MHP'li Dr. Volkan Uygunuçarlar: 'Sağlıkta gevşemenin telafisi olmaz'

MHP MYK Üyesi Dr. Volkan Uygunuçarlar normalleşme sürecine geçişte ve virüsün kontrol altına alınmasında en önemli durumun, vatandaşlar ve yönetim arasında bütünlük sağlanması ve pandemi kurallarına harfiyen uyulması olduğunu söyledi. Uygunuçarlar, “Her zaman olduğu gibi tek vücut halinde, birlikteliğimizi koruyarak bu pandemiden de kurtulacağız” dedi.

Google Haberlere Abone ol
MHP'li Dr. Volkan Uygunuçarlar: 'Sağlıkta gevşemenin telafisi olmaz'
01.03.2021 10:00

Bahadır Çoban / TÜRKGÜN

Katar’daki Türk Hastanesi’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve MHP MYK Üyesi Dr. Volkan Uygunuçarlar, Kovid- 19 pandemisinde aşılama ve normalleşme süreçlerindeki son durumu, Türkiye ve Katar arasında gelişen ilişkileri ve Arap devletlerinin Türkiye siyasetini, gazetemiz TÜRKGÜN’e değerlendirdi.

  • Dünyada ve ülkemizdeki Kovid-19 süreci içinde normalleşme aşaması ne zaman gerçekleşecek?

 

Koronavirüsün yayılımının gerekli önlemler ile kontrol altına alınıp yayılım hızının düşürülmesi ve 2021 yılı başı itibariyle aşılama sürecinin başlatılması ile normalleşme sürecine geçiş planlanmıştı. Lakin virüsün daha bulaşıcı suşlarının tespit edilmesi ve bulaşıcılığı daha yüksek bu suşların ülkemiz de dâhil birçok ülkeye yayılması, bununla birlikte aşıların tüm dünyada ilk kullanma sürecinin beklenenden daha yavaş olması, tüm dünyada maalesef normalleşme sürecini geciktirdi. Bu süreç özellikle tüm gelişmiş ülkeler için benzer bir şekilde ilerlemekte. Mutasyona uğramış ve daha fazla bulaşıcı özelliği taşıyan suşların daha ağır komplikasyonlar ve daha yüksek mortalite oranı göstermemiş olması pozitif bir bilgi olmakla birlikte tespit edilen vaka sayılarının hızını artırması normalleşme sürecinin gecikmesine yol açtı.

Aşı üretim ve teslim kapasitelerinin ülkelerin mevcut ihtiyaç sayılarına maalesef yetişmemesi de bu sürecin uzamasında önemli bir etken. Ülkemiz de dâhil olmak üzere birçok ülke aşı teslim tarihlerini daha erken bir takvime çekmeye çalışsa da üreticilerin bu yoğun talebi karşılamakta güçlük çektiği aşikâr bir durum. Bu konuda ülkemiz özellikle farklı aşı şirketleri ile sözleşme imzalayarak olası gecikmeleri asgari süreye indirerek başarılı bir hamle yaptı.

‘AŞILAR YÜZDE 90’IN ÜZERİNDE ETKİLİ”

  • Aşı karşıtlığı toplumsal bir taban bulmaya başladı tüm dünyada. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?

 

Öncelikle COVID-19 aşıları, SARSCov- 2 virüsüne karşı bir bağışıklık tepkisi geliştirmenin bir sonucu olarak hastalığa karşı koruma sağlıyor. Aşılama yoluyla bağışıklık geliştirmek, hastalığa ve sonuçlarına yakalanma riskinin azalması anlamına geliyor. Bu bağışıklık, maruz kaldığınızda virüsle savaşmanıza yardımcı olur. Aşı olmak sadece sizi değil çevrenizdeki insanları da korur, çünkü enfekte olmaktan korunursanız, başka birine bulaşma olasılığınız azalır. Bu, sağlık hizmeti sağlayıcıları, yaşlı veya yaşlı yetişkinler ve diğer tıbbi rahatsızlıkları olan kişiler gibi COVID-19’dan ciddi hastalık riski yüksek olan kişileri korumak için özellikle önemlidir. Ülkemiz de bu öncelik ve önem sırasına göre yoğun bir şekilde aşılama sürecine devam ediyor.

Birçok ülkenin sağlık bakanlıkları ve üniversitelerinin yapmış oldukları araştırmalarda, aşıların yüzde 90’ın üzerinde etkinliğinin olduğunun belirtilmesi, ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün aşılama süreçlerinin başlaması ile birlikte yeni vaka artış hızında düşüş olduğunu bildirmesi ilerlenen yolun doğru yönde olduğunu da teyit ediyor.

BULAŞ ZİNCİRİNİ KIRACAK HAMLELER

Koruyucu malzemelerin titizlikle kullanımı, hijyen kurallarının eksiksiz yerine getirilmesi, mümkün olduğunca kalabalık ortamlar oluşturulmaması ve bu ortamlarda bulunulmaması, bulaşma zincirini kıracak olan en önemli hamle.”

