Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 15. Olağan Kurultay süreci kapsamında düzenlenen Başakşehir İlçe Kongresi, MHP MYK Üyesi Büşra Cin’in katılımıyla gerçekleştirildi. Büşra Cin konuşmasında, İstanbul'un Ülkücü Hareket için taşıdığı tarihsel öneme dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi:
Sayın Belediye Başkanımız, saygıdeğer il yöneticilerimiz, Sayın İlçe Başkanımız, saygıdeğer Ülkü Ocakları Başkanımız, birbirinden kıymetli sivil toplum kuruluşlarımızın üyeleri, değerli muhtarlarımız, davamızın çok muhterem mensupları, kıymetli Başakşehirli komşularımız, geleceğimizin teminatı gençlerimiz, değerli basın mensupları, kıymetli hanımefendiler ve beyefendiler, sözlerimin başında sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Olağan Kurultayımız kapsamında bugün sizlerle Başakşehir ilçemizde beraber olmanın coşku, şeref ve heyecanını hep birlikte yaşıyoruz. Birlik ve beraberliğimizin pekiştiği, liderimizin izinde kutlu yarınlara erişme irademizi hep birlikte tekrarlayacağımız kongremize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Bugün benim için bu kürsüde olmak, ayrı bir anlam taşıyor. Lise yıllarımda Başakşehir Ülkü Ocaklarında, ardından Milliyetçi Hareket Partisi Başakşehir İlçe Teşkilatında yetiştim. Gençliğimin heyecanı, dostlukları ve unutamadığım hatıralarım burada birikti. İnsan bazı yerlerde bulunur, bazı yerler ise insanın içinde bulunur. Başakşehir benim için işte böyle özel bir yere sahip ilçedir. Başakşehir kongremiz vesilesiyle aynı çatı altında, karşınızda bulunmak ise benim için büyük bir gurur ve vefa duygusudur.
‘’İstanbul bize Fatih Sultan Mehmet’in emanetidir''
Muhterem misafirlerimiz, İstanbul bize Fatih Sultan Mehmet’in emanetidir. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çelikleşmiş iradesidir. Şehit İl Başkanımız Recep Haşatlı’nın mücadelesidir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in mirası, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin kutlu hedefidir.
İstanbul üç hilaldir. Surlarda Ulubatlı’nın elindeki sancaktır. Boğazda yankılanan zafer naralarında tekbir, Eyüp Sultan’ın bağrında duaya açılan eller, Üsküdar’da yükselen şahlanış, İstanbul’un özü, sözü, dünü, bugünü ve yarınıdır. İstanbul, ülkücü hareketin ruhu, bedeni ve kendisidir. İstanbul, Milliyetçi Hareket’in sarsılmaz kalesi, iktidar hedefimizin mihenk taşı, ülkülerimizin göz bebeği, ufkumuzun gün ışığı, mefkûremizin merkezidir.
Ve İstanbul’un her köşesi bize aynı şeyi hatırlatır: Böylesine büyük bir mirasın üzerinde yaşamak, aynı zamanda büyük bir sorumluluk taşımaktır. İşte Başakşehir de bu büyük İstanbul’un bir parçasıdır.
‘’Meselemiz geleceğin Türkiye’sini inşa edebilmektir''
Saygıdeğer misafirlerimiz, bizim meselemiz; dünün mirasını anlamak, bugünün şartlarını doğru okumak ve yarının Türkiye’sini inşa edebilmektir. Bizler kutlu bir davanın mensuplarıysak, bunun anlamı yalnızca bir aidiyet taşımak değildir. Bunun anlamı; millete karşı sorumluluk taşımaktır. Devlete karşı sorumluluk taşımaktır. Vatanın geleceğine karşı sorumluluk taşımaktır. Ve en önemlisi, bizden sonra gelecek nesillere karşı sorumluluk taşımaktır.
Çünkü ülkü, sadece geçmişi hatırlamak değildir. Ülkü, geleceği kurma iradesidir.
