Tarımda piyasa ekonomisi, planlama ve kalkınma

09.05.2021 10:00

Modern tarımda üretim fonksiyonu artık sadece iş gücünü değil; aynı zamanda sermaye, teknoloji ve sosyokültürel davranışları da kapsamaktadır. Başka bir deyimle, tarım ticari ve endüstriyel bir uğraşı hâline gelmeye başlamıştır.

“Tarım üretimi tarım tüketimini geçmeden, kalkınmaya bir katkıda bulunamaz!”

Ülke kalkınmasında tarım önemlidir! Kalkınmanın belli aşamalarında tarımda; yatırım, üretim ve ihracatı düzenli bir şekilde arttırmak stratejik bir öneme haizdir. Tarım fazlasının tarım dışı yatırımlara dönüşmesi ise, kalkınma sürecinin her yönden iyi yönetilmesine bağlıdır. İyi bir yönetim ise mal ve hizmet, iş gücü ve sermaye piyasaları da dâhil, ekonomik ünitelerin fonksiyonlarını en iyi yapacak bir biçimde organizasyonları ile mümkündür. Bu bakımdan “piyasa ekonomisi koşullarının iyileştirilmesi, tarımda başarı için önemli bir koşuldur!” Bu iyileştirme kuşkusuz karşılıklı etkileri ile dolayısıyla sadece çiftçileri-üreticileri değil, tarımla ilgili kurumları da kapsamaktadır.

“Tarım giderek dünya nüfusunu besleyemeyecek bir duruma gelecek”

İngiliz ekonomist G. Malthus 18’inci asırda tarımın giderek dünya nüfusunu besleyemeyecek bir duruma geleceğini tahmin etmiş, “nüfusunu kontrol altına almayan hiçbir ülkenin gerçek refaha kavuşamayacağını ileri sürmüştür.” Tarımda kaydedilen gelişmeler, Malthus’a bugüne kadar hak verdirmeyecek bir yöndeydi. Ancak, resmi verilere göre dünya nüfusu 2020 yılında 7.78 milyar iken, 2021 yılına girildiğinde 7 milyar 837 milyon insan oldu. Birleşmiş Milletler demografi uzmanlarının yaptığı tahminlere göre, yüzyılın sonuna kadar dünya nüfusunun 2030 yılında 8.5 milyara, 2050 yılında 9.7 milyara ve 2100 yılında 11.2 milyara ulaşması öngörülmektedir. Bu nüfus artışını besleyebilmek için önümüzdeki 30 yıl içinde gıda üretiminin iki kat arttırılması gerekmektedir.

Bu üretimin sağlanması, üretimin ihtiyacı olan girdilerin finansman ve dağıtımının yapılmasına ve birçok sorunların zamanında çözülmesine bağlı bulunmaktadır.

“Gelişmekte olan ülkeler yatırımlarında çoğu zaman tarımı ihmal eden bir tutum takınmışlardır.”

Bu kadar büyük önem arz etmesine karşılık, tarımı ihmal etmelerinin ana nedeninin, sanayileşme düzeyinin gelişmiş olmada bir kriter olarak alınması olduğu söylenilebilir.

“Tarım sektöründe üretim planlaması yapmak oldukça zor bir iştir.”

Planlamada dikkate alınacak parametrelerin birçoğunun değişken olmasından dolayı, tarım sektöründe üretim planlaması yapmak oldukça zor bir iştir. Değişkenlerin fazla olduğu bir sahada plan hedeflerine ulaşmak sabır isteyen bir iştir. Ülkemiz tarımsal üretim planlaması konusunda önemli adımlar atmış, ancak bir türlü istikrar sağlayamadığımız için yapılan atılımlar sonuçsuz kalmıştır maalesef.

“Serbest piyasa ekonomisi modelini tercih eden ülkelerde üretim planlaması, emredici değil, yol gösterici olmalıdır.

Bizim yol gösterici olmamızın birinci önceliği teknik bilgidir. Teknik personellerimiz donanımlı olmalı, kazanmış olduğu teknik bilgiyi çiftçiyle–üreticiyle paylaşmalıdır. İkinci bileşeni ise çiftçiyi-üreticiyi iyi tanımamızın gerekliliğidir. “Bizim çiftçimizin aklı gözlerindedir.” İçinde bulunduğumuz piyasa sisteminde, çiftçimiz üretim için doğrudan fiyata bakar. İyi kazanacağı aklına yattığı takdirde bakanmış, profesörmüş, mühendismiş kimsenin sözüne kulak vermeden ürün tercihini yapar. Sahada durumumuz böyle maalesef. Bu noktada bizlerin (teknik personeller, uzmanlar ve karar vericilerin) çiftçiye iki şekilde yardımcı olmamız veya yol göstermemiz gereklidir.

Bunlardan ilki, “birbirine alternatif olan ürünlerden, elde edilecek gelir itibarıyla ürün tavsiye edilmesi,” ikincisi ise “ihtiyaç duyulan tarımsal ürünün ekimi öncesinde garanti fiyatının çiftçiye- üreticiye bildirilmesidir.”

Tüketicinin kâbusu, “örümcek ağı teorisi”.

Tarım ekonomisinde örümcek ağı teorisi vardır. Ülkemizde patates ve soğan üretimi bu teori için tipik bir örnektir. Bir yıl bu ürünler çok ekilir, fiyatlar düşük olur, ikici yıl fiyatları beğenmeyen çiftçi-üretici ekmezse, söz konusu ürünlerin fiyatları yükselmektedir. Kâbus olan bu teoriyi avantaja dönüştürmek için yapılacak iş ve işlemler çok basittir! Bu ürünlerin üretim planlamasını yapmak, üretim öncesi açıklanacak garanti fiyat yöntemi ile bu kâbusa son vermek mümkündür.

Örümcek ağı teorisi referans gösterilerek, ülkemiz tarımı insafsızca eleştirilmemelidir. Bu teoriyi gündemde tutup, çiftçilik mesleğini önemsizleştirmenin, özellikle soğan ve patatesle ilgili haberleri tarımın hatta ülkemizin tek gündemi gibi sunmanın hiçbir anlamı yoktur! Tarımda değişmeyen tek gerçeğimiz sonuç odaklı hareket ediyor olmamızdır. Ne hikmetse olayların nedenlerini araştırmak hiç aklımıza gelmiyor. Belki de böylesi daha kolayımıza (işimize) geliyor. Ne dersiniz?

Ne güzel söylemiş söyleyen: Yara bandıyla, koşu bandı arasında gidip geliyoruz. Yaralarımız kabuğa, ayaklarımız toprağa hasret… Yeni dünya dedikleri bu olsa gerek: Organik ekmek, organik yumurta, organik yoğurt… “Köyümüze gitmek yerine, milyonluk şehirlere köyü getirmeye çalışıyoruz…”

Son söz: Bizde her ekonomik faaliyette plandan çok pilava bakılır! Oysa önce pirince, sonra ne kadar su alacağına bakılmalıdır. Eğitim şart olduğu kadar, planlama da şarttır. Kalın sağlıcakla…