Tarihimiz, zaferlerimiz, şanımız kutludur!

31.08.2020 10:00

Herkes bilmelidir ki, baktığımız yer Kocatepe, bastığımız yer Dumlupınar, bayraklaştığımız yer İzmir, düşmanı batıracağımız yer de yine Ege’dir.” MHP Lideri Devlet Bahçeli Ağustos, zaferlerin tarihi… Türk yurdu olan Anadolu’ya, Türk’ün mührünü vurup Türk’ten gayrısına Anadolu’yu dar eyleyen Alparslan’ın nesli; gün doğmadan evvel iklim-i Rum’a ağustosa zaferleri işledi…

Alparslan’ın 26 Ağustos Cuma’nın hayrı ile kılıç vurduğu bu topraklar üzerine, asırlar sonrasında ayak basan düşman, Büyük Taarruz ile ağustosun her gününe zafer işleyerek ana yurttan denize dökülmüştü…

Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk, Alparslan’ın emanetini yüreğinde bayraklaştırarak Kocatepe’den bir adım atmıştı Dumlupınar’a ve düşmanın namahrem cürmü gerisin geriye gömülmüştü Ege’ye…

Irkımızla şereflendiğimiz bir ağustos ayındayız yine… Tarihteki mağlubiyetinden ar etmeyen düşman, yenilen pehlivan misali gömüldüğü derinliklerden kafa tutuyor, tuş olmaya mahkûm olduğu rakibine.. Askerinin üniformasındaki eteğin 400 katlı pilesi, büyük Türk imparatorluğu olan Osmanlı hanedanlığının 400 senelik hükmünü temsil ederken, Yunan bir avuç toprakta cürüm sergilemeye çalışıyor. Avrupalı abilerinin güneşte uzayan gölgelerine sığınıyor, ancak cihan da şahit Yunan da şahit ki Türk ya bir gece ansızın gelir yahut şafak vakti bir taarruzla belirir. Türk’ün güneşle işi yoktur, haliyle gölgesini güneşte büyütenler Türk’ün yüreğine kaygı salamaz, biz ay ile yoldaşız. Alparslan Anadolu’ya kılıç kaldırdığında gün henüz doğmamıştı. Sarıkamış’ta, Allahu Ekber Dağları’nı aşıp Rus’un karşısında beliren Türkler, kurşunla değil yürekleriyle vurdu, belki o gün zafer diye işlenmedi tarihe ancak o gün düşmanın aklına Türk’ün cürmü kazındı. Kocatepe’den zaferi müjdeleyen Büyük Taarruz başladığında şafak sökmemişti… Ve Türk ordusu yavru vatan Kıbrıs’a göğün bereketli yağmurları gibi “bir gece ansızın…” inmişti… Yani Türk’ün güneşi ardına alanlarla, gölgelerle işi yok; tarih şahit ki güneş hep Türk’ün tepesindedir, görünen hakiki cürmün ta kendisidir. Geceleyin ayın sildiği siması ile düşman üzerine at koşturur Türk; adı değişir Fatih olur, Alparslan olur, Atatürk olur ama cürmü değişmez ve yüreğinde emanet aldığı davası… İşte bu dava Anadolu’nun duası, Türk dünyasının umududur, ufkudur. Şimdi tarihimizdeki zaferlerle gururlandığımız ve günün başarılarıyla şahlandığımız şu günlerde, düşmanın hazımsızlığına ancak bir soda ve tarih kitapları önerilmelidir.

Tam da bu konuya binaen; Büyük Taarruz planını hazırlayan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, zafer gününden âdeta bugünlere hatta geleceğe seslenircesine Cumhuriyet gazetesine( 04.09.1024/ Yunus Nadi Bey) bir demeç vermiş:

“Hariçten beş para almaksızın İstiklal Harbi’ni bu kadar mutantan bir zaferle intaca muvaffak olan millet, bilhassa ondan sonra, o zamana kadar kendisinin yapamaz zannolunduğu, hatta bilnefs kendisinin yapamaz zannettiği birçok işleri, hatta her şeyi bizzat kendisinin yapacağına kanaat ve imanı ile yürümeye başlamıştır. Geçen seneki şimendifer münakaşalarında gördük, milletin ekseriyeti, hattı biz alırız ve kendimiz işletiriz davasını kuvvetle tuttu ve kuvvetle yürüttü. Nitekim işte Anadolu demir yolları Türklerin elinde pekâlâ işlemekte bulunuyor. Her neden bahsederseniz milletin sinesinden: “Onu da, ötekini de, öbürünü de biz yaparız” diye âdeta heyecan halinde bir itimat yükseliyor. Hayat ve itilanın sırrı işte buradadır. Bu kadar azim ve iman ile onu ben yaparım itimadına tekabül eden her işin mutlaka yapılabileceğinde ise iştibahe mahal yoktur: İşte bence Büyük Zafer’in en büyük neticesi…”

Alparslan’ın öğüdü ile yetişen nesil, yine bir 26 Ağustos’ta gün doğmadan evvel Büyük Taarruz’u başlattı. Düşmanın ayak vurduğu mabede Kocatepe’den bakan Başkumandan 30 Ağustos’ta Kütahya’ya vardı. Büyük Taarruz, Dumlupınar Meydan Muharebesi zaferiyle şahlandı ve Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk düşmana makus kaderini yaşatacak o meşhur emrini verdi; “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!..” Bu emir ile Türk ordusu, Uşak’tan başlayıp İzmir’e sürdü düşmanı ve denize döktü. İşte ağustos; Alparslan’ın “Türk’ün vatanıdır!diye kılıç vurduğu bu yurdun, düşmana geçit vermeyeceğini tarihe zaferle kazıyan aydır. Tarihimiz, zaferlerimiz, şanımız kutludur! Emanetimiz; maziden atiye esen şanlı rüzgâr ile bir bayrak gibi mabedimizde dalgalanacaktır…