Türkgün | Siyaset | MHP’den Somali Tezkeresi’ne tam destek: İsmail Özdemir Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonunu anlattı

MHP’den Somali Tezkeresi’ne tam destek: İsmail Özdemir Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonunu anlattı

MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, TSK personelinin görev süresinin 2 yıl uzatılmasına ilişkin tezkere görüşmelerinde MHP Grubu adına söz aldı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, TSK personelinin görev süresinin 2 yıl uzatılmasına ilişkin tezkere görüşmelerinde MHP Grubu adına söz aldı.

KAYNAK: TÜRKGÜN

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin Somali’deki görev süresinin 2 yıl daha uzatılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerine TBMM Genel Kurulu’nda MHP Grubu adına konuşma yaptı.

"500 Yıl Sonra Hint Okyanusu’nda Güçlü Bir Şekilde Varız"

MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, Somali Tezkeresi ile ilgili Meclis'te yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

Sayın Başkan

Değerli Milletvekilleri,

Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin Somali’deki görev süresinin iki yıl daha uzatılması talebiyle meclisimize gönderilen tezkere hakkında Milliyetçi Hareket Partisi grubumuz adına söz almış bulunmaktayım, gazi meclisimizi ve çalışmalarımızı takip eden aziz milletimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Afrika kıtasının en güneyinde yer alan ve son derece stratejik bir konuma sahip olan Somali, ülkemiz açısından dost, kardeş, stratejik ortak ve müttefik bir ülkedir.

Uzun yıllar boyunca istikrarsızlık ve terör belasıyla muhatap kılınan, ardından büyük insani trajedilerin yaşandığı bir ülke olarak öne çıkan Somali, nihayetinde bütünlüğünün kaybolması senaryolarıyla da karşı karşıya kalmıştır

Sömürgeci zihniyetin beslediği vahşet, kıtanın geri kalanı gibi Somali’nin de acılarla dolu bir süreç yaşamasına sebebiyet vermiştir.

İç savaş şartları ve çatışmaların paralelinde, terör örgütü eş Şebab ile devam eden kan ve vahşet dolu girişimler, en son kertede ülkenin Kızıldeniz’e ve Bab’ül Mendep boğazına açılan kıyı şeridinin bölünmesi tehdidini ortaya çıkarmıştır.

Benzer şekilde komşu ülkelerle de ilişkileri bozulan Somali, Etiyopya ile ciddi sıkıntılar yaşamış ve askeri seçeneğe dayalı senaryolar yer yer gündeme gelmiştir.

Yokluk ve açlıkla yaşamaya mahkûm edilen Somali halkı süregelen bu gelişmeler nedeniyle içerisinden çıkılması zor olan bir kısır döngüye hapsedilmek istenmiştir.

Dahası bölgede var olan istikrarsızlık sadece Afrika’nın diğer alanlarına terör merkezli yayılmacılığı beslemekle kalmamış, deniz korsanlığı ile uluslararası suyollarını hedef alarak küresel istikrarı tehdit eden bir boyuta ulaşmasına zemin hazırlamıştır.

Soykırım tehdidi ile yüz yüze kalan, devlet otoritesi giderek kaybolan Somali, 20. Yüzyılı acı hatıralarla geride bırakmıştır.

Böylesine ağır imtihanlarla uğraşan Somali’nin kaderi, Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesinin ardından değişmiş ve umut vaat eden bir geleceğe açılmıştır.

2011 yılında temelleri atılan iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi çabaları, aradan geçen 15 yılın ardından çok geniş bir kapsam ve sahayı içeren, stratejik derinliği ve anlamı bulunan, en önemlisi karşılıklı saygı ve çıkar odaklı anlayışa sahip politikaları hayata geçirmiştir.

Ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda başlayan destekleri ilerleyen aşamalarda sağlık, eğitim ve güvenlik gibi çok daha geniş bir aşamaya ulaşarak insanca yaşam koşullarını Mogadişu’ya kazandırmıştır.

