Yollar ne zaman ayrıldı?

AK Parti’nin kuruluş felsefesinden ayrılmasından kastettikleri, yerli ve milliliğin esas alınmasıdır. Demokrasi kılıfına sarılarak yapılan eleştirilerin altında, terörle müzakere değil, mücadele edilmesi yatmaktadır. Cumhurbaşkanı'na yönetim tarzından değil, yeni hükümet sisteminin ülkeyi hızla düze çıkarmasından rahatsızlar.

10.12.2019 10:00

              Siyasetin gündeminde bir süredir yeni parti kurma çabaları var. AK Parti’nin eskileri Abdullah Gül ve Ali Babacan bir tarafta, Ahmet Davutoğlu diğer tarafta mevzilenmiş durumdalar. Son aşamaya geldikleri, yaptıkları açıklamalardan belli oluyor. AK Parti ile yollarını neden ayırdıklarını anlatırken, ilginç şeyler söylüyor, kendilerini ele veriyorlar.

DEMOKRASİ KILIFI

            Bu muhteremlere göre, AK Parti kuruluş felsefesinden uzaklaşmış, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, istişare ve diyaloğu terk etmiş, bu sebeple de yollarını ayırmak durumunda kalmışlar. Türkiye’nin yeni bir anlayışa ihtiyacı varmış, bunun için de parti kuruyorlarmış. Söylediklerinin özeti bu şekilde. AK Parti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaşmasının göstergelerini sayarken, dillerinin altındaki bakla kendiliğinden ortaya çıkıyor. Onlar da, bu millet ve devletle hesabı olan herkes gibi, asıl niyetlerini demokrasi kılıfına sarıyorlar. Yeni hükümet sistemini, eleştirilerinin en başına koyuyorlar.

GÖREV GİTTİ, PARTİ BİTTİ

         Her şeyden önce yaptıkları eleştirilerde eğer zerre kadar bir haklılık payı varsa, hesabı herkesten önce kendilerinin vermesi gerekiyor. Yıllarca iktidar partisinin en belirleyici, en yetkin, en aktif görevlerinde bulunacaksınız, Cumhurbaşkanlığından Başbakanlığa, Dışişleri Bakanlığından ekonominin bütün sorumluluğunu taşıdığınız bakanlıklara kadar her sorumluluğu üstleneceksiniz. Sonra da kenara çekilip, “Ben yapmadım, o yaptı” gibi, aklın, vicdanın ve siyasi etiğin kabul etmediği bir bahane ile milletin aklıyla alay edeceksiniz. Eğer bir yanlış, bir yetersizlik, bir kayıp varsa hesabı verecek olan bizzat sizlersiniz. Bunu bir kenara koyduk, peki bulunduğunuz görevlere devam etseydiniz, yine bunları söyleyecek, partinizden ayrılacak ve yeni parti kurmaya yönelecek miydiniz? Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan olunca mesele yok, hatta AK Parti’nin en hızlı, en ateşli savunucularıydınız. Görev gitti, parti bitti!

HER YERDE, BU ÜÇ İSİM VAR

         Herkes her şeyi söylüyor, her şeyi anlatıyor da, işin aslına kimse bakmıyor. Bu üç ismin de ortak tarafı gözlerden kaçıyor. AK Parti’yi en çok eleştirdiğimiz mesele, hiç kuşkusuz terörle mücadeledeki yanlışlarıydı. Bu yanlışlar sırasında, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı gibi en etkin ve en belirleyici görevleri bu üç isim üstlenmişti. Türkiye’nin en ağır kayıplara uğradığı, en büyük teslimiyetin yaşandığı dönemlerde, Dışişleri Bakanı olarak bu üç ismi sırasıyla izlemiştik. Türkiye’yi çözülmeye götüren çözüm sürecinin yaşandığı döneme bakıyorsunuz, yine en etkin, en aktif görevlerde bu üç isim karşımıza çıkıyor. FETÖ’nün azdığı dