Türk tarihine ve edebiyata merakı

19.11.2020 10:00

Türkeş'in, onu derinden etkileyecek bir başka ünlü Türkçü ile tanışması da bu yıllarda gerçekleşecektir. Bu yıllarda İstanbul’daki Türkçüler derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün o bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O yüce dilek, o aziz ülkü, o muhteşem düşler, özellikle, bir ülkü devi olan Atsız Hoca’nın can evinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşer ve yayılırdı. Kuleli öğrencisi Alparslan Türkeş’in bu çevreden haberi olmakla birlikte Atsız’la tanışmaları esasen Harp Okulu yıllarında gerçekleşecektir.

Yine Harp Okulu yıllarında tarihe, Türk tarihine ve edebiyata merakı iyice artmış, bu konularda hem okumuş ve kendi kütüphanesini bu tür kitaplarla oluşturmaya başlamıştır. 1944 Türkçülük yargılamalarındaki sorgusunda Atsızla tanışmalarını anlatırken şunları söylemiştir: “Efendim, ben Harbiye’de iken, hatta daha eskiden beri tarihe ve bilhassa Türk tarihine ve edebiyata meraklıydım ve meraklıyım. İddia makamının elindeki kitaplarım tetkik edilirse, bunların beşte dördünün tarih ve edebiyata ait olduğu görülür.”

TÜRKEŞ TUTUKLANDI

Hüseyin Nihal Atsız ile Atsız’ın “komünist” ve “vatan haini” olarak suçladığı Sabahattin Ali arasındaki “hakaret davası”nın Ankara’da 3 Mayıs 1944’te yapılan ikinci duruşması sonrasında başlayan tutuklamalar Türkiye’de yeni bir dönemin başladığının habercisi idi. Devletin kuruluş felsefesi olan Türkçülük âdeta suç ilan edilmiş, “Irkçılık ve Turancılık” adı altında Türkçüler, Türk milliyetçileri bir biri ardına tutuklanmaya başlamıştır. Erdek’te üsteğmen rütbesiyle Bölük Komutanı Vekili olarak görevli bulunan Alparslan Türkeş de tutuklanan toplam 23 kişi arasındadır. İstanbul’a getirilen Türkeş, 13 Haziran 1944 günü Tophane’de Merkez Komutanlığı Cezaevi’ne bir hücreye hapsedilmiştir.

Türkeş, 20 Ekim 1944 günü mahkemeye çıkartılarak sorgulandı. Mahkeme Savcısı Kâzım Alöç, Hâkim ise Cevdet Erkut idi. Türkeş’in buradaki sorguda verdiği ifadelerden Atsızla tanışmasının Harp Okulu yıllarında olduğu anlaşılmaktadır:

“Harbiye’de Hüseyin adlı bir arkadaşım vardı. Konuşurken bana Atsız’dan bahsederdi. Edirne’de iken talebesiymiş. Bir gün Atsız’ın ‘Kahramanlık, Toprak ve Mazi’ şiirlerini okudum Kendisini bu suretle tanıdım. Şiirleri hoşuma gitmişti. Bir yaz tatilinde İstanbul’a gelirken, İstanbul’a gelmeden önce Ziya Özkaymak’a rastlamıştım. O, bana Atsız’ın adresini vererek, ‘Atsız, Türk tarihini gayet iyi bilir. Senin öğrenmek istediğin şeyleri sana anlatır. Git, kendisini gör.’ demişti…

Atsız’ı bu suretle Maltepe’de ziyaret ettim. Evinde, kendisi ve eşi vardı…

Babasının bir subay olduğunu, eşinin de Sarıkamış Muharebelerinde şehit düşmüş bir albayım kızı olduğunu, Türk milletinin kahramanlığında, askerliği sevdiğinden filan bahsolundu.

Ben eski Türk tarihini merak edip öğrenmek istedim. Bana ‘Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar’ adlı kitabını hediye etti. ‘Şimdi onunla meşgul olun.’ dedi…

Bundan sonra birkaç defa daha ziyaret ettim… Bu arada, ara sıra (tevkifime kadar) mektuplaştık… Mesela ben, bir defasında Orhun alfabesini öğrenmek istedim, o da bana gönderdi. Bir başka defa, kitap istedim. O da bana ‘Türk Edebiyatı Tarihi’ adlı bir kitabını gönderdi… (Görüşmelerimizde) Irkçılık mevzuu bahis olmamış, fakat Türkçülük, Türk birliği mevzuu bahis olmuştu…”

TÜRKÇÜLÜĞÜN ESASLARI

Bu sorgulama sırasında verdiği ifadelerden Alparslan Türkeş’in Harp Okulu yıllarında Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun “Çağlayanlar” isimli eseri ile Ziya Gökalp’ın “Türkçülüğün Esasları” isimli eserlerini de okuduğu anlaşılmaktadır.

Atsız, Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesindeki muhakemeleri 29 Mart 1945’te sona erdi. 23 sanıktan sekiz dokuz kişi beraat etmiş, diğerleri de on yıla kadar hapis cezaları almışlardır. Türkeş’in cezası 9 ay 10 gündü.

Muhakeme edilenler Askerî Yargıtay’a başvurdular. Askerî Yargıtay Başkanı ünlü komutanlardan Orgeneral Ali Fuat Erden Paşa idi. Ali Fuat Erden Paşa İsmet İnönü ile şahsi dostluğu olan bir insan olmasına rağmen başında olduğu Askerî Yargıtay, “1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafsızlıktan ayrılmıştır. Mahkeme 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından görülmelidir.” hükmünü verdi ve tutuklu sanıkları bıraktırdı.