Afrika’ya baktıklarında petrol, altın ve uranyum gören sömürgeci zihniyete karşın, Türkiye’nin Somali’de sergilediği ve insanı merkeze alan anlayışıyla beraber pekiştirdiği politikaları, dünya üzerinde onuruyla yaşayabilmek için umut bekleyen tüm mazlumlar nezdinde ülkemizin kıymetini arttırmıştır.

Somali’nin eğitim, sağlık, ulaştırma, enerji gibi çok geniş bir alanda var olan potansiyeli, ülkemizin desteği ile gelişmiş, kaybolmaya yüz tutan devlet otoritesi yeniden ayağa kaldırılmıştır.

Bununla beraber güvenlik alanında yaptığımız paylaşım, personel yetiştirme, iaşe ve doğrudan destek olanakları da Somali’nin terörle mücadelede başarılı neticeler alması sonucunu doğurmuştur.

Özellikle bu ülkede kurduğumuz askeri üs, sadece Somali askerlerinin yetiştirilmesine değil, aynı anda sahra altı Afrika ile beraber, Nil havzası ve Kızıldeniz’in istikrar ve güvenliği açısından da küresel çapta önem arz eder hale gelmiştir.

Dost ve kardeş Somali halkının huzuruna katkı sağlayan askerî eğitim faaliyetlerimiz, güvenlik alanındaki iş birliklerimiz ve Mogadişu'daki askeri eğitim merkezimiz de Türkiye'nin bölgeye bakışının insani ve stratejik bir perspektife dayandığının somut yansımasıdır.

Mehmetçiğin ay yıldızlı al bayrağımızı dalgalandırdığı üssümüz, Katar’da konuşlu bulunan askeri üssümüzle beraber düşünüldüğünde neredeyse 500 yıl sonra Hint Okyanusu’ndaki mevcudiyetimizin yeniden ve daha güçlü şekilde vasat bulduğunu göstermektedir.

Belki ülkemizdeki çoğu kişi farkında değildir ama Somali’de yaşayan milyonlarca insan Türkiye’ye bu sebeple besledikleri minnetin yanında, adeta ülkemizi kendi vatanları olarak da görmektedir.

Gerek Osmanlı, gerekse de Cumhuriyet döneminde Türk Milletinin “mazlumların ümidi” sıfatını taşımasının 21. Yüzyıldaki somut örneği bizzat Somali’nin kendisi olmuştur.

Bu sebeple Somali’de yaptığımız her ne varsa, insanlık onur ve haysiyetinin müdafaa ve muhafazasına hizmettir.

Muhterem Milletvekilleri,

Tarih boyunca denizler gerek ekonomik gerek ticari gerekse de askeri strateji açısından belirleyici mücadele alanlarının başında gelmiştir. 21. Yüzyılın kendine haiz şartları altında aynı sahalar önemini korumakta, denizlerdeki hâkimiyet alanlarının güvenliğinin sağlanması yine her devletin öncelikli gündemi arasında yer almaktadır.

Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 90'ının deniz yolu üzerinden gerçekleştirildiği, enerji arz güvenliğinin deniz ulaştırmasına bağlı olduğu, ülkelerin ekonomik refahı kadar milli güvenliklerinin de denizlerde vasat bulan gelişmelerden doğrudan etkilendiği her çevrenin kabul ettiği bir gerçekliktir.

Hâlihazırdaki küresel şartlar altında denizler, devletlerin ekonomik rekabetlerinin, askerî caydırıcılıklarının, enerji politikalarının ve küresel güç mücadelelerinin merkezinde yer alan stratejik alanlar hâline gelmiştir.

Bu çerçevede Hint Okyanusu, Aden Körfezi, Bab’ül Mendep Boğazı ve Kızıldeniz hattı dünya ticaretinin en hassas damarları olmayı sürdürmektedir.

