Üniversitede polisin ne işi var!

23.02.2021 10:00

Ayrılıkçı terörle mücadele etmiş ülkelerden biridir İspanya. Monarşi ile yönetilen ülke, ETA terörü ile uzun yıllar mücadele etmiş, devletin terör karşısında kararlı duruşu sayesinde bu sorunu hâlletmiştir. Hâlâ ülkede ayrılık yanlısı kimseler ara ara sesini yükseltmeye devam eder. Monarşi karşıtı bir kitle de yok değil. Monarşinin devam edip etmeyeceği, ülkenin tarihî ve kültürel geçmişiyle alakalı siyasi bir tercih meselesi. Bu bağlamda, monarşiyi isteyip istememe siyasal özgürlükler çerçevesinde tartışılabilir bir mevzu olabilir. ETA terörü ve terörü araç olarak kullanmak suretiyle şiddete dayalı ayrılıkçı mücadele ise hiçbir demokratik hukuk devletinde hiçbir gerekçe ile meşrulaştırılamaz ve masum görülemez bir eylem.

İspanya, demokrasinin ve hukukun işlediği bir AB ülkesi olarak, düşünce ve ifade, toplantı ve gösteri özgürlüğü gibi temel özgürlükler konusunda gelişmiş ülkelerden birisi olarak gösterilir. Hatta kimi zamanlar, Türkiye’deki ayrılıkçı terör yandaşları, ETA ile İspanya hükümeti arasındaki ilişkileri çarpıtarak Türkiye’ye örnek olabilecek bir süreç olarak göstermeye kalkarlar. Ancak İspanya’nın terör örgütünü siyasi ve hukuki önlemler ve ağır cezai müeyyideler ile nasıl eylem yapamaz hâle getirdiğini, asayiş ve askerî boyutu da dâhil terörle mücadeleyi nasıl en sert şekilde sürdürdüğünü anlatmazlar.

“Özgürlükçü İspanya” söylemiyle Türkiye’yi eleştirmeye kalkan Türkiye’deki terör sevicileri, ETA ile ilişkileri sebebiyle kapatılan Heri Batasuna partisini gündeme getirmekten itinayla kaçınır. Bu zatlar, HDP gibi teröre yardım ve yataklık eden, terörü kınamaktansa PKK kurşunlarına hedef olmayı tercih eden bir kadronun yönettiği sözüm ona demokratik bir siyasi partinin kapatılması gündeme geldiğinde, Avrupa’nın ve AİHM’nin vereceği tepkiyi bahane edip Türkiye’de yargının ve hukukun üstünlüğünün önüne geçmeye de kalkarlar. Parti kapatmanın “antidemokratik” olduğunu dile getirirken bir siyasi partinin terör örgütünün sözcülüğünü yapmasını ne hikmetse “demokratik” bulur, çelişkiler içinde debelendiklerini göremezler. Bu akıl fukaraları, HDP’nin ve PKK’nın yanında “masum” kalan Batasuna’nın kapatılmasının AİHM tarafından makul ve meşru bulunduğunu ise asla dile getirmezler. Zira bu adamların derdi hak, hukuk ve demokrasi değil, terör örgütünün meşrulaştırılması ve terör iltisaklı kişilerin aklanmasından ibarettir.

Bu malum çevreler, Boğaziçi Üniversitesine rektör atanmasını bile hükümete karşı protestoların fitilini ateşlemek için bir fırsat olarak görür, gençleri siyasi rantları uğruna suistimal edip sokaklara döker, teröristlerle kucak kucağa oturup “katil polis” diye devlete dil uzatmayı marifet sanar. Bu sözde demokrat ancak özde terörist zatlar, “barışçıl protesto” maskesinin arkasına sığınıp devlete, kamu düzenine saldırmakta bir beis görmezler.

Son günlerde İspanya’da yaşanan bazı gelişmeler, terör sevicilerinin farklı ülkelerde olsa da benzer eylemlerde bulunduğunu gösterir nitelikteydi. Pablo Hasél adlı bir rap şarkıcısı, terörizmi yüceltmek, devlete ve Kraliyet ailesine hakaret suçlarından 9 ay hapis cezasına çarptırıldığı için polis zoruyla tutuklanarak cezaevine götürüldü. Bunun üzerine Katalonya bölgesi başta olmak üzere ülkenin birçok köşesinde gençler sokaklara döküldü.

Eylemler, bu mahkeme kararının protestosu ile sınırlı kalsa, polis belki de müdahale etmeyecekti. Ancak, Boğaziçi eylemlerinde olduğu gibi protestolar, terörist örgütlerin umduğu yönde ve devlete ayaklanmaya kadar giden bir mahiyete bürünüverdi. Vandalizm, yağma, talan, karakollara ve diğer devlet binalarına saldırı gibi şiddet içeren eylemler cezasız kalmadı ve onlarca kişi tutuklandı.

Hakkında kesinleşmiş hapis cezası olan Hasél, mahkemenin kararına uymayacağını ilan edip bir grup üniversite öğrencisiyle birlikte Katalonya’daki bir üniversitesinin rektörlük binasına kendisini kapatmıştı. Polis, rektörlük binasına baskın düzenleyip sığındığı yerden söküp aldı ve mahkûm soluğu cezaevinde aldı. Demek ki terör bağlantılı bir eylem gerçekleştiğinde, polis İspanya’da da üniversiteye girebiliyormuş. “Boğaziçi’nde polisin ne işi var” diyenlere duyurulur.