MHP'li Celal Adan, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen 21. MÜSİAD EXPO Gala Yemeği’nde Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı, üretim gücü ve iş dünyasının rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan, MHP İstanbul İl Başkanı Volkan Yılmaz ile birlikte katıldığı 21. MÜSİAD EXPO’da yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:
Saygıdeğer Bakanlarım,
MÜSİAD’ımızın Sayın Genel Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri,
Helal kazancın, millî üretimin ve alın terinin temsilcisi kıymetli sanayicilerimiz,
Şehrimize teşrif eden değerli misafirlerimiz,
Hanımefendiler, beyefendiler;
Sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Doğu ile Batı’nın yollarını birleştiren aziz İstanbul’umuzda, gönül coğrafyamızın ve medeniyet havzamızın dört bir yanından gelen misafirlerle; aynı sofranın etrafında buluşmak bizler için bahtiyarlık kaynağıdır.
Bu muazzam kardeşlik köprüsünü kuran, Türk müteşebbisinin cesaretini dünya vitrinine taşıyan başta Sayın Burhan Özdemir olmak üzere, bu asil gayrete omuz veren bütün MÜSİAD ailesini gönülden tebrik ediyorum. 21. MÜSİAD EXPO etkinliğine teşrif eden dost ve kardeş ülkelerin temsilcilerine de milletimiz adına yürekten 'Hoş geldiniz' diyorum.

Muhterem Misafirler;
Bizim medeniyet tasavvurumuzda ticaret; yalnızca mal alıp satmaktan ve maddi kazançtan ibaret değildir. Bizim dünyamızda pazar; adaletin ve ahlakın imtihan yeridir. Dünyada tartıyı taşıyan tüccar, ahirette de kendisinin tartıya çıkacağı şuurundadır. Bizim tarihten miras aldığımız pazar; tutulan sözün, gösterilen vefanın, birliğin ve dayanışmanın; en geçer akçe olduğu pazardır.
İslam’dan önce Mekke’de kurulan Erdemliler İttifakı (Hilfü’l-Fudul), bu anlayışın en güzel misallerinden biridir. Mekke’ye ticaret için gelen bir yabancının hakkı, şehrin nüfuzlu kişilerinden biri tarafından gasp edilince; vicdan sahibi insanlar bir araya gelmiş ve “Zalim kim olursa olsun, mazlumun hakkını birlikte savunacağız” diye sözleşmişlerdir. Efendimiz de henüz gençlik yıllarında bu topluluğa iştirak etmiş; peygamber olduktan sonra dahi böyle bir çağrıya yine icabet edeceğini ifade etmiştir.
MÜSİAD’ın kuruluş yıllarında bu cemiyete yaptığı güçlü atıf da boşuna değildir. “Müstakil” kalmak; yalnızca siyaset üstü olmak değil, her türlü haksız menfaat şebekesinin de karşısında durmaktır.
MÜSİAD’ın ruh köküne inildiğinde, rast gelinen bir başka güçlü damar da Medine yıllarına aittir. Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere’ye hicret buyurduklarında, mescidin inşasıyla eş zamanlı olarak İslâm pazarının sınırlarını da bizzat tayin etmiştir. Çünkü Medine’de pazar başkalarının tahakkümündedir ve teraziyi elinde tutanlar, kuralları da kendilerine göre koymaktadır. Kutlu Nebi bu iktisadi esarete rıza göstermemiştir. Nebevi tavrın işaret ettiği hakikat açıktır: Kendi pazarını kuramayanlar, başkasının tezgâhına malzeme olmaya mahkumdur! Bunun için emir, alim ve tüccar el ele vermeli ve beraber çalışmalıdır.
İşte bu şuur; Selçuklu’nun kervansaraylarıyla Anadolu’yu karış karış işlemiş ve Osman Gazi’nin Karacahisar pazarında devlet aklına dönüşmüştür. Osman Gazi Karacahisar’ın fethinden hemen sonra kaideleri belirlemiş; pazarın emniyeti ve düzeni için ölçülü bir usul koymuş; satmayanın malından vergi alınmamasını emretmiştir. Osmanoğullarını uç beyliğinden cihan devletine yükselten sır; fethettiği kalelerden çok, burada aranmalıdır. Bizi yedi iklim, üç kıtaya taşıyan nizâm; çarşısında keyfîliği önleyen, tüccarın malını ve halkın hakkını aynı adalet terazisinde koruyan anlayıştır.

