Türk sanatı, ülkücülük sanatı ile nakşediliyor

13.06.2022 10:00

Sanat bir milletin parmak izidir. Bazen cismin aynası olur, bazen dile gelip söz olur, bazen de gönül yayını titreten bir nota olur… Ruha dokunur, gönüle dokunur, tarihe dokunur ve parmak izini bırakır… Sanat; ruh, gönül ve düşüncenin ölümsüz bir bedene kavuşmasıdır. Sanatçı sanatı ile hislerini ve düşüncelerini ölümsüz kılar. Milletler böyle yaşar.

Hissedilmeyen bir şeyin düşünülmesi mümkün değil. Millet olma bilinci ve bu bilincin davalaşması da temelinde bir hissedişin eseridir. Yani Türk Milliyetçiliği de bir sanattır ve aynı zamanda, Türk Milletinin sanatı ile yaşayan milli hislerin eseridir. Ülkücülük bir sanat eseri midir..? Elbette ki! Ülkücülüğü doğuran şey; hisler ve düşünce, değil midir? Öyleyse Ülkücülük de bir sanattır ve Türk Milletinin parmak izidir…

***Bu parmak izi ile nesillere miras olacak bir eser ortaya koyuldu.

Türk Milletinin parmak izini keskinleştirerek tarihe damga vuran Milliyetçi Hareket; Ülkücülük sanatı ile Türk sanatını anlatıyor.

Türk sanatçıları; Lider Devlet Bahçeli’nin Kültür ve Sanat İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Merve Menekşe koordinesinde araştırılıp, eserleştiriliyor. Fırça darbeleriyle yahut notalarla, Türk’ün parmak izini tarihe vuran sanatçılar vefa ile anılıyor. *Türk Sanatı, ülkücülük sanatı ile nakşediliyor.

Bu muazzam projenin ilk eseri Türk Ressamlarını anlatan bir eser olmuştu. Tuallere Türkün parmak izini bırakan kıymetli sanatkarlar, Milliyetçi Harekette buluşturuldu. Bu buluşmanın girizgahı, tüm zamanlarda yankılanan bilge bir seda ile eserin ilk sayfasında yer alıyor. Lider Devlet Bahçeli’nin sanatı ile sanatı ifade ettiği cümleler ilk sayfada okuyucuyu karşılıyor.

“Şunu bilmenizi isterim ki, sanatçıyla siyaseçiyi kesiştiren, yollarını buluşturan ortak bir payda vardır. Nitekim hem sanatçı hem de siyasetçi belki de hiç karşılaşmadıkları, karşılaşmayacakları insanların hislerine, isteklerine ve arzularıa sözcülük yapmaktadır.” -Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli

Bu sözler tarihe bırakılan izi keskinleştiren projenin ilk eserinde girizgahı oluşturarak Ülkücülüğün bir sanat olduğunu perçinliyor. Sanat ile sanatı anlatıyor ve sanatçı ile kucaklaşıyor. Sanatı siyasettçinin karşı konumuna bir eleştiri platformuna sıkıştırmıyor. Özgürleştiriyor. İşte Milliyetçi Hareketin sanata bıraktığı parmak izi! …

Projenin ikinci eseri Türk Müziğinin Özel Seslerinden oluşuyor. Milliyetçi Hareket Partisi, bir gönül davası olarak gönül yayını titreten sanatçıları, gönül bağında buluşturuyor. Lider Devlet Bahçeli ikinci eserin girizgahını; Türk milletinin varlık mücadelesinde, farklı cephelerden ortak bir hisle güdülen milli kaygıyı vurgulayarak yapıyor:

“… Türk Müziği kulağa değil aynı zamanda, milli birlik ve kardeşliğe de sanat cephesinden hizmet etmiştir. …”

-Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli Lider sözlerini Kültür ve Sanat İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Merve Menekşe ve ekibine teşekkür ile tamamlıyor. Eserin ikinci sayfasında sözü devralan Genel Başkan Başdanışmanı Merve Menekşe’nin şu sözleri çalışmanın kıymetini arz ediyor:

“… Korkut Ata diliyle söylemek gerekirse ‘At ayağı külüğ, ozan dili çevik olur.’ Bu söz bazen kılıçla alınan gazaların en keskin halini bize müzikle yansıtmaktadır. …”

Genel Başkan Başdanışmanı Merve Menekşe’nin verdiği örnekle pekiştirdiği bu sözleri de bizlere, Milliyetçi Hareket Partisi’nin her cephede var olduğunu yansıtıyor. Açılış yazısı ile gönüllere selam, zihinlere ilham veren Genel Başkan Başdanışmanı Merve Menekşe; Türk Müziğinin sanatçılarının engin bir derya olduğunu vurgulayarak ortaya koyulan eserin seçilmiş ve temsili sanatçılardan oluşturulduğunu belirtiyor.

Eser kıymetli sanatçıları ağırlayan görsel bir şölen olarak hazırlanmış. Gösterilen özen, sanatçıların portre çizimlerinden seçilen arka fona kadar tüm tasarımda kendini hissettiriyor. Sayfalar arasında gezerken kah Gök Yeleli Bozkurt’un şarkılarındaki öğüte kulak veriyorsunuz, kah Yıldırım Gürses’in bir garip yolculuğuna eşlik ediyorsunuz. Kah Karacaoğlan’ın sesi yükseliyor, kah Aşık Sümmani’nin sazı çalıyor. Aşık Veysel uzun ince bir yoldan hal beyan ediyor… Münir Nurettin Selçuk ile Kalamış’ta bir tatlı huzur sarıyor sizi… Ürgüplü Refik Başaran’la bir anda Ürgüp’te buluyorsunuz kendinizi… Muzaffer İlkar ile gönül penceresinden seyre dalıyorsunuz… Safiye Ayla ile gönül şarkılarını mırıldanıyorsunuz… Müzeyyen Senar ile bir ihtimalin daha olduğu düşüyor yadınıza…

O da Milliyetçi Hareketle hareket mi dersiniz..?

Türk Müziğinin kıymetlerini kıymetle yad eden bu eser, Milliyetçi Hareket Partisi’ni gölgelemeye çalışan tüm söylemleri ışığıyla susturuyor. Milliyetçi Hareket Partisi, sanatı eleştirel bir tavır içerisine hapsedip sahiplenen kör cenaha karşı; gören, duyan ve hisseden bir tavırla sanatı özgürleştiriyor. Milletin aynası olan sanatı, milletin seçimi ile düşman etmiyor. Sanatla siyasetin ortak bir kaygısı olduğunu vurguluyor. Sanatçıları siyaset meydanında buluşturuyor. Yani milletin ruhu, kalbi ve fikri milletin iradesi ile kavuşturuluyor. Bu çok önemli! Her alanda güdülen bölücü siyasetin karşısında, her alanda verilen birlik mücadelesi var. Bu eser de bu mücadelenin ispatı. Milliyetçi Hareket Partisi, milletin var olduğu her alanda var. Çünkü Milliyetçi Hareket, milletin bağrından doğup yükseliyor!