Ruh Sağlığı Yasası ‘olmazsa olmaz’

BAHADIR ÇOBAN / TÜRKGÜN

Ruh Sağlığı Yasası ‘olmazsa olmaz’
26.01.2019 10:15

BAHADIR ÇOBAN / TÜRKGÜN

MHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Depboylu’nun hazırladığı Ruh Sağlığı Yasası’nı yorumlayan Klinik Psikolog ve yazar Misli Baydoğan, yasanın koruyucu ve önleyici tedbirler getirdiğini belirterek, bireyin psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen koşullarda devletin duruma müdahil olarak sağlıklı gelişim şartlarını sağlayacağını, yasanın her türlü bağımlığının tedavisine katkı sunacağını söyledi.

Klinik psikolog ve yazar Misli Baydoğan, hazırlanan yasayla ilgili sorularımızı cevapladı. Bu yasa olmazsa olmaz mıdır? Ruh Sağlığı Yasası, gelişmiş bir ülke için olmazsa olmazdır. Demokratik bir hukuk devletinde, vatandaşların hakları yasalarla güvence altına alınır. Ruh sağlığı hizmeti alan “hastalar” da, bu hizmeti sunan “hekim, psikolog ve psikolojik danışmanlar” da ülkenin vatandaşıdırlar. Her iki kesimin de sınırlarını belirleyen, sorumlulukları tanımlayan bir yasa, hizmet kalitesini standardize eder ve niteliği arttırır. Ayrıca meslek uzmanlarının gerek özel sektörde gerekse de kamuda kendi uzmanlıkları dışında çalışmamaları da güvence altına alınır. Bu çok önemli bir konudur zira her mesleğin kendi uygulama alanı, kendine özgü gereklilikleri ve eğitimle edinilen becerileri vardır. Bu yasa ile ruh sağlığı alanındaki tüm meslek gruplarının ne yapacağı ve ne yapamayacağı yasalarla kesinliğe kavuşturulmuş olacak. Meslek grubunda olmayan sıradan vatandaşın aklına belki ilk bakışta, “Bunun bana ne faydası var?” gibi bir soru gelebilir. Oysa ruh sağlığı da bedenimizin tüm diğer kısımlarının sağlığı gibi tıbbın kapsamındadır. Nasıl ki fiziksel bir hastalığımız olduğunda önce aktara değil doktora gitmeliyiz, nasıl ki bugün sahte diplomalı doktorlar insanın canına kast eden işlemler yapabiliyorlar, ruh sağlığı alanında da bu tür suistimallere açığız. Ruh Sağlığı Yasası ile devlet, vatandaşının aldığı ruh sağlığı hizmetine standardizasyon getiriyor. Buna uymayanları da cezalandırma yolu, sınırları daha belli bir şekilde açılıyor.

Yasa teklifinde meslek uzmanlarına nasıl bir güvence sağlanıyor?

Bugün çok sık gördüğümüz bazı olumsuz örnekler var. Örneğin psikoloji ve özel eğitim öğretmenliği birbirinden çok ayrı bölümlerdir. Yeni mezun bir psikoloğun, rahatça ve kolaylıkla özel eğitim kurumlarında çalışması, özel eğitim gereksinimi olan çocuklarımız için açık bir şekilde haksızlıktır. Çünkü psikolog, örneğin otistik bir çocuğa ince motor gelişim veya dil gelişimi sağlamakla ilgili bir eğitim almamıştır. Bunu bilmez. Otizm nedir, nasıl tanı konur, aile nasıl bilgilendirilir, çocuğu yetiştirirken uygun ebeveynlik davranışları nedir, bunları bilir. Bu ailelerle çalışabilir. Ama çocukla bire bir oturup öğretmenlik yapamaz. Yapmamalıdır. Benzer şekilde yeterli eğitimi olmayan yeni mezun bir psikolojik danışman kendisine aile danışmanlığı merkezi açıp “Ben bağımlılık tedavi ediyorum,” diyemez. Bunu demesi bile henüz cahil olduğunu gösterir çünkü bağımlılık çok yönlü tedavi gerektiren, sistematik ilerleyen bir süreçtir. Elbette yeni mezun bir gencimizin iş bulabilmek için bu kurumlara başvurması ve sonrasında aslında kendi mesleği olmayan, hiç bilmediği alanlarda çalışmak zorunda kalması da bir diğer sorundur. Bir de burada yeri gelmişken belirtmek gerekir, her türlü eğitimi olan, deneyimli klinik psikologların da, hekim olan psikiyatristler tarafından sadece “test uygulayıcısı” olarak görülmesi de bu yasa ile önlenebilecektir. Klinik psikologların destekleyici sağlık personeli olarak kabul edilmesi, gereken itibarın kendilerine tanınması bir başlangıçtır. Zaman içinde yasa oturduğunda doğrular ve yanlışlar daha net görülebilecektir.