Kısacası bu toprakları vatan kılan; emirin adaleti, alimin feraseti ve tüccarın cesaretidir. Sofrada ekmeğin helâlini, sancakta göklerin hilâlini büyüten; bu üçlü terkiptir.
Kadim medeniyetimizin mayasında, bu kucaklaşmadan doğan Ahilik geleneği vardır. Ahilik; yalnızca bir meslek örgütü değil, bir ahlâk ve kardeşlik mektebidir. Temelinde “fütüvvet” yani yiğitlik olan bu kadim teşkilat; ticarette dürüstlüğü, toplumda adaleti esas almıştır. Asırlar boyunca ticaret erbabı, ahlâk ve erdemi sadece anlatmakla yetinmemiş; onu çarşıya-pazara, hayata ve helâl rızka işlemiştir.
Ahi Evran’ın kurduğu kutlu çatı; işinin ehli olmayı ahlaklı olmaktan asla ayrı görmemiştir. Hileyi ve haksız kazancı, inanç zafiyeti kabul etmiştir. MÜSİAD’ın şiar edindiği 'Yüksek Ahlak, İleri Teknoloji' ilkesi, işte bu köklü mirasın günümüze tercümesidir.
MÜSİAD; kurulduğu günden bu yana ülkemize ekonomik katma değer sağlamasının yanında, bütün bu faaliyetleri insani değerler çerçevesinde yürütmesiyle de müstesna bir yere sahiptir. Emek ile sermayeyi birbirine düşman iki cephe gibi görmeyen; bu kavramları medeniyetimizin hak, hakkaniyet ve helal kazanç ölçüleriyle yoğuran bir toplumsal harekettir.
MÜSİAD’ın temsil ettiği karakter; yalnızca iktisadi faaliyetlerde değil, demokrasimizin imtihan günlerinde de görülmüştür. 28 Şubat’ın baskı ikliminden 27 Nisan e-muhtırasına kadar; bütün keskin dönemeçlerde millî iradeden yana saf tutmuştur. 15 Temmuz hain darbe kalkışmasında, milletin ve devletin yanında tereddütsüz yer almıştır. Türkiye’nin istikrarını, istikbalini ve istiklalini tehdit eden antidemokratik girişimlere karşı gösterdiği bu soylu duruşu, köklü bir gelenek hâlinde bugün de sürdürmektedir.
Değerli Hazirun, Saygıdeğer İş İnsanlarımız;
Girişimci sınıfın olmaması ya da zayıf kalması demek, ticaretin, sanayinin gelişmemesi demektir. Geri kalmak demektir.
Bir devletin ayağa kalkması ve ayakta kalabilmesi için ekonomik omurganın sağlam olması hayatidir. Omurganın en temel unsuru ise millî müteşebbis sınıfıdır. Bunun eksikliği ister istemez; ekonomiyi dışa bağımlı hâle getirmektedir. Nitekim, Osmanlı’nın 1914 bütçesinde kibrit ithali için o zamanın parasıyla 200 bin lira ödenek konulmuştur. Aynı günlerde; kaput ve şeker bile ithal edilmektedir.

Tam olarak bu sebeple; cumhuriyetimizin kurucu kadroları ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İzmir İktisat Kongresi’ni toplamıştır. Henüz dumanı tüten cephelerden çıkar çıkmaz, daha Lozan müzakereleri tamamlanmadan ve Cumhuriyet ilan edilmeden önce toplanan kongre; iyi incelenmelidir. Bu girişimin motivasyonu nettir: Askerî ve siyasi zaferler ne kadar parlak olursa olsun, iktisadi zaferle taçlandırılmazsa kalıcı olamaz! Türkiye’nin istiklal mücadelesi ile istikbal mücadelesi asla birbirinden ayrı düşünülemez. Ekonomik bağımsızlığı tesis edememiş bir milletin, tam bağımsızlıktan söz etmesi mümkün değildir!
Bugün küresel siyasetin ve global ticaretin dengeleri yeni baştan kurulurken, bizim duruşumuz nettir: Türkiye’nin asli hedefi; fason üretimin taşeronu, başkasının markasına ucuz iş gücü olmak değildir. Türkiye; kendi tasarımını yapan, kendi yüksek teknolojisini geliştiren, kendi markasıyla dünya pazarlarında fiyat belirleyen bir ekonomik güce dönüşmektedir.
