Ruh sağlığı yerinde olmayan muhalefet ve medyası

20.01.2021 10:00

          MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin “Nerede gazeteci kılıklı bir marjinal örgüt sevdalısı varsa, nerede terör ve bölücü meraklısı bir soytarı görülüyorsa hepsi bir olmuş, bir araya gelmiş MHP’ye çamur atıyor.” sözü MHP üzerinde güncelliğini her daim koruyan bir gündemdir. Ama son günlerde bu gündem o kadar yoğunlaştı ki, MHP’ye saldırmayı moda hâline getirdiler. MHP, Cumhur İttifakı’nı yaşatma konusunda dimdik durdukça ve MHP Lideri “Malum yorumcular, mahut televizyon ve gazeteler bilsinler ki: Bit için dam yakmam. Pire için yorganı ateşe vermem. Karanlık emel sahipleri boşu boşuna çırpınmasın, boş yere hayal kurmasın. Cumhur İttifakı’nı bozmayı hiçbir şart altında aklımın köşesinden geçirmem.” dedikçe bunlar daha da azgınlaşıyorlar. MHP sürekli taarruz altında… MHP’ye karşı her türlü kara propaganda tekniğini kullanıyorlar. Hangi gelişme olursa olsun MHP’yi haksız çıkarmak, karalamak için birbirleriyle yarışıyorlar. MHP’nin ne söylediği, ne yaptığı önemli değil, onlar MHP’yi nasıl tanımlamak isterse öyle tanımlıyor. Bunu da alçakça, adice yapıyorlar.

          Bazı gazetecilere, siyasilere yapılan saldırılar bunlar için âdeta bulunmaz bir nimet olmuştur. Sürekli MHP’ye saldıran ve iftira atan kişilerin saldırıya uğraması bunlar için senaryo üretmek için fırsat olmaktadır. Yazıyorlar senaryoyu, kafalarına göre de yazdıklarının içini dolduruyorlar.

          Aynı tarife uyan çok kişi var ama bunlardan üç müptezel var ki Allah utanma duygusu ve akıl vermemiş. Biri Levent Gültekin, birisi Erk Acerer, diğeri de Şirin Payzın… Her ikisi de terör örgütü ve terörist yardakçısı…

          Şirin Payzın denilen Kandil gezgini “MHP ve bağlantılı örgütleri şiddetle arasına mesafe koymak zorunda..” açıklamasını, ruh hastası olduğuna kesinlikle kanaat getirdiğim Levent Gültekin isimli kişi “Türkiye’de hukuk olsaydı MHP kapatılırdı” açıklamasını, Erk Acerer isimli devrimci peydahlama ise “Türkiye’yi bölmeye, parçalamaya çalışan MHP, terörle arasına mesafe koysun ya da kapatılsın!” açıklamasını yapmış… Emin olun bu üçü Kandil’den sevkiyatı yapılan hap ve uyuşturucu maddelerle bu kafayı yapmaktadır.

          Kandil’deki tecavüzcü teröristlerle yan yana pozlar veren, Salih Müslüm gibi teröristlerle yemek masalarını paylaşan, HDP ve terörist Demirtaş ile cıvık cıvık ilişkisi olan Şirin Payzın dumanlı kafasıyla MHP’ye sataşıyor.

          Levent Gültekin isimli müptezele “HDP-PKK ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soruyorlar. O da “Bize PKK ile ilişkisini kesmiş bir HDP lazım değil, böyle saçma bir talep olmaz ki. Bu insanlar HDP’ye o sorunu çöz diye oy verdiler. PKK ile ilişkisini kesmesi ne demek? HDP’nin PKK ile ilişkisini asla kesmemesi lazım bu sorun bitinceye kadar.” diyor ama bu kafa MHP’nin kapatılmasını istiyor. Hendek-çukur-Kobani olaylarında 846 kişinin azmettirici katili olan terörist Demirtaş içinse “Selahattin Demirtaş’a uygulanan rehine politikasına artık son verilmeli.” açıklamasını yapıyor ama MHP’nin kurumsal ilişkisi olmayan olaylardan dolayı da MHP’nin kapatılmasını istiyor. Biz de işte böyle ruh hastalarıyla uğraşıyoruz.

          846 kişinin ölümünden, 7000 kişinin yaralanmasından sorumlu başaktör olan terörist için “Selahattin Demirtaş niçin hapiste?” diyen bir başka ruh hastası Erk Acerer de MHP’yi “bölücü” olmakla suçluyor. Allah gerçekten bizlere sabır versin…

          Bu ve benzeri yazarların yansıması da CHP, İP, HDP, Deva, Gelecek ve SP olmaktadır. Onların ruh hâli de aynı bunlar gibidir.

          Yakaladıkları bir malzeme kemiğini dibine kadar sıyıran muhalefet de aynı bu yazarlar gibi propaganda yapmaktadır.

