Türkgün | Röportaj | 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü’ne özel: Doç. Dr. Doğan Çolak Türkgün’e konuştu

15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü’ne özel: Doç. Dr. Doğan Çolak Türkgün’e konuştu

15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü dolayısıyla Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğan Çolak, Türk dili, tarihî serüveni ve çağdaş lehçeler üzerine Türkgün’e özel açıklamalarda bulundu.

15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü dolayısıyla Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğan Çolak, Türk dili, tarihî serüveni ve çağdaş lehçeler üzerine Türkgün’e özel açıklamalarda bulundu.

KAYNAK: Haber Merkezi

15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü dolayısıyla Türk dili üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğan Çolak, Türk dilinin tarihî serüveninden çağdaş lehçelere, dijitalleşmeden genç kuşaklara verilen mesajlara kadar birçok başlıkta Türkgün'e özel değerlendirmelerde bulundu.

“UNESCO’nun kararı son derece kıymetli”

Picture background

Türkgün: UNESCO’nun 15 Aralık’ı “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” olarak ilan edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doç. Dr. Doğan Çolak: Bu karar son derece kıymetlidir. Türk dili, çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, tarihsel sürekliliği olan büyük bir milletin dilidir. UNESCO’nun bu adımı, Türk dilinin dünya kültür mirasının önemli bir parçası olduğunu resmî olarak tescillemiştir.

“Türk dili artık evrensel bir kültürel değer”

Türkgün: Bu kararın Türk dili ve kültürü açısından uluslararası anlamı nedir?

Doç. Dr. Doğan Çolak: Türk dili artık yalnızca ulusal bir kimlik unsuru değil, evrensel bir kültürel değer olarak kabul edilmektedir. Bu da akademik çalışmaların, dil koruma projelerinin ve kültürel etkileşimin önünü açar.

“Türkçe, bütün dünya Türklüğünün dilidir”

Türkgün: “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” ifadesinde yer alan Türk dili ile kastedilen dil sadece Türkiye sınırları içerisinde konuşulan dil midir? Yoksa başta Türkistan coğrafyasındaki Türk cumhuriyetleri olmak üzere bütün dünyadaki Türklerin konuştuğu dil mi kastedilmektedir?

Doç. Dr. Doğan Çolak: Güzel soru. Biz Türkologlar ve konuya ilgi duyanlar meseleye vâkıflar ancak bu hususta genel olarak bazen çeşitli kafa karışıklıklarına şahit oluyoruz. Türkçe dediğimiz zaman ilk olarak bizim aklımıza Türkiye sınırları içerisinde konuşulan dilin gelmesi gayet doğal. Ancak Türkçe dediğimizde geniş manada bütün dünya Türklüğünün konuştuğu dil de akla gelmelidir. Bugün dünya Türklüğü kendisini ve konuştuğu dili çeşitli şekillerde adlandırsalar da bunların hepsi Türkçedir. Genel Türk kültürünün en uzak boyları olan Çuvaş ve Saha Türkçelerinin sayı adlarına bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Türkçeyi bir ağacın gövdesi olarak düşünmek gerek. Bugün çeşitli isimlerle adlandırılan bu gövdenin dallarının her biri yine Türkçedir, bu gövdenin devamıdır.

“Bu günü bütün Türkler birlikte kutlamalı”

Türkgün: O zaman “Dünya Türk Dili Ailesi Günü”nü bütün Türkler birlikte kutlamalıyız.

Doç. Dr. Doğan Çolak: Kesinlikle evet. Saha Türkçesinden Gagavuz Türkçesine, Çuvaş Türkçesinden Uygur Türkçesine kadar yirmiyi aşkın Türk lehçesi bugünün doğal muhatabıdır.

Picture background

“15 Aralık, Orhun Yazıtlarının sırrının çözüldüğü gündür”

Türkgün: Neden 15 Aralık tarihi “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” için seçildi? Bugünün özel bir anlamı var mı?

Doç. Dr. Doğan Çolak: Evet, var. 1889 yılında en nitelikli ve eski yazılı belgelerimiz bulunmuştu. Ancak bulunur bulunmaz bu yazıtların bize ait olduğu anlaşılmadı. Çünkü daha önce görülmeyen bir alfabe kullanışmıştı bu yazıtlarda. Dönemin iki önemli ismi, Wilhelm Radloff ve Vilhelm Thomsen, bu yazıtların sırrını çözmek üzere kıyasıya bir yarışa giriştiler. Bu isimlerden Danimarkalı ünlü Türkolog Vilhelm Thomsen önce davranarak yazıtların Türkçe olduğunu 15 Aralık 1893’te bilim dünyasına duyurdu. 15 Aralık tarihi ile işte bugüne atıf yapılıyor.

