişiliğin gelişmesi, bir dizi tercihin geliştirilmesiyle olanaklıdır. Geliştirilen bu tercihler bireyin değerlerini temsil eder ve geniş ölçüde ailenin koşullandırılmasının bir sonucudur. Bütün bunlardan sonrasında denilebilir ki, çocuğun ailesinin yapısı, genişliği, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi, onun ilk sosyal deneyimlerini, dolayısıyla duygusal ve toplumsal gelişmesini etkileyecektir.

 “Çocuklarınıza vereceğiniz en değerli hediye, onlara göstereceğiniz ilgi ve ayıracağınız zamandır.”

Ayrıca gösteriyor ki, sosyal uyum üzerindeki çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son derece önemli olduğunu kanıtlamıştır.

Mesela  evlerinde yakın bir ilgiyle demokrasinin birleştiğini gören çocuklar, en etkin, özgür ve arkadaşlarıyla ilişkilerinde en başarılı çocuklar olabilmektedirler. Baldwin ve Watson’un araştırmaları, bu gerçeği doğrular niteliktedir. Yapılan çalışmalar neticesinde varılan bazı araştırmalara göre, hoşgörülü ve demokratik evlerde büyüyen çocuklar, arkadaşlarıyla ilişkilerinde daha etkin, daha girişken, yaratıcı fikirler öne sürebilen, fikirlerini serbestçe söyleme eğiliminde görülen çocuklar olmaktadırlar. Böylece bu türden çocuklarda kendini denetleme becerisine daha erken rastlanmaktadır.

Diğer yandan buna karşın, daha müdahaleci veya sert bir denetim altında tutulan ya da eğitim yöntemleri değişken olan ailelerde büyüyen çocuklar ise, karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek istemekte ve kendi iç dünyalarını açmakta zorluk yaşamaktadırlar.

“Çocuğunuzla çatışırsanız, çatışmaların iki tarafı olduğunu unutmayınız. Konuştuğunuz kadar dinleyiniz. Kendisini ilişkilerinde ve toplumda ifade etmesini teşvik ediniz ve buna imkân veriniz. O yüzden, hayat içinde önemli olan, o günkü haklılığınız değil, çocuğunuzun uygarca tartışmayı öğrenmesidir.”

Birtakım tecrübeleri yaşayarak elde etmesini sağlamak, örneğin; dengeli, duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında, yeterli güven, sevgi ve sevecenlik içinde büyüyen çocuklar, gelişimleri için gerekli deneyimleri elde edebilirler. Böylece bu türden aile ortamlarında aile üyelerinin kendilerine düşen çocuğun sağlam bir kişilik yapısına sahip olmasını sağlar.

Çocuklarımızla Olumlu İletişim Kurabilmek İçin Öneriler

Çocuğunuzla iletişim kurarken onu yetişkin yerine koyun ve yalan söylemeyin. Çocukla iletişimi anlatan şu örnek oldukça ilginçtir: Bir caminin yapımı sırasında oradan geçmekte olan bir çocuk minarenin eğri olduğunu söyler. Bunun üzerine mimarbaşı adamlarına şerefeye ip bağlayıp çekerek minareyi düzeltmelerini emreder. Çocuk “Düzeldi” diyene kadar da çekmelerini ister. Ve daha sonrasında çocuk gittikten sonra olayı izleyen birisi, mimarbaşına neden böyle davrandığını, çekmekle minarenin düzelmeyeceğini söyler. Mimarbaşı şöyle cevaplar: “Düzelmeyecek evet ben de biliyorum ama böyle davranmasaydım çocuk büyüdüğünde bu minarenin eğri olduğunu her yerde söyleyecekti.” Mimarbaşının bu davranışı bir ilgi belirtisidir.

Çünkü azarlayıp uzaklaştırmadan onu inandırmaya çalışmıştır. Ancak, bir aldatma durumu vardır. Böylece çocuğu bu şekilde aldatmak yerine, yetişkin yerine koyup eğri olmadığına inandırmak daha doğru olurdu.

“Ben” dili kullanarak iletişim kurun. Ben dili çocuğu suçlamayan, çocuğun yaptığı olumsuz davranış karşısında yetişkinin duygularını anlatan bir tepkidir. Örneğin oyuncaklarını toplamayan çocuğa “dağınık, bıktım senden” demek yerine “eşyalarını toplamaman beni çok rahatsız ediyor” demek gerekir.

Çift anlamlı mesaj vermeyin. Sözel ve bedensel tepkinizin uyumlu olmasına dikkat edin. Ne söylüyorsanız beden diliniz de onu desteklesin. Örneğin, öfkelendiğiniz bir sırada ciddi olun ve gülmeyin.

İmalı iletişim kurmayın. Çocuğa hiçbir şekilde küsmeyin ve mesajlarınızı başkası ile iletmeyin. Her zaman çocuğun hatalı davranışı ne ise, sakin ve aç olmadığınız bir zamanda onunla konuşun. Ve ayrıca açlık insanı sinirli yapacağından tok iken konuşmak önemli bir ayrıntıdır.

Sorularını yanıtlayın. Bazen çocuklar öyle sorular sorarlar ki, yanıtını siz de bilmeyebilirsiniz, sorulardan bunalabilirsiniz. Onu susturmayın. Mümkün olduğunca yanıt vermeye çalışın. Bilmediğiniz konularda doğru olmayan şeyler söylemeyin. Bilmediğinizi ama öğrenip anlatacağınızı söyleyin. Bilmiyor olmanız sizi çocuğun gözünde küçültmez. Başka bir yetişkin sizin çocuğunuza soru sorduğunda sabredin ve çocuğunuzun yanıtlamasını bekleyin. Bazı aileler sabredememekte ve çocuğun yerine kendi yanıtlamaktadır, bu yanlıştır.

Empati kurarak dinleyin. Örneğin çocuğunuzu dinlediğiniz sırada başka şeylerle ilgilenmemeli, dikkatinizi tamamen ona yöneltmelisiniz. Aksi durumda çocuk size karşı kapanır. “Nasıl olsa beni dinlemiyor” diye düşünerek sizinle konuşmaz.

Çocuğunuza güvenmelisiniz ve ondan en iyisini beklemelisiniz, böylece beklentinize uygun davranır.

İyi yaptığı işleri görün ve gördüğünüzü ona bildirin.

Yanlış davranışlarını onu kırmadan, doğru davranışın ne olduğu ile birlikte bildirin. Yanlış davranışın sonucunun sorumluluğunu almasına fırsat verin.

Bir başka dipnot verirsek; çocuğunuzu onaylamadığınız durumlarda, kendini değil davranışını onaylamadığınızı ifade edin.

Mümkün olduğunca çocuğunuzla vakit geçirin. Buna önem verin. Çocuklar için “sevgi=vakit geçirmek” demektir.

KAYNAKLAR

Ataklı,A., Ekinci,S., Çocuğunuz için “Keşke” Demeden, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2009.

Baltaş, A., Ana-Baba El Kitabı, Remzi Kitabevi, 2013.

Yavuzer, H., Çocuk Psikolojisi, İstanbul, Remzi Kitabevi, 2012.

Yorumlar