PSİKOLOJİK VE FİZİKSEL SAĞLIK AYRILAMAZ

Ruh Sağlığı Yasası başka neler getiriyor?

Psikiyatrik tedavi ihtiyacı olan kişilerin, sosyal güvence sağlık giderleri kapsamında tedavi olabilmeleri önemli getirilerden birisi. Tıp branşlarında hasta başına en düşük ödeme olan bölümlerin başında yanlış bilmiyorsam psikiyatri geliyor. Ruh sağlığının “sihirli” ve “soyut” bir şeymiş gibi algılandığını düşünüyorum bazen. Oysa hasta ile bire bir çalışan her hekim psikolojik sağlıkla fiziksel sağlığın ne kadar birbirinden ayrılamaz olduğunu bilir. Bugün devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri servislerinde psikolog çalıştırıp çalıştırmama kararı çoğunlukla bölüm başkanının iki dudağı arasındadır. Kişisel olarak psikologlardan haz edilmiyorsa, “Gerek yok,” diyerek kestirip atılabiliyor. Zaten çalışsalar da kadro vermemek için bin dereden su getiriliyor. Ama bundan sonra tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim de standartlarımız belli olacak. Yasa ile ayrıca hekimin, acil müdahale gerektiren vakalarda gidip yerinde müdahale edebilme, gerektiğinde hastayı hastaneye yatırabilme konusunda işi kolaylaşıyor. Kişinin çevresine veya kendisine zarar verecek bir rahatsızlığa sahip olması, şiddet uygulaması gibi durumlarda bunun önünü alabilmek hızlanacak. Koruyucu ve önleyici ruh sağlığı dediğimizde de ana rahmine düştüğü andan itibaren, canlının psikosoyal gelişimini olumsuz etkileyecek çevresel koşullar söz konusuysa, devlet duruma müdahale ederek, sağlıklı gelişimi sağlayacak ve koruyacak tedbirler getirebilecek. Ayrıca meslek odalarının kurulmasının önü açılıyor.

Meslek odalarının kurulması ne anlama geliyor?