          Gazeteci ve siyasilere saldırı olayında, bu propagandayı yapan muhalefete yaşadıkları ruh hastalığını işaret ederek geçtiğimiz günlerde “İki tokat, üç sopa yiyen için ortalığı ayağa kaldırıp, 846 kişinin katilini “serbest bırakın” demek bu kadar basit olmamalı… Türkiye’de işte böyle garabet bir muhalefet vardır. Oysa bu garabeti yapmasalar, birinin kılına dokunulsa hukuk dendiğinde ne kadar anlamlı olur değil mi?” cümleleri olan bir yazı kaleme almıştım.

          Buradaki ifadem PKK’lılara azmettiricilik yaparak hendek-çukur ve Kobani olaylarında 846 kişiyi öldürten ve yaklaşık 7000 kişinin yaralanmasına sebebiyet veren Demirtaş gibi bir teröristin serbest bırakılmasını isteyen ruh hastası muhalefetin, ölümcül sonucu olmayan bir saldırı olayı için feryat etmesindeki garabete işaret etmekti. Çünkü aynı yazım içinde

          “Elbette hükümet yetkilileri de hukuk devletine uygun bir duruş sergiledi.”, “ Elbette saldırıya uğrayan, hukuk devletinde hakkını arayacaktır. Bu tür olaylar kınanacaktır.”,

          “Saldırıya uğrayan herkese “geçmiş olsun” diyelim, yaşanan olayları hepimiz kınayalım. “,

          “Selçuk Özdağ’a yapılan saldırıda hukukun her boyutu işlesin, suçlular cezalandırılsın.” cümlelerini kullanarak olayı değerlendiren de benim… Bu tür olayların meşrulaştırılmasını savunacak, bu tür olaylara onay verecek kadar şuursuz değiliz. Bizim buradaki vurgumuz, 846 kişiyi öldürten ve yaklaşık 7000 kişinin yaralanmasına sebebiyet veren teröristin savunulması ve onun derhal serbest bırakılmasını isteyenlerin sanki böyle saldırılar karşısında çok hassasmış gibi ortalığı ayağa kaldırmaya çalışmalarıdır.

          Bu olaylara tepki gösteriyor ve kınıyor gibi yaparak istismar ediyorlarsa, o hâlde cümleye “846 kişiyi azmettirerek öldürten ve yaklaşık 7000 kişinin yaralanmasına sebebiyet veren teröristin serbest bırakılmasını isteyen ruh hastaları olarak yapıyoruz bunu” şeklinde başlamalıdırlar. Türkiye’deki muhalefete yakışan bu yaklaşımdır.

          MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli “Milliyetçi Hareket Partisi’nin sokakta işi yoktur. Kavga ve karışıklıkta hayır görmesi imkânsızdır. İnsan onuruna ve demokratik adaba uygun olarak yapılan makul eleştirilere tahammülsüzlüğü asla düşünülemeyecektir.” diyerek yaşanan olaylara son noktayı koymuştur.

          Gerisi hukukun meselesidir. Olaylarla ilgili ortaya çıkan ifadeler, olaylarda mağdur olarak adı geçenlerin aslında farklı olayların muhatabı olduğuna dair bilgileri aydınlatacak artık yargıdır.

          Ama bu son olaylarda da görüldü ki, Türkiye’de ciddi bir şekilde ruh hastası muhalefetin ve medyanın varlığı söz konusudur.

          Düşünsenize “CHP’nin iktidara gelememesi her şeye rağmen bizim umudumuzu da yitirmemize yol açmamalı, çünkü demokrasi dediğimiz şey sadece ve sadece sandıktan geçmiyor. Bugün Kürt siyasi hareketi, nasıl yüzde 40 küsur ile gelmiş AKP iktidarını masaya oturtup bilek güreşi tutuyor. Arkasında silahlı mücadele var.

          Onun getirdiği bir gözdağı var. Silahlı mücadele demiyorum ama. Silahlı, silahsız mücadele etmek, bedelini ödemek lazım…” diyen bir bunak devrimci kadın olan Ayşenur Arslan bu son olaylar üzerinden MHP’lilere ders vermeye kalkıyor.

          CHP’yi iktidara getirmek için “Silahlı mücadeleden” bahseden böyle bir bunak bile MHP’ye akıl vermeye kalkıyorsa hâllerini anlayın…

          O meşhur Uygur atasözünde ne diyordu: Köyün itleri birbirine küs olsalar da kurdu görünce birleşirler. MHP’yi gören birleşiyor. Ama Lider Devlet Bahçeli “Ülkücüler Hak yolundan dönmez, halkın çizgisinden sapmaz, hakkını yedirmez, haksızlığa asla gelmez. Ya devlet başa ya kuzgun leşe dememizin esası da budur. Hiç kimse sabrımızı yanlışa yormamalı, kutlu davamızın emanetlerini çiğnemeye kalkışmamalıdır.” sözleriyle MHP’nin mücadeleci ve inançlı ruh hâlini dosta ve düşmana tekrar hatırlatmıştır.