Bugün Türkiye’nin önündeki meseleleri birbirinden kopuk göremeyiz. Enerji meselesi yalnızca enerji değildir. Ekonomi yalnızca ekonomi değildir. Teknoloji yalnızca teknoloji değildir. Güvenlik yalnızca güvenlik değildir. Bunların tamamı, Türkiye’nin bağımsızlığı ve millî kudretiyle doğrudan ilgilidir.
Enerjide kendi kaynaklarını geliştiren, üretim kapasitesini büyüten, stratejik altyapısını güçlendiren bir Türkiye; yalnızca ekonomik olarak değil, siyasi olarak da daha güçlü bir Türkiye’dir. Bu nedenle enerji bağımsızlığı, geleceğin Türkiye’si açısından stratejik bir hedeftir. Kaynakta bağımsız olmayanın kararlarında da ne kadar bağımsız olabileceği üzerinde düşünmek zorundayız.
Fakat şunu da unutmamalıyız: Bir ülkenin en büyük kaynağı, kendi insanıdır. Gençliğimizdir. Bilim insanımızdır. Mühendisimizdir. Öğretmenimizdir. Üreten işçimizdir. Girişimcimizdir. Bu yüzden geleceğin Türkiye’sini yalnızca doğal kaynaklarla değil, bilgiyle, bilimle, teknolojiyle ve eğitimle kurmak zorundayız.
‘’Terörsüz Türkiye hedefimiz Türk Milleti’ni çok daha mağrur ve birliğini sağlamlaştırma gayretidir''
Türk dünyası konusunda da aynı anlayış geçerlidir. Ortak tarihimiz ve kültürümüz elbette büyük bir değer taşımaktadır. Ama ortaklığımızı sadece geçmişin hatıralarında bırakmamalıyız. Bilimde ortaklaşmalı, teknolojide güçlenmeli, eğitimde birbirimize yaklaşmalı, ekonomide yeni imkânlar oluşturmalı, gençlerimizi aynı ufka bakabilecek şekilde yetiştirmeliyiz. Çünkü güçlü bir ideal, yalnızca güzel sözlerle değil, somut bir gelecek tasavvuruyla yaşar.
Değerli misafirlerimiz, Terörsüz Türkiye hedefimiz, Türkiye’yi çok daha güçlü, Türk Milleti’ni çok daha mağrur ve birliğini sağlamlaştırma gayretidir. Bu gayretin özü ve maksadı, aradan geçen yaklaşık 18 aylık zaman diliminde kendisini göstermiştir. Sayın Genel Başkanımızın örgütün feshedilmesi çağrısını yaptığı günden bu zamana kadar tek bir Mehmetçiğimiz şehit olmamıştır.
Suriye’de Türkiye’nin tezleri, tek bir askerimizin burnu dahi kanamadan kabul edilmiştir. Irak’ta 102 yıl aradan sonra göz bebeğimiz Kerkük ilinde Türkmen bir vali seçilmiştir. İran’ı bölmek ve parçalamak için uğraş veren Siyonist ve emperyalist güçler kendi ağızlarıyla itiraf etmelerine karşın, silah ve para dağıtılan kesimler Türkiye’nin sözünün dışına çıkmamıştır. Ve bugün gelinen noktada Türkiye, Orta Doğu ile beraber Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz ve Akdeniz sahasının merkezi olan lider ülke iradesini her kesime kabullendirmiştir.
İşte Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefimizin Türkiye’ye neleri kazandırdığı, aradan geçen uzun olmayan zaman zarfında yaşanan sadece bu örneklerle bile görülmektedir. Terörsüz Türkiye’ye karşı çıkanlar işte bundan rahatsızdır.
İstiyorlar ki kendi içimize kapanalım, diliyorlar ki kendi kendimizi yiyip bitirelim, umuyorlar ki dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde tüm denge ve denklemlerin dışında kalalım. Ne yaparlarsa boş, neye uğraş verirlerse beyhude.