Bugün Tabip Odası, Mühendis ve Mimarlar Odası ve benzeri diğer pek çok meslek için mümkün olan örgütlülük, Psikologlar ve Psikolojik Danışmanlar ve diğer yardımcı meslekler için yok. Meslek odası olmadığında, mezun olduktan sonra alana çıkan meslek sahiplerinin, nerelerde, nasıl çalıştığının kontrolü ve denetimi yapılamıyor. Meslekten olmayan kişiler bazı sertifika programlarına katılarak kendilerine insan sağlığıyla ilgili olan ve yalnızca uzmanların söz hakkı olan konularda, “Yaşam Koçluğu” , “Danışmanlık” gibi isimler altında iş yerleri açıyor. Buralarda verilen hizmetlerin hiçbir garantisi yok. Kimileri para tuzağı. Bazıları kişilere ciddi zararlar verebilecek uygulamalar yapabiliyor. Ruh Sağlığı Yasası kabul edildiğinde, meslek odaları kısa sürede kurulacak ve çalışma koşulları tekrar tanımlanacaktır. Kendi mesleğim olduğu için Türk Psikologlar Derneği örneğini vermek istiyorum. Meslek yasamız olması için ne kadar uzun yıllardır mücadele edildiğini biliyorum. Allah bir daha yaşatmasın dilerim ancak yakın tarihe dönüp bakacak olursanız, tüm toplumsal travmalardan sonra, örneğin doğal afetler, terör saldırıları ve benzeri, oraya Kızılay ve AFAD’la birlikte hemen ulaşan ilk meslek örgütü Türk Psikologlar Derneği’dir. Çünkü bu tür büyük olaylar görünen hasarlar kadar, bir de insanların belleğinde yer eden, görünmeyen, yaşam kalitelerini bozacak önemli hasarlar bırakır. İlk müdahale hayati önemdedir; kişinin hayata yeniden devam edebilmesini, olası intihar girişimlerini, belki olası madde ve alkol bağımlılıklarını önleyebilir. Dernek olarak kalmak, uluslararası sahada ülkemiz adına küçük düşürücüdür. Verilebilecek hizmetleri de kısıtlı tutmaktır. Meslek odası olduğunuzda dünyadaki diğer ülkelerin psikologlarıyla akredite olmak ve sosyal bilimler alanında rekabet edebilmek resmi olarak güvence altına alınır. Ruh Sağlığı Yasası giderek artan şiddet vakalarının önünü alabilecek mi? Zira bu hususta insanların ciddi bir beklentisi ve talebi mevcut… Dolaylı olarak evet. Bu yasa sürekli şiddet haberleri izlemekten bunalmış, üzülmüş ve kendisini çaresiz hisseden, içinde yaşadıkları topluma olan aidiyet duyguları zayıflamaya başlayan insanların beklediği “sihirli değnek” değil. İnsanların mucize beklemeleri elbette anlaşılabilir bir durum ama toplumsal olaylarda bu kadar kısa sürede değişimler bekleyemeyiz. Şiddet sadece psikolojik boyutu olan bir durum değil. Pek çok faktörün etki ettiği, ceza yükümlülüğü olan bir suç davranışıdır. İnsan, hayvan, bitki ve kamu malına zarar verecek her türlü davranış, şiddet kapsamındadır. Bir insanın bir başka insana hakaret etmesinden, onun canına kast etmesine kadar geniş bir yelpaze söz konusudur. Ruh Sağlığı Yasası, psikiyatrik tedaviye ulaşımı kolaylaştıracağı için, toplumdaki potansiyel olarak zarar verebilecek rahatsızlığı olanlar tedavi sistemine daha erken ve yaygın bir şekilde dahil olabilecekler. Bu da beklenen iyileşmeyi ardından getirebilir. En azından o beklentideyiz.

Diğer yandan uyuşturucu bağımlılığı da Türk gençliğini tehdit eden bir sorun. Uyuşturucuyla mücadele konusunda bu yasanın bir katkısı olacak mı?

Her türlü bağımlılık ile mücadele olarak ele almakta fayda var. Uyuşturucu, uyarıcı maddeler, alkol, tütün, karbonhidrat, internet, alışveriş, kumar… Şimdi hemen akla gelmeyen başka pek çok bağımlılıklar da sayılabilir ve yıllar içinde bazıları da eklenecektir. Bağımlılık elbette ruh sağlığı alanında ele alınması gereken, biyo-pisko-sosyal bir durumdur. Aileden, çevresel koşullardan yalıtılmış olarak bir bağımlıyı tedavi edemezsiniz. Bağımlının hayatında her ne ve kim varsa, hepsinin tedavi sürecinde dahil edilmesi gerekir. Eğer tedaviye olumlu katkıları olmuyorsa, bazı ilişkileri ve ortamları tamamen kişinin hayatından çıkarması söz konusu olabilir. Medyaya yansıyan olaylar içerisinde galiba bizleri en çaresiz hissettireni uyuşturucu ve alkol bağımlılığı. Diğerleri insan sağlığına daha az zararlı diyemeyiz ama uyuşturucu ve alkolün yol açtığı yıkım da sanki bu endişeleri haklı çıkarıyor. Ruh sağlığı yasası ile bağımlıların tedaviye ulaşmaları kolaylaşacağından ve ayrıca önleyici, koruyucu ruh sağlığı kapsamında bazı adımların atılması mümkün olabileceğinden dolayı, yine zaman içinde, bağımlılıkla mücadele konusunda da yasanın faydalarını göreceğiz.

RESMİ MAKAMLAR ÇOCUĞU KORUMA ALTINA ALACAK

Bu noktada koruyucu ve önleyici ruh sağlığı ne demek, bunu biraz açar mısınız?