 

‘KORUYUCU TEDBİRLER TİTİZLİKLE TAKİP EDİLMELİ’

  • Aşılamanın başlamış olması insanları maske ve hijyen kuralları konusunda rehavete mi sürüklüyor?

 

Evet, maalesef böyle bir durum var. Virüsün daha bulaşıcı suşlarının tespit edilmiş olmasına rağmen her bir ferdin bireysel olarak bulaşıcılığı önlemekteki görev ve sorumluluğu, bu virüsün kontrol altına alınmasında ve normalleşme sürecinin başlatılmasında anahtar niteliğinde. Kişisel koruyucu malzemelerin titizlikle kullanımı ve hijyen kurallarının eksiksiz olarak yerine getirilmesi, mümkün olduğunca kalabalık ortamlar oluşturulmaması ve bu ortamlarda bulunulmaması bu bulaşma zincirini kıracak olan en önemli hamle. Bireysel tedbirlerin haricinde, yönetimsel tedbirler olarak Bilim Kurulumuzun öncülüğünde özellikle Sağlık Bakanlığımız çok yoğun bir mesai harcayarak tüm koruyucu ve tedavi edici protokolleri titizlikle uyguluyor. Normalleşme sürecine geçişte ve virüsün kontrol altına alınmasında en önemli durum, vatandaşlarımızın ve yönetimimizin bir bütünlük içinde hareket etmesi ve pandemi kurallarına harfiyen uyulmasıdır.

Aziz milletimizin her bir ferdi için, bir hekim olarak kesinlikle koruyucu tedbirleri titizlikle takip etmelerini ve sağlıkta en ufak bir gevşemenin telafisi olmayan bir yanılgı olacağını özellikle belirtmek isterim. Türk milleti olarak her zaman olduğu gibi tek vücut halinde, birlikteliğimizi koruyarak bu pandemiden de inşallah en kısa süre içerisinde kurtulacağız.

‘KATAR, KUVEYT VE UMMAN İLE DOSTLUK İLİŞKİMİZ VAR’

  • Katar’daki faaliyetlerinizin yanı sıra Arap ülkelerini de yakından takip ediyorsunuz ve bu konuda çalışmalar yürütüyorsunuz. Arap ülkelerindeki Türkiye algısı son dönemde ne durumda?

 

Ekonomik olarak daha güçlü bir yapıya sahip olan Körfez ülkeleri, diğer Arap ülkelerinde hem dolaylı olarak hem de direkt olarak etkili olmak istiyor. Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ülkemizin milli çıkarlarına ters düşen hamleler ve birliktelikler içerisinde. Ekonomik olarak destekledikleri Mısır da, Arap ülkeleri içerisinde en yüksek nüfusa ve askeri personel sayısına sahip. Körfez ülkeleri içerisinde özellikle Katar, Kuveyt ve Umman ile yoğun dostluk ilişkilerimiz bu dönemde çok daha fazla önem arz ediyor. Türk milletinin tarihi titizlikle incelendiğinde, İslam ile şereflenmiş tüm devletlerimiz, İslam sancağını en önde ve onurla taşımışlardır.

Özellikle kutsal mekânlarımızın ve kutsal değerlerimizin korunmasında şehadete yürümekten şeref duymuş ecdadımız, adım attığı her toprağa Allah’ın adaletini getirmiştir. O yüzden de Türk milletinin tarihi her zaman şerefle yazılmıştır. Nitekim, bazı Arap coğrafyalarında tamamen sipariş ile yazılmış bazı tarih kitapları ile maalesef bu şanlı tarihi karalama çabası içine girdiler. Günümüzde yaşanan gelişmeler, tarihi anlatan sunumlar ve filmler özellikle bu topraklarda yaşayan Arap kökenli kardeşlerimizdeki Türk ve Türkiye sevgisini ateşledi.

  • Bu ülkeler içerisinde ayrı bir öneme sahip olan Katar’la kurulan ilişkilerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Burada çok önemli ve bir o kadar stratejik bir durumun altını çizmek isterim. Özellikle sürekli iç politika malzemesi haline getirilen Türkiye – Katar ilişkileri ülkemiz adına hem stratejik hem ekonomik hem de kültürel açıdan çok önemli. Daha önce bahsetmiş olduğum ilişkiler ve tutumlar içerisinde Katar ile olan ilişkilerimiz aynı zamanda bu coğrafyada her iki ülkenin çıkarları açısından müştereken önem arz ediyor. Katar’ın her şart ve koşulda ülkemizin dış politikalarını destekleyen bağımsız bir Arap ülkesi olması, ülkemizi özellikle bu coğrafyada çok daha güçlendirmektedir.