“Türk dilinin tarihi, silsile halinde ele alınmalı”

Türkgün: Biraz da Türk dilinin tarihinden bahsedelim. Türk dilinin tarihi serüvenini ana dönemleriyle özetler misiniz?

Doç. Dr. Doğan Çolak:

Bu sorunuzu, Türk dilbilimcilerinin genel kabul gördüğü şekilde cevaplandırmaya çalışacağım. Çünkü dönemsel olarak bazı konularda birtakım araştırmacılar farklı görüşler ileri sürebilmektedir. Yine de bu görüşler temel farklılık meydana getirmemektedir. En derin farklılık Altay Dil Birliği döneminde ortaya çıkmaktadır. Altay Dilleri Teorisini kabul eden araştırmacılar, Türkçenin ilk dönemin bu dönem olduğunu belirtir. Bu dönemde Türkçe; Moğolca, Tunguzca, Korece ve Japonca ile bir bütünü, yani Altaycayı teşkil etmiş; daha sonra bu birlikten yani dilden ayrılarak müstakil bir dil haline gelmiştir.
Belirttiğimiz gibi teoriyi kabul edenler, Türkçenin ilk döneminin Altay Dil Birliği Dönemi olduğunu ifade eder. Ancak teoriyi etmeyenler ise Türkçenin ilk döneminin Proto yani Ön Türkçe dönemi olduğunu savunur. 
Tam burada şunu da belirtelim: dönem adlandırmaları arasında da çeşitli farklılıklar bulunabilmektedir. Yazılı dönem öncesini kapsayan dönemler için İlk Türkçe, En Eski Türkçe, Proto Türkçe, Ana Türkçe, Ön Türkçe vs. gibi adlandırmalar mevcuttur. Burada önemli olan adlandırmadan ziyade silsiledir. Silsileyi takip etmek yeterli olacaktır.
Proto Türkçeye dönecek olursak bu dönem Çuvaşçanın yani Bulgarcanın Türkçe ile bir arada olduğu dönemdir. Bu dönemin başlangıç ve bitiş tarihlerini net olarak belirtmek zordur. Çünkü tarih miladın çok öncesine uzananmaktadır ve milat öncesinden yeterli yazılı kaynağın günümüze ulaşmaması net bir tarih belirtmemizi zorlaştırmaktadır.
Proto Türkçeden sonra Ana Türkçe dönemi gelmektedir. Bu dönemin de başlangıcı net olarak belli olmamakla birlikte bitiş dönemi olarak yazılı belgelerimize kavuştuğumuz, Eski Türkçenin de başlangıcını oluşturan VI. yüzyıl olarak belirtebiliriz. Bu konuda fikir birliği tamdır. Ana Türkçe dönemi ile de şunu söyleyelim: bu dönemin hemen öncesinde Çuvaş yani Bulgar Türkçesi genel Türk dili ailesinden ayrılarak müstakil bir yol izlemiştir.
Eski Türkçe dönemi Türk dilinin milat noktasıdır. Çünkü dil tarihimizin en önemli vesikaları bu döneme aittir. II. Türk Kağanlığı, yaygın bilinen adıyla Köktürklerin ikinci döneminden kalan, bugün Moğolistan sınırları arasında yer alan Orhon vadisinde Orhun, Orhon, Köktürk veya Göktürk olarak bilenen yazıtlarımız mevcuttur. Bu yazıtlar, Tonyukuk, Bilge Kağan ve Köl-Tigin adlarına dikilmiş olan mezar taşlarından oluşmaktadır. Bu eserler, Türk dilinin bilinen en gelişmiş ve en eski yazılı belgeleridir. Bu yazıtların haricinde, Eski Türkçenin ikinci dönemi olan Uygurlardan kalan sayısız eser vardır. 
Eski Türkçeden sonra Orta Türkçe dönemi gelmektedir. Bu dönemi Karahanlı, Harezm ve Kıpçak Türkçeleri meydana getirir. Bu dönemin ortalarına denk gelen bir dönemde Türk dilinde önemli bir kırılmaya meydana gelir. Dönem sosyal ve siyasi koşulları neticesinde Türk dili iki kola ayrılır: Karahanlı, Harezm ve sonrasında ortaya çıkacak olan Çağatay Türkçeleri Doğu Türkçesini; Anadolu’ya gelen Türklerin meydana getireceği ve Osmanlı Türkçesinin temelini oluşturacak olan Batı Türkçesi.