Nitekim geride bıraktığımız yıllarda Somali açıklarında meydana gelen korsanlık faaliyetleri, silahlı soygun girişimleri, ticaret gemilerine yönelik saldırılar ve mürettebatın rehin alınması gibi hadiselerin sonuçları deniz güvenliğinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Yaşanan bu hadiseler yalnızca ekonomik kayıplara yol açmamış, deniz ulaştırma maliyetlerini artırmış, sigorta bedellerini yükseltmiş, küresel tedarik zincirlerini sekteye uğratmış ve milyonlarca insanı dolaylı olarak etkilemiştir.

İşte bu kapsamda Somali’deki mevcudiyetimiz, verdiğimiz destekten çok daha öte bir mahiyete erişmiş durumdadır.

Çabalarımız, bir yandan ülkenin kendi kaynaklarını ve imkânlarını kullanarak yine kendi ayakları üzerinde durmasına yardımcı olunurken, diğer yandan Türkiye’nin etkinlik ve potansiyelinin gelişimine de katkı sunulmaktadır.

Küresel hedeflerimiz açısından imkân ve kabiliyetimizi sergilediğimiz alanların başında Somali gelmektedir.

Bugün deniz aşırı enerji kaynakları arama, tarama, çıkarma ve işleme gibi geniş bir operasyon ağını yine bu ülkede her iki tarafın lehine olacak şekilde başarıyla sürdürmekteyiz.

8 Şubat 2024 tarihinde imzalanan Türkiye ile Somali arasında Savunma ve Ekonomik İş Birliği Çerçeve Anlaşması kapsamında, Somali’nin karasularının güvenliğini 10 yıl boyunca ülkemiz sağlayacaktır.

Anlaşmanın bir diğer konusu ise aynı sahayı ve süreyi kapsayan dönemde Türkiye, bölgede hidrokarbon kaynaklarını keşif ve ekonomiye kazandırma hakkını da elde etmiştir.

Anlaşma, genel çerçevede Türkiye’ye Somali karasularında deniz güvenliği operasyonlarını denetleme yetkisi de vermektedir.

Bu kapsamda Türkiye, Somali donanmasının yeniden inşasını desteklemeyi, Somali’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde yasa dışı ve düzensiz faaliyetlerle mücadelede kapasitesinin geliştirilmesini ve Somali MEB’inden elde edilecek ekonomik kaynakların Somali donanmasının gelişiminde kullanılmasını hedeflemektedir.

Böylelikle Somali’nin önümüzdeki yıllarda devlet otoritesini tam manasıyla kurması, kendi egemenliğini korurken, refah ve kalkınma anlamında da Afrika kıtasında ve belki de dünyada Türkiye desteği ile yeni bir model olarak ortaya çıkması sağlanabilecektir.

Anlaşmanın iki ülkedeki onay sürecinin tamamlanmasının ardından, Somali semalarında savaş uçaklarımız ile SİHA’larımız, denizde donanmamız, karadaysa kuvvetlerimizin diğer unsurları boy göstermeye başlamış, böylelikle Somali üzerinde hesap kuran çevrelerin gayretleri boşa çıkmıştır.

Duruşumuz bir kez daha Türkiye umudu taşıyanlara tarif edilemez güven vermiştir.

Diğer yandan petrol arama ve sondaj gemilerimiz de yine donanma ve hava kuvvetlerimizin himayesinde, Somali karasularında kendilerine verilen görevleri icraya koyularak, Somali’nin denizdeki zenginliklerinin her iki taraf için ekonomik getiriye dönüştürülmesi gayretine başlamıştır.

Bu gelişmelerin tamamı dikkate alındığında ortaya karşılıklı menfaat ve çıkarların örtüşmesinden daha öte bir anlam çıkmaktadır.

O da Türkiye ve Türk Milleti’ne olan güven, itibar ve itimadın 21. Yüzyılda çok yüksek bir seviyeye ulaşmış olmasıdır.

Bu kazanım başka hiçbir ülkeye nasip olmayacak kadar büyük, önemli ve değerlidir.