Bugün savunma sanayiinde gerçekleştirdiğimiz büyük atılım, işte bu inancın en müşahhas örneğidir. Dün parasını ödediğimiz halde bize verilmeyen savunma sanayii ürünleri; bugün devletimizin iradesiyle, mühendislerimizin aklıyla, sanayicimizin cesaretiyle üretilmekte ve dünyanın dört bir yanına ihraç edilmektedir. Aynı şahlanış; yazılımda, yapay zekâda, enerjide, tarımda ve ileri sanayide de sergilenecektir.
Kıymetli Kardeşlerim;
İktisadi hayat belirsizliği sevmez; üretim huzur ister, yatırım istikrar arar, sermaye güvene bakar. Yarım asırdır terörün kanlı oyunlarıyla; Türk milletine pranga vurulmak istenmiştir. Yüreğimizi yakan aziz şehitlerimizin acısı bir yana; mektebe, fabrikaya, insanımızın aşına ve refahına harcanabilecek milyarlarca dolarlık millî servetimiz heba edilmiştir.
Bugün; Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin öncülük ettiği 'Terörsüz Türkiye' süreci; milletimizin ayağındaki prangaları parçalayan hamledir! Liderimizin aşılmaz bir hisar gibi, sarsılmaz bir çınar gibi dimdik durup TERÖRSÜZ TÜRKİYE’yi hayata geçirme sebebi, budur!
Terörsüz Türkiye; namluların değil, fabrika bacalarının tüttüğü bir Türkiye’dir! Terörsüz Türkiye; ölüm saçan silahların değil, üretim yapan makinelerin sesi demektir.
Terörün yenildiği, prangaların kırıldığı her karış vatan toprağında yeni üretim havzaları açmak; güven iklimini doğru yatırımla taçlandırmak iş dünyamızın aslî vazifesidir. Vatan uğruna bütün çağrılara en önde koşan MÜSİAD ailesinin; bu hususta da bir adım öne çıkacağına inancım tamdır.
Muhterem Misafirler, İş Dünyamızın Seçkin Temsilcileri;
Ecdadımız; ticareti sadece kesesinin içindekine değil, yüreğinin içindekine de bakarak sürdürmüştür. O yüreğin içinde; Medine Çarşısı’nın nebevi ölçüsünden Osman Gazi’nin Karacahisar Pazarı’na uzanan bir miras vardır. O yüreğin içinde; erdem sahibi tüccarların Mekke’deki dayanışmasından Ahi Evranların kutlu ocağına kadar süren bir ruh vardır. İşte MÜSİAD EXPO, bu tarihî yürüyüşün Türkiye Yüzyılı’ndaki temsil noktalarından biridir.
Dost ve kardeş ülkelerden gelen muhterem iş insanlarımıza sesleniyorum: Bu topraklarda kurulan her ortaklık ve imza atılan her başarı; yeryüzünün mazlumları için, hatta bütün insanlık için adil bir gelecek umudunu sağlamlaştıracaktır.
Yıllar önce MÜSİAD için hazırlanan ilk sinevizyon metni, “Bizim medeniyetimiz bir su medeniyeti olsa gerek” fikriyle yola çıkıp; dünyayı yakıp yıkan ateş düzenine meydan okumaktadır.
Evet… Bizim medeniyetimiz su medeniyetidir. Su; hayat, sıhhat ve bereket taşır. Su sessizce akar, fakat günü gelince ateşi söndürür. Kâr için kan dökmeyi göze alanların ateşi ne kadar yükselirse yükselsin; insanı merkeze alan, kuvveti adaletin emrine verenlerin galibiyeti er ya da geç hayat bulacaktır. MÜSİAD’ın tarihî misyonu da yüksek ahlakı ileri teknolojiyle buluşturmak ve bu şuuru çağın üretim gücüne dönüştürmektir.
Bu duygu ve düşüncelerle; 21’inci MÜSİAD EXPO’nun ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyor; gecesini gündüzüne katan ve bayrağımızı layıkıyla temsil eden iş insanlarımızı gönülden selamlıyorum.
Rabbim; birliğimizi daim, dirliğimizi kaim etsin. Devletimizi muktedir, milletimizi bahtiyar eylesin. Allah, yâr ve yardımcınız olsun.
Sağ olun, var olun, Cenab-ı Hakk’a emanet olun.