Türklüğün bağrına saplanan hançer

15.10.2020 10:00

Ermenistan devletinin oluşumu tarihî süreçte incelendiğinde, yapay ve dışarıdan zorla kurdurulmuş olduğu görülür.

Rusya İmparatorluğu’nun 1800’lerin başından güneye yayılmasıyla günümüzde Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan ile Güney Azerbaycan’ın oluşturduğu bölgenin kaderi değişmeye başladı. Bölgede 18. yüzyılın ortasında kurulan Azerbaycan Hanlıkları, Rus ordularının hedefine girdi ve 1804’te patlak veren ilk Rus-İran Savaşı ile bu hanlıklar peyderpey Rusya’nın egemenliği altına girdi. 1813 tarihli Gülistan Antlaşması ile Aras Nehri’nin kuzeyinde kalan hanlıklardan ikisi (Revan/Erivan ve Nahçıvan) hariç tamamı Rusya’ya bağlandı. Ermeni saldırılarıyla şimdilerde gündemde olan Karabağ, İran’ın uğradığı bu yenilginin ardından Rusya’nın kontrolüne geçmiş oldu. Ayrıca, Rus donanmasının Hazar Denizi’ne ineceği İran tarafından kabul edildi.

Bu barış antlaşması, yeni savaşların da habercisi oldu. Hanlıkları Rusya’dan almak isteyen İran, 1826’da kuzeye doğru sefere çıktı, ancak iki yıl süren savaş sonunda imzalanan Türkmençay Antlaşması ile İran, elinde kalan Revan ve Nahçıvan Hanlıklarını da Rusya’ya bırakmak zorunda kaldı. Böylelikle bölge, Aras Nehri sınırı oluşturacak şekilde Rusya ve İran’ın hâkimiyetinde iki ayrı parçaya bölündü. Bugün hâlen kullandığımız “Güney Azerbaycan” tabiri yaklaşık iki asır önce böyle ortaya çıktı.

İran’ın Rusya karşısındaki ağır mağlubiyeti, sadece Azerbaycan Türklüğünün ikiye bölünmesine sebep olmadı. Bugün bölgede yaşanan sorunların aslî kaynağı olan Ermenistan’ın adım adım kuruluşu da Türkmençay Antlaşması’ndaki bir maddeye bağlıydı. Bu maddeye göre, bölgeye Ermeni nüfusunun yerleştirilmesi, yani bölgenin Hristiyanlaştırılması öngörülüyordu. Amaç, Anadolu ile Azerbaycan arasında Rusya’nın kontrolünde olacak ve Türk devletleri arasındaki bağlantıyı kesecek bir tampon bölge oluşturmaktı. Rusya vakit kaybetmeden Nahçıvan ve Revan Hanlıklarını birleştirerek Ermeniler için bir yurt inşa etmeye başladı.

Azerbaycan topraklarında bunlar yaşanırken, suni bir Ermeni devleti kurulmasına itiraz eden Osmanlı Devleti de 1826’da başlayan savaş nedeniyle Rusya ile mücadele hâlindeydi. Osmanlı’nın mağlubiyeti sonrası imzalanan 1829 Edirne Antlaşması, Osmanlı’ya hanlıkların Rus egemenliğinde olduğunu kabul ettirmekle kalmadı. Bu antlaşmanın bir maddesi, Osmanlı, İran ve Rusya’da bulunan Ermenilerin ortaya çıkarılmak istenen Ermeni devletine göç ettirilmesini öngörmekteydi.

Böylelikle on binlerce Ermeni’nin daha göç ettirilmesiyle bölgenin demografik/ etnik yapısı Türkler aleyhine iyice bozuldu. Antlaşma öncesi yüzde 20 civarında olan Ermeni nüfus, Revan bölgesinde kısa sürede çoğunluk hâlini aldı. Bunda bölgeye Ermeniler yerleştirilirken Türklerin zorla buradan göç ettirilmesinin de önemli payı vardı. Rusya, Ermenileri bölgeye toplarken Osmanlı içerisindeki Ermenileri isyan ve ayaklanmalarını teşvik etmekten de geri kalmıyordu. Ermenilerin Anadolu’da yaptıkları mezalim de Rusya’nın teşvik ve kışkırtmasıyla başlamıştı.

I. Dünya Savaşı sonrasında da Ermenistan’ın Rus destekli yayılma politikası devam etti. 1920’de SSCB’nin bölgede tekrar hâkimiyet kurmasıyla Moskova, Ermeni topraklarını doğuya doğru genişletti ve güneyde bulunan Zengezur Koridoru’nu da Ermenistan’a verdi. Böylelikle Nahçıvan’ın Azerbaycan’la bağı kopmakla kalmadı, Ermenistan ile İran arasında bir bağlantı da kurulmuş oldu.

Türk yurdunun adım adım Ermenilere peşkeş çekilmesinin tarihi ana hatlarıyla böyle. Bu geçmiş, Ermenilerin Rus desteğine neden bel bağladıklarını, Rusya’nın tarafsız kalmakta neden zorlandığını ve son kertede Moskova’nın neden Erivan’a hamilik yapacağını da göstermeye yeterli. Bunlara bakıldığında, Ermenistan’ın varlık sebebinin Ermenilere yurtluk yapmaktan ziyade, Türklüğü bölmek olduğu da anlaşılıyor.

Kısacası Ermenistan, Anadolu ile Azerbaycan Türklüğü arasında tampon oluşturmak ve Türk dünyasının birleşmesini engellemek için kurulmuş yapay bir devlettir. Bu topraklara zorla saplanan Ermeni hançeri çekip atılmadan bölgenin huzura kavuşmayacağı, bölgenin Ermeni zulmünden kurtarılmasının acil bir ihtiyaç hâline geldiği ortadadır. Böyle bir geçmişi olan Ermenistan’dan, Türkiye’ye husumetten başka ne beklenebilir ki?