‘’Türkiye’yi küresel bir süper güç ülke yapıncaya kadar durmayacağız''
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin izinde ve emrinde, Milliyetçi Ülkücü Hareket olarak Türkiye’yi küresel bir süper güç ülke yapıncaya kadar durmayacağız, yılmayacağız, yorulmayacağız ve inşallah hep birlikte başarılı olacağız. Bu konuda temel ölçümüz nettir: Devletin güvenliği, milletin birliği ve vatandaşın huzuru birlikte korunmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bugünü kurtarmak değildir. Mesele, çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağımızdır. Çünkü milletler sadece hatıralarıyla değil, gelecek tasavvurlarıyla yaşarlar. Bir ülkünün olmadığı yerde boşluk oluşur. O boşluk başka fikirlerle, başka kültürlerle, başka hedeflerle doldurulur.
Bu nedenle gençlerimize yalnızca “nereden geldiğimizi” anlatmak yetmez. Onlara aynı zamanda “nereye gideceğimizi ve neden oraya gitmemiz gerektiğini” anlatmak zorundayız. Huzuru korumak ise ahlaka ve iradeye sahip olmaktır. İşte bu yüzden bizim sorumluluğumuz makamdan, mevkiden veya kişisel hesaptan daha büyüktür. Çünkü ülkücü olmak, her şeyden önce sorumluluk sahibi olmak demektir.
Değerli misafirlerimiz, bu topraklar bizim sadece üzerinde yaşadığımız yer değildir. Bu topraklar bizim geçmişimizdir, bugünümüzdür, yarınlara bırakacağımız en büyük emanettir. Millet olmak; aynı bayrağın altında yaşamak kadar, aynı geleceğe sahip çıkmaktır.
Bugün bize düşen görev ise açıktır: Birliğimizi korumak! Kardeşliğimizi güçlendirmek! Gençlerimizin umudunu büyütmek! Kadınlarımızın güvenini ve huzurunu teminat altına almak! Türkiye’nin yarınlarına daha güçlü bir miras bırakmak! Biz günü kurtarmanın değil, yarını kurmanın sorumluluğunu taşıyoruz.
‘’Kongremiz hayırlara vesile olsun''
Saygıdeğer misafirlerimiz, bizi her zaman anlayanlar olmadı. Bazen neye inandığımızı anlatmak zorunda kaldık, bazen neden bu kadar bağlı olduğumuzu… Ama biz şunu öğrendik: İnsanın gönlünde taşıdığı bazı değerler vardır ki, onları anlatmaktan önce yaşamak gerekir.
İşte bizim için milliyetçilik; Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında filizlenen, Anadolu’da kök salan ulu bir çınardır. Bilge Kağan’ın sözünde, Dede Korkut’un hikâyesinde, Anadolu’nun taşında ve toprağında yaşayan bir hafızadır. Mete Han’ın disiplininde, Alparslan’ın cesaretinde, Osman Bey’in kuruluş iradesinde yankılanan bir tarih şuurudur.
Malazgirt’ten İstanbul’a, Söğüt’ten Ankara’ya uzanan büyük bir tarih yürüyüşünün adıdır. Geçmişten güç alarak geleceği inşa etme iradesidir. Milliyetçilik; yalnızca bir söz değil, gerektiğinde sorumluluk almayı bilen bir vicdandır. Bayrağa bakınca geçmişi, millete bakınca geleceği görebilmektir. Anadolu’nun kadim toprağında kök salmış, nesilden nesile taşınan bir aidiyet duygusudur. Kadınlarımızın emeğinde, gençlerimizin hayalinde, şehitlerimizin hatırasında ve milletimizin ortak hafızasında yaşayan bir değerdir. Dünün mirasını yarının emanetine dönüştürmektir.
Korkut Ata’nın hikmetinden, Cumhuriyet’in kuruluş iradesine uzanan büyük bir tarih köprüsüdür. Kökü bozkırda, gövdesi Anadolu’da, dalları geleceğe uzanan bir ulu çınardır.
Ve bu büyük yürüyüşün en kıymetli tarafı ise şudur: Dün bize mirastır. Bugün bize emanettir. Yarın ise bizim sorumluluğumuzdur.
Bilge liderimizin izinde, bu kutsal sorumluluğu aynı bilinçle devam ettirmeye “Var mısın Başakşehir?” Allah çıktığımız bu yolda yardımını bizlerden esirgemesin. Kongremiz hayırlara vesile olsun. Rabbimiz göreve gelecek olan tüm teşkilat mensuplarımızın yar ve yardımcısı olsun.