Türkgün: Yazıtlar dedik, Eski Uygurlardan kalan eserler dedik ve sonrasında Karahanlı Türkçesi, Harezm Türkçesi, Kıpçak Türkçesi, Çağatay Türkçesi, Osmanlı Türkçesi terimlerini kullandınız. Türkçeye ne oldu da birden bu kadar Türkçe meydana çıktı?

Doç. Dr. Doğan Çolak:

Hemen kafa karışıklığını giderelim. Biz dilciler Türk dilini ele alırken çeşitli özelliklerine göre dönemlere ayırırız. Burada ifade edilen Karahanlı Türkçesi, Çağatay Türkçesi gibi terimler dönemlerin yapısal özelliklerini ifade eden adlandırmalardır. Yaygın bir ifade vardır: “Dil canlı bir varlıktır.” İşte bu canlı varlık yüzyıllık serüveni içerisinde çeşitli sebeplere bağlı olarak farklılaşma eğilimi göstermektedir. Biz de bu eğilimleri takip edebilmek adına Türk dilini dönemlere bölüyor ve bu dönemleri zamanın siyasi ve sosyal şartlarını göz önünde bulundurarak adlandırıyoruz. Örneğin Karahanlı Türkçesi dönemi, Karahanlı Devleti döneminde kullanılan ve Kutadgu Bilig, Dîvânu Lugâti't-Türk, Atebetü'l-Hakayık gibi eserlerin kaleme alındığı dönemdir. Bu eserlerin dili incelendiğinde birbirine yakın özellikler gösterir. Bilimin temelinde sınıflandırma vardır. Biz de elimizdeki yazılı kaynakları yani verileri inceleyip bir sınıflandırma yapıyor ve bu sınıflara çeşitli isimler veriyoruz. Bunların hepsinin özü aynı. Değişen çok küçük yapısal nitelikler. Bir başka ifadeyle bunların hepsi Türkçe ancak aralarındaki yapısal özellikleri vurgulamak adına Osmanlı Türkçesi, Çağatay Türkçesi gibi adlandırmalar benimsenmiş.

Türkgün: En son Türkçe iki kola ayrıldı, demiştiniz.

Evet, Orta Türkçe dönemi devam ederken Türkçe iki ana kola ayrılıyor ve 20. yüzyıla kadar esas olarak bu iki kol devam ediyor. Hatırlarsanız daha önce Çuvaşça da Türkçeden ayrılmıştı ancak kitlenin büyüklükleri göz önüne alındığında bu ikinci ayrılık Türk dilinin dilbilimsel ve sosyal durumu açısından bir kırılma noktası olarak nitelendirilmektedir.
Orta Türkçe döneminden sonra Yeni Türkçe dönemi gelir. 15. Yüzyılda başlayan bu dönemin batıdaki temsilcisi Osmanlı Türkçesi iken doğudaki temsilcisi Çağatay Türkçesidir. Bu dönemlerden sonra ise Çağdaş Türk Lehçeleri dönemi orta çıkar. 20. yüzyıla kadar genel olarak iki ana koldan seyrine devam eden Türk dili, bu yeni dönem ile birlikte 20’nin üzerinde yazı dili ile oldukça dallanır.

“Dijitalleşme hem risk hem fırsat”

Türkgün: Dijitalleşme Türk dili açısından tehdit mi, fırsat mı?

Doç. Dr. Doğan Çolak:

Her ikisi de. Büyük lehçeler güçlenirken küçük lehçeler kaybolma riskiyle karşı karşıya. Dijital içerik üretimi bu lehçeler için hayati önem taşıyor. Ancak birliktelik düşüncesinden bakacak olursak dijitalleşme Türk lehçelerinin birbirine yakınlaşması için bir fırsattır. Üretilen içeriklerle Türkler birbirlerini anlık takip edebiliyor. Coğrafya engelini ditijalleşme bertaraf etmekte. Aslında bu uzun süredir var. Türk dizi ve sinema sektörünün başarısı dil birliğine de katkı yapıyor. Türkistan’daki Türkler altyazısız, tercümesiz bizim dizilerimizi izliyorlar. Umarım digital diğer ürünlerle bu etkileşim daha çok artacak.

Türkgün: Dünya Türk Dili Ailesi Günü” vesilesiyle genç kuşaklara ne önerirsiniz?
Doç. Dr. Doğan Çolak: Türk dilini yalnızca bir iletişim aracı değil, binlerce yıllık bir hafıza olarak görmelerini öneririm.

Türkgün: Yine bugün ile ilgili olarak mesajınız nedir?
Doç. Dr. Doğan Çolak: Türk dili, geçmişten geleceğe uzanan büyük bir köprüdür. Bu köprüyü korumak, yalnızca dilbilimcilerin değil, bütün Türk dünyasının ortak sorumluluğudur.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...