Başı sıkışanın, “Türkiye var ve bize gereken desteği o sağlar” güvenini hissetmesi ve bunun somut hale dönüşmesi, devlet felsefemiz ve ülkülerimiz açısından hep birlikte taşıdığımız yüksek ideallere ulaşıldığını göstermektedir.

Nitekim bu durum Cumhur İttifakı’nın da kuruluş gayesi ve hedeflerinden bir tanesidir.

Cihana dair beslediğimiz mefkûremizin İlay’i Kelimetullah çerçevesinde samimi duruşumuzla pekişen politikalara dönüşerek, kendisini Suriye ve Libya’nın ardından, Somali’de göstermiş olması hepimiz için gurur ve mutluluk kaynağıdır.

Dünyanın neresinde olursa olsun Türkiye’nin dostluğunun arandığı bir iklimi hayata geçirebilmek Türk ve Türkiye Yüzyılının hangi anlama geldiğinin açık bir tezahürüdür.

Türkiye, sahip olduğu binlerce yıllık birikimini baskı, tehdit ve sömürge anlayışıyla değil, insanı yaşatma arzusuyla şekillendirmiştir.

Gerek bugün, gerekse yarınlar için bize kalan en büyük miras da kuşku yoktur ki bu kazanımımız olacaktır.

İçerisinde bulunduğumuz çağda artık Türkiye ile beraber olan devletlerin kazanımlarını arttıracağı, böylelikle insanlık için yüksek vasıflı ideallere ulaşılacağı gerçeğinin yaşanarak tecrübe edilmesi, mazlumlar için umut, zalimler için kâbus olmuştur.

Böylesi bir dönemde Gazze’de soykırıma soyunan, Lübnan, Suriye, Yemen ve İran’da katliamlar yapan terör devleti İsrail’in, Somali’nin egemenlik ve toprak bütünlüğünü hedef alarak, bu ülkenin doğu bölgesini sözde bağımsız bir devlet olarak tanıdığını açıklaması da elbette tesadüf değildir.

Bu girişim, dünün tabiri ile küfrün imana karşı beyhude uğraşı, bugün ki izahı ile zulmün insanlık değerleri, küresel barış ve istikrara karşı bozgunculuk yapma çabasıdır.

Reel politikadaki karşılığı ise İran’la süregelen savaşta küresel ticaretin en stratejik alanlarının başında gelen Hürmüz Boğazı’nın istikrarsızlık ve çatışmalar sebebiyle kapalı kalması sonrasında stratejik önemi artan Bab’ül Mendep boğazı üzerinde kontrol sağlama uğraşıdır.

Ancak maksat bölgenin istikrarı değil, tıpkı Hürmüz Boğazı gibi sorunlarla boğuşması, böylelikle Hindistan-İsrail-Yunanistan geçişli yeni bir ticaret ve enerji nakil güzergâhını dünya kamuoyuna tek seçenek olarak sunma hedefidir.

Siyonist akıl bu uğurda hiçbir insani değeri ve Ortadoğu ile beraber Körfez ile Kızıldeniz sahilleri boyunca uzanan diğer ülkelerin egemenlik haklarını umursamamakta, hepsini hedef almakta, kaos, kargaşa ve bölünme senaryoları ile meşgul olmalarını sağlayarak yol alma niyeti taşımaktadır.

Bu rezil girişimin karşısında Türkiye’nin Akdeniz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ni kapsayan alan içerisindeki insan merkezli politikaları ise karanlık oyunların tamamını bozan ana güç olmuştur.

Ülkemize karşı bazı çevrelerin başlattığı hazımsızlığın ana kaynağı da budur.

Değerli Milletvekilleri,

Somali ile süregelen ilişkilerimizin bir başka önemli ve stratejik ayağı, bu ülkede hayata geçirdiğimiz uzay üssü inşasıdır.