2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi davayı 31 Mart 1947 günü sona erdirdi ve bütün sanıklar hakkında beraat kararı verdi.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in genel olarak birikimi ve özel olarak da Türk dünyası ile ilgili birikimlerinin ciddi bir okuma faaliyetine ve özel kütüphanesindeki kitaplara dayandığı bilinmektedir. Hatta 1944 tutuklamalarında Erdek’teki evi aranan Türkeş’in bütün kitapları sandıklara konularak İstanbul’a götürülmüştür. Bu kitapların içerikleri ve konuları itibarıyla görenlerin de dikkatlerini çektiğini kendi anılarında anlatmaktadır:

“Nihat Atsız Bey’in evinde yapılan aramalar sırasında benim de bazı mektup ve yazılarım ele geçmiş bulunuyordu. Bunun üzerine bir gün mayıs ayı sonlarında o zaman görevli bulunduğum Erdek’te bir askerî heyet tarafından evim ve ilgili yerler arandı. Evimde bulunan kitaplarım arama yapan heyet üyelerinin dikkatini ve takdirini çekti. Hatta heyette bulunan Tümen Hâkimi bazı kitaplarımı okuduktan sonra geri verilmek üzere kendisine verilmesini rica etti. Ve tarafımdan kabul edildi.

Bundan sonra arama heyeti (ki heyet başkanı şimdi ordumuzda şerefli bir general olarak hâlâ hizmet görmektedir) bana aldıkları emirden çok müteessir olduklarını, tümen ve kolordu kumandanlarınca da sevilmekte ve takdir edilmekte bulunduğumu, onların da bu emirden dolayı üzgün olduklarını söylediler. İşin içerisinde bir yanlışlık olabileceğini, bununla beraber evimde yapılan arama ile ilgili olarak kitaplarımın da sandıklara yerleştirilip İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına gönderilmesinin faydalı olacağını, yeni üsteğmen olmuş genç bir subayın beş yüzden fazla kıymetli kitaba sahip olmasının takdirle karşılanacağını ve yapılan tahkikatın aydınlanmasının kolaylaştırılacağını söyleyerek kitaplarımın da sevk edilmesini uygun gördüler…”

SİYASETE GİRİŞİ

Bundan sonraki süreç; Alparslan Türkeş’in kurmaylık sınavını ikinci kere kazanması (1951) ile başlayan Harp Akademileri Eğitimi, Kurmay Binbaşı olarak yurt içi ve yurt dışında önemli görevler yapması ve nihayet 27 Mayıs 1960 İhtilali’nin “kudretli albayı” hâline gelmesi şeklinde gelişecektir. Bu sürecin Başbuğ Türkeş’in Türk tarihi, Türkçülük, Türk birliği ve Türk dünyası hakkındaki görüşlerinin olgunlaşmasında, gelişmesinde ciddi etkiler yaratacaktır. Ülkemizde ve dünyadaki siyasi gelişmeler de bunda rol oynayacaktır.

1960 İhtilali sonrasında yaşananlar, 14’lerin Millî Birlik Komitesinden tasfiyesi ile yurt dışında çeşitli yerlere “sürgüne” gönderilmesi, dönüşte Başbuğ Alparslan Türkeş’i siyaset yapma, siyaset yoluyla millete hizmet etme düşüncesine getirecektir. Önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP), ardından Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), 12 Eylül 1980 sonrasında Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve nihayet tekrar MHP çatısında Genel Başkan olarak Türk siyasetine yön veren bir Alparslan Türkeş vardır.

Şüphesiz, Başbuğ Alparslan Türkeş’in Türk dünyası vizyonu bakımından bir gençlik örgütlenmesi olarak Ülkü Ocaklarının kuruluşu çok önemlidir. 1960’lı yılların sonunda CKMP’nin adının ve ambleminin değiştirilmesi tartışılırken, parti ile organik bir bağı olmayan derneklerin kurulması gereği de kısa zamanda ortaya çıkmıştı. Türk gençliğinin örgütlenmesi ve millî ve manevi konularda yetiştirilmesi gerekiyordu. Bu amaçla üniversitelerde ve yüksekokullarda açılacak Ülkü Ocaklarının kuruluş çalışmaları 1967 yılında hızlandırıldı. Tüzük hazırlanmış ve teksir edilmişti. 1967 sonu 1968 yılı başlarında Ülkü Ocakları kurulmaya başlandı.

Ülkü Ocakları 1968 yılında “Ülkü Ocakları Birliği” çatısı altında toplandı. Fakat bu kuruluş 12 Mart 1971 Muhtırası ile kapatıldı. 1973’te “Ülkü Ocakları” adıyla yeniden kurularak faaliyetine devam etti. CKMP’nin 8-9 Şubat 1969 tarihlerinde Adana’da yapılan Kongresinde partinin adı “Milliyetçi Hareket Partisi” (MHP), amblemi de “üç hilal” oldu. Gençlik kolları için de “hilal içinde bozkurt” amblem olarak seçildi. Bu amblemi daha sonra Ülkü Ocakları ve Genç Ülkücüler Teşkilatı kullanacaklardır.

YARIN: TÜRK DÜNYASI İÇİN ÜLKÜ KÖPRÜLERİ KURMAK VE ÇİLEYE TALİP OLMAK