Bu da bir gelişmişlik göstergesi. Şöyle düşünün, insanın hastalandıktan sonra tedaviye başlaması ve ancak sağlığını kaybettikten sonra kendisini hastalanmayacak durumda tutacak sağlık alışkanlıklarını kazanmaya çalışması gelişmişliğin bir düzeyidir. Bunun daha ilerisinde ise kişinin var olan bir şeyi, ki burada sağlıktan söz ediyoruz, daha elindeyken onu korumaya çalışması, bu amaçla tedbir alması, yaşam kalitesini önemsemesi, genel hayat alışkanlıklarına dikkat etmesi vardır. Hasta zaten iyileşmek için her şeyi göze alacak durumdadır. Oysa hâlâ sağlıklıyken, bir gün bu sağlığımı kaybedebilirim endişesiyle, insanın yaşayışına dikkat etmesi, doğru beslenmesi, yeterli uyuması, sosyal çevre edinmesi, hareket düzeyini artırması vb. davranışlarda bulunması onun aldığı eğitimleri ne kadar içselleştirebildiğini gösterir. Koruyucu ruh sağlığı da bundan çok farklı değildir. Yasanın getireceği şey şudur, erişkin olmadan önce, insan yavrusunun her türlü gelişimine zarar verecek çevresel bir olumsuzluk tespit edildiği takdirde resmi makamlar duruma müdahale edip, çocuğu korumaya alacaklardır.

Ruh Sağlığı Yasası ile herkes psikolojik destek mi alacak?

Psikiyatrik tedavi, psikolojik destek, psikoterapi ve psikolojik danışmanlık birbirine çok karıştırılıyor. Psikiyatrik bir rahatsızlığı veya hastalığı olmayan, özkaynakları yeterli, sosyal destek sistemine sahip olan insanların psikolojik destek veya tedavi almak gibi bir gereklilikleri elbette yok. “Batıda herkesin bir psikoloğu var” ifadesi, psikoterapiyi tüketim malzemesi haline getiren bir şehir efsanesi. İnsanın stresle başa çıkmak için, zorlukla, mutsuzlukla baş edebilmesi için neden ille de tıbbi veya psikolojik desteğe ihtiyacı olsun? Eğer ki kişi kendi başına altından kalkamıyorsa, kendi başına her türlü olumlu gayreti gösteriyor ve gene de sorununu çözemiyorsa o zaman destek arayışına girmelidir. Bu da mutlaka ilaç kullanımı olmak zorunda değildir. Bazı durumlarda danışmanlık da yeterli olabilir. Yasa sayesinde tedavi ve destek ihtiyacı olan kesime kolaylık getiriliyor. Hasta yakınları da bu kapsamda düşünülüyor. Onlar da gerekli yardıma ulaşacak.

ANTİDEPRESANLAR MUTLULUK HAPI DEĞİLDİR

Ruh Sağlığı Yasası artan antidepresan kullanımını önleyecek mi? Eğer yasanın uygulanış adımlarından birisi, psikiyatrik ilaçların reçetesiz kullanımını engellemek olursa, elbette önler. Antidepresanlar mutluluk, zorlukların altından kalkma hapı değildir. Psikiyatrik bozukluk veya hastalıklarda beyin kimyasal dengesinde bozulma olur. Gerekli maddeler yeterince üretilemez. Ya da üretilir ama korunamaz. İlaçlarla bu nörokimyasal denge sabitlenmeye çalışılır. Belirli bir sürede, gerekli dozda kullanılmazsa ilaçlar hem işe yaramaz hem de beyin kimyasal dengesi kalıcı olarak bozulur. Hekim önermediği sürece asla ilaç kullanılmamalıdır. İlaçla tedaviyi sadece tıp doktorları yapabilir. Ruh Sağlığı Yasası ile insanlar çocukluklarından itibaren, psikososyal gelişimlerini güçleştiren ve ileride psikolojik bozukluklara sebebiyet verecek şartlarda bulunuyorlarsa, erken fark edilip, gerekli destek ve tedaviyi alabilecekleri için, erişkinliklerinde baş etme mekanizmaları daha gelişmiş, engellenme toleransları daha yüksek olacaklardır.

Yorumlar