Tabiat, insanlığı insanlığa çağırıyor; ruhunuzun nevruzuna dirilin!

22.03.2020 10:00

Yer yüzünün nimetlerini hor kullandı insanoğlu, öyle ki göğü sardı kirlilik… İnsanlar kendilerine yaşam alanı oluştururken diğer canlıların yaşam alanını talan etti. Vahşi hayat(!) dedi ama vahşi hayata şapka çıkartan bir vahşilik sergiledi…

İnsanoğlu dünyanın ciğerlerini tüketti, nefesini kesti. Şimdi sanki insanların ciğerine yapışan bir mikropla öcünü alıyor dünya… Yeryüzü, vahşi insanlığı evlerine kapattırarak tabiatına ve canlılarına detoks yapıyor…

Aslında tabiatın yaratılışında muazzam bir döngü var, misal zemheri ardından düşen cemre, her yıl yeniden diriltir tabiatı; Türk’ün Nevruz Bayramı tabiatın çiçeklere bezenmesinin şölenidir, tabiatın bir parçası olmanın ifadesidir. Öyle ki Türk milleti, sosyal ve siyasi hayatında da tabiatın bu dirilişini örnek almış, bütünleşmiş hatta Milli Mücadele’yi de bir nevruz ruhu olarak ifade etmiştir. Yani tabiat, insanoğluna yaşamın en tabii halinin muazzam örneğidir. Ama maalesef insanoğlu, bu örneği bahşedilen aklı ile algılayamadı.. Tabiatı dizayn eden elin muazzam eserine insan eli değdi, insan hırsı, insan vahşiliği… Denge bozuldu mu her şey tepetaklak olur, su akıp yolunu bulur, tabiat nevruzunu yaşar ancak insanlık için bahşedilen akıl ve vicdan kullanılmazsa insanlık yolunu bulamaz… Aklı ve vicdanı saf dışı edercesine hunharca sömürüldü yeryüzü ve şimdi aklı kurcalayan vicdanın pasını atarak acıtan bir vaziyet içindeyiz. İnsanlar ölüyor, çoğu ülkede sağlık sistemi çöktü. Başta o hayran olunan İngiltere ve İtalya; medeniyetler eşiği sanılan Avrupa’nın maskesini düşürdü tabiat, maske ardındaki bataklığı gösterdi… Tabi içimizde hâlâ manzaraya sırtını dönüp, bataklıkları övenler mevcut ama çamurun sevdası bataklığadır, yadırgayamayız… Ancak “çamurdur yaklaşmayın!” diyebiliriz…

Şu yeryüzünün detoks yaptığı günlerde, tabiata düşen cemreleri aklımıza, vicdanımıza ve kelamımıza düşürebiliriz. Vakti nevruza ithafen ruhumuzun nevruzu eyleyebiliriz bu süreci… Vahşi dediğimiz hayat, bizim vahşiliğimize karşı vahşi bir virüsle savaş açtı, bizi kendimizle baş başa bıraktı. Belki bu virüs insanlıktan çıktığımızın bir alâmetidir, beki de kendimizle istişare etmemiz gereken derin bir mevzu vardır.

Yani kimseyi düşünmeden marketleri yağmalayarak, başka hastalıkları olanları düşünmeden maskeleri tüketerek, astımı, alerjisi olanları düşünmeden esans banyosu yaparak nihayetinde bir köşeye kurulup devlete-millete söverek geçecek bir süreç değil bu… Tabiat, insanoğlunun bencil yaşayışına karşı bu dünya “bizim” diyor, insanoğlunun bencilliğine fatura kesiyor. Bu cezayı “ben” olarak değil, “biz” olduğumuzun farkına vararak aşarız ancak… 2020 felaket getirmedi, insanoğlunun bencilce düzene kastedişi felaket getiriyor… Şimdi hâlâ bencilliğe devam mı..? İnsanlığın bir parçası olduğumuzu, yaşadığımız toprak parçasının bir parçası olduğumuzu, tabiatın bir parçası olduğumuzu anlamalıyız. Bir parça yoksa her zaman eksiğiz…

Bilim adamları, komplo teorisyenleri ve diğerleri birçok şey atıyor ortaya; SARS gibi birçok virüsün doğduğu yer olan Çin coğrafyası ders almayıp vahşi hayvan pazarlarını açık tutuyor bu sebeple yine Çin dünyaya bir virüs yaydı yahut bu bir biyolojik savaş, ABD Vuhan’a asker gönderdi, virüsü bıraktı geldi veya dünya nüfusunu azaltmak için yapılan bir proje… Sebep hangisi olursa olsun, sonuca birlikte ulaşılmayacak mı. Çin’de virüs çıktığında dört gözle Türkiye’ye gelmesini bekleyenler, Türkiye’ye geldiğinde de dört gözle binlerce hatta milyonlarca insanın ölmesini bekliyor. Gemi battı batıyor kahkahaları atıyorlar Batı’nın cadısı gibi, bir kesim de bunları alkışlıyor… Neyi alkışlıyorsunuz, sizin ölümünüzü nemalanmak için dört gözle bekleyen kanlı kalem tüccarlarını nasıl alkışlayabiliyorsunuz… Tabiat size fırsat veriyor “kendi zemherinizden kurtulun” diye ama bahara pencereleri kapatıyorsunuz. Küresel biyolojik bir savaş var ama bu savaşın sebebi sosyolojik… Biyolojik mikroba, sosyolojik mikroplar “hoş geldin” diyor. Devlet biyolojik bir savaş verirken; millet de önce kendi ile sonra birlikte bir sosyolojik savaş vermeli, virüsleri ancak böyle alt ederiz. Tabiat bizi ancak böyle affeder… Nefret ektiğimiz, çizgi filmlerde bile çocuklarımıza düşmanlıklarını aşıladığımız kedi- köpek örnek olsun bize: Gerçek hayatta gayet samimi bu iki canlı, en azından insanın insana ve tabiata beslediği düşmanlığı beslemiyor. Bu Çin virüsü bir ayna tuttu insanlığa, kendimize iyi bakalım, kusurlarımızı görelim…