Ayrıca Türk milletine karşı derin bir muhabbet besleyen Katar’ın dış yatırımlarının bir kısmını Türkiye’de yapması, milli bir ahlaka ve ortalama ekonomi bilgisine sahip herkesin takdirle karşılayacağı bir durum olmalıyken maalesef bazı siyasetçiler bu durumu algı operasyonlarına malzeme olarak kullanmayı seçtiler. Sayın Genel Başkanımız, milli duruştan nasibini alamamış bu çarpık muhalefet anlayışına, “Batı’nın oyunlarına ses çıkaramayan densizler, Katar ile yatıp Katar ile kalkıyorlar. Boşa kürek çekiyorlar, boşuna çırpınıyorlar” ifadeleriyle ışık tutmuştu. Türkiye’nin çıkarlarına karşı Batı’nın sözcülüğünü üstlenen bu siyaset tarzı üzülerek belirtmeliyim ki, ya içi boş olmaktan ya da fesatlıktan kaynaklanıyor.

‘CUMHUR İTTİFAKI İÇ VE DIŞ MİHRAKLARA KARŞI MÜCADELE VERİYOR’

  • Bu ülkeler ile olan ilişkilerimizin iç siyasetteki yansımalarını nasıl görüyorsunuz?

 

Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren yurt dışı faaliyetlerinden, birçok emperyalist ülke ve onların işbirlikçi taşeronları rahatsız olurken yurt içindeki bazı siyasi partilerin bu emperyalist güçler ile aynı söylem içine girmeleri milli ahlak ile örtüşmüyor. Ülkemizin Mavi Vatan için uğraşları, Libya’daki varlığı, Suriye’de ve Irak’ta terör örgütlerine karşı düzenlediği operasyonlar, Somali’de izlediği siyaset ülkemizin geleceği için beka düzeyinde önem taşırken bu denli milli meseleleri günübirlik siyasi söyleme meze etmek milli duruşla bağdaşmayan davranışlar.

Yurtdışındaki gelişmeler titizlikle takip edildiğinde, Cumhur İttifakının önemi de bir kez daha anlaşılmaktadır. İç ve dış mihraklara karşı milli bir duruş sergileyen Cumhur İttifakı, milletimizin geleceğinin de teminatıdır. Devletimiz bir yandan terör örgütleri ile mücadele ederken bir yandan onların maddi ve manevi işbirlikçilerine karşı da mücadelesine devam ediyor. PKK, PYD, YPG haricinde bir de hain FETÖ terör örgütünün gerek kripto üyeleri gerek işbirlikçi destekçileri hem yurt içinde hem de yurt dışında halen faaliyet gösteriyorlar. Cumhur İttifakı, iki oda bir salona sıkışmış bu zillet ittifakı ve onların besleme taşeronlarına da aziz milletimizin geleceğini esir etmeyecektir.

TÜRKİYE-KATAR İLİŞKİLERİ ÖNEMLİ

Çok önemli ve bir o kadar stratejik bir durumun altını çizmek isterim. Özellikle sürekli iç politika malzemesi haline getirilen Türkiye – Katar ilişkileri ülkemiz adına hem stratejik hem ekonomik hem de kültürel açıdan çok önemli.”

 

  • Geçtiğimiz aylarda Türk Cumhuriyetlerine de bir dizi seyahatleriniz oldu. Bölgedeki son gelişmeleri Türk siyaseti açısından nasıl yorumluyorsunuz?

 

En fazla göze çarpan durum, ülkemizin Karabağ işgaline karşı, kardeş ülkemiz Azerbaycan’a verdiği destek ve bu destek sonucunda da elde edilen mutlak zafer… Bu zaferimiz tüm Türk dünyasında Türk milletine olan güveni yeniledi ve ülkemize olan muhabbeti fitneye yer vermeyecek şekilde güçlendirdi. Dosta güven, düşmana korku ifadesini pratiğe döktü. Özellikle bu ülkeler arasında kapsamlı iş birliğini derinleştirmek, ortak tarih, kültür, kimlik ve dili inşa etmek ülkemizin öncelikli ve stratejik sorumluluğu olmalı. Zaten ülkemizin de üyesi olduğu Türk Konseyi bu amaç doğrultusunda yoğun bir şekilde çalışıyor.

Ülkeler arasında ekonomik ticaretin haricinde kültürel ve bilimsel iş birliği gelecek nesiller için bu atılan adımların çok daha ilerisini sağlayacaktır. Yine bir diğer önemli husus da hain terör örgütü FETÖ’nün özellikle Afrika ve Orta Asya ülkelerince terör örgütü olarak değerlendirilmesinin sağlanması ve buna göre de gereğinin yapıldığının takip edilmesidir. Ayrıca bu bölgelerde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına da önemli görevler düşüyor. Bu sivil toplum kuruluşları da milli hassasiyetlerimizi ana kılavuzumuz olarak yol haritası edinmeli ve bu terör örgütlerine ve onların işbirlikçilerine boş alan bırakmamalı.

Yorumlar