Yirmi birinci yüzyılın küresel rekabetteki en mühim alanlarının başında gelen uzay rekabeti, ülkemizin de etkinlik, erişim ve kontrolünü sağlamak istediği alanlardan birisidir.

Uzaya erişim imkânımızın milli olanaklarla gerçekleştirilmesi ise aynı rekabet koşullarında ayrı bir değerdedir.

Somali’nin küresel coğrafi konumu, uzaya erişim imkânı açısından son derece değerli olan ve başka ülkelerle mukayese edildiğinde önemli avantajlar sunan tabii koşullara sahiptir.

Söz gelimi, bu ülkeden fırlatılacak uzay araçları, coğrafyanın getirdiği imkânlarla beraber hesap edildiğinde, uzaya erişimin çok daha ekonomik ve hızlı olmasına olanak tanımaktadır.

Durum böyle olunca Türkiye ve Somali’nin uzay alanında da işbirliğini geliştirmek üzere, Somali’de bir uzay üssü inşa etme çabaları, ilişkilerin stratejik önemini daha da artırmıştır.

İlave olarak bu çabamız, ülkemizin Afrika’ya bakış açısını önemli kılan ve diğer hiçbir ülkenin yapamadığı hem kalıcı hem de değeri her yönden büyük bir yatırım olarak öne çıkmaktadır.

Türkiye nasıl ki diğer alanlarda işbirliğini geliştirdiği ülkelerle ortak bir gündem ve gelecek inşası için mücadele ediyorsa, küresel rekabette üstün olanları tayin edecek uzay sahasındaki çalışmalar için de Somali merkezli olmak üzere Afrika’da kalıcı ve sağlam temellere dayanan, kararlı politikalara da ağırlık vermiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, hükümetimizin bu yöndeki politikalarının tamamını olumlu buluyor ve küresel güç olma hedeflerimizle uyumlu olması sebebiyle güçlü biçimde destekliyoruz.

Aynı gerekçelerle Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından meclisimize gönderilen ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Somali’deki görev süresini iki yıl daha uzatmayı hedefleyen tezkereye olumlu yönde oy vereceğimizi belirtiyoruz.

Temennimiz müspet bir zeminde ilerleyen stratejik hedeflerimizin amacına ulaşması ve Türkiye’nin sadece kendi coğrafyasında değil, dünyanın neresinde olursa olsun var olan zulümleri ortadan kaldırırken, ortaya çıkan güç boşluklarını sömürgeci anlayışla doldurmaya çalışan, böylece küresel barışa zarar veren tüm girişimlerin engellenmesi ve insana insanca bir yaşam koşullarının Türklüğün yüksek vasıfları ile himaye edilerek sunulmasıdır.

Gelinen noktada gerek güvenlik gerekse de istikrar açısından sadece Afrika’da değil, Ortadoğu, Asya ve Avrupa’da dahi çoğu ülkenin Türkiye ile işbirliği imkânlarını daha da fazla geliştirme arayışında olmaları, hedeflerimize doğru emin adımlarla ilerlediğimizi göstermektedir.

Türkiye, her çevrenin saygı duyduğu ve güvendiği bir ülke olarak küresel liderlik için ne derecede yüksek bir potansiyele sahip olduğunu yaşanan her gelişmede gösterirken, devletimizin kudret ve kuvveti ile aziz milletimizin feraset ve basiretine gösterilen derin muhabbet de hepimiz açısından gurur vericidir.

Bu vesileyle sözlerime son verirken görevlerini büyük bir fedakârlıkla yerine getiren kahraman Deniz Kuvvetleri personelimize, dünyanın neresinde olursa olsun ay yıldızlı al bayrağımızı gururla temsil eden Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bütün mensuplarına şükranlarımızı sunuyor, görevleri başında şehit düşen kahramanlarımızı rahmetle yâd ediyor, gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

Gazi meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyor, tezkereye aziz meclisimizin de güçlü bir irade ile olumlu yönde oy vereceği inancıyla hürmetlerimi sunuyorum.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...