Şehitler tepesi ve Atatürk

06.03.2020 10:00

Arif Nihat Asya'nın "Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor" şiiri gündemde.

Vatan savunması yapan bir ülkede siyasetin yolu ister istemez milli şairlerle kesişir.

Edebiyatla siyasetin buluşması, arzu edilir bir şeydir.

Ama görünen o ki bu güzelim şiirin ifade ettiği, anlatmak istediği meramı anlamak istemiyoruz. Çünkü millet olmanın, devlet denilen o sırlı kavramın tarihi varlığını göz ardı ediyoruz; bu topraklarda yaşamanın hangi bedellere mal olduğunu göremiyoruz.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hisli ses tonuyla, "Bizim iktidarımızda şehitler tepesi boş kalacak" demiş.

Hakikatten uzak cümleler, demogoji yani laf oyunu olmaya mahkûmdur. Demogoji ile politika yapılır da devlet idare edilemez.

Dünyada vatan bütünlüğünü önemsiz bulan hiçbir toplum yoktur. Düşmansız, gerilimsiz yaşadığı bilinen İsviçre'de bile milli gelirin yüzde beşi savunma harcamalarına ayrılır. Kadınların da gönüllü olarak askerlik yaptığı bu ülkede silahlı kuvvetlerin kaldırılması teklifi halkın onayına açılmış ve iki kez halk tarafından reddedilmiştir. Halihazırda 8 milyonluk İsviçre'de 120 bin etkin asker silah altında bulunmaktadır.

Düşünün, İsviçre hiçbir uluslararası anlaşmaya tabi olmayan bir ülkedir; buna rağmen etkin asker sayısının fazlalığına bakar mısınız?

Türkiye, siyasi varlığını bu topraklarda bin yıldır temennilerle, laf oyunlarıyla değil savunma temelli savaşlarla sürdürüyor.

CHP, sadece halka değil kurucu felsefesine  de yabancı bir siyasi oluşum haline gelmiştir. Bir zamanlar liberal sağ partilere hâkim olan değişim kavramı CHP'yi Atatürk'ten uzaklaştırmış "Batı tipi sosyal demokrasi solculuğu" partiye hâkim olmuştur.

Şehitler üzerinden yapılan bu demogojik söylem, her şeyden önce Mustafa Kemal Atatürk'e yabancılaşmanın göstergesidir. Bu söylem herhalde, Çanakkale'de "Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum" diyen büyük Atatürk'ü, genç askerleri ölüme gönderen acımasız bir kumandan olarak nitelendirmektedir.

'Ama o söz vatan savunulurken sarf edilmişti' denilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Unutulmasın ki Atatürk için vatan Misak-ı Milli'dir ve halihazırda sıcak nokta haline gelen bölge, bu sınırların içindedir.

Elbette Türkiye'nin amacı fütühat değil, bölgesel istikrardır.

Büyük Atatürk'ün, o şaşmaz milliyetçiliğinden aldığı ilhamla ölüm döşeğinden kalkarak Hatay meselesini çözmek için verdiği mücadele, milli politika dersleri olarak okutulsa yeridir.

Atatürk, Suriye cephesinde dövüşürken de, Filistin için mücadele verirken de vatan müdafaası yapıyordu. 1918'de İngilizlere karşı Türk süngüsüyle sınır çizen ve bu sınırı Erzurum ve Sivas Kongrelerinde milli sınır ilan eden de büyük Atatürk'tür.

CHP'ye hâkim olan zihniyetin mensuplarına vaktiyle CHP'nin kalemşörü olan Falih Rıfkı Atay'ın kitaplarını okumalarını tavsiye ederiz.

Suriye sınırımızın bir şer koridoruna dönüştürülmek istendiğini görebilmek için basit bir coğrafya ve tarih bilgisinden başka şeye ihtiyacımız yoktur.

CHP, iktidar mücadelesi verirken HDP dahil her bir siyasi enstrümanı önemsemekte ama büyük Atatürk'e kulak vermeyi düşünmemektedir.

Tarihin değirmeni İdlib'de hışımla dönerken Suriye rejimini, Rusya'yı, Amerika'yı, İsrail'i görmezden gelip iç hesaplara alan açmanın adı ne olabilir?

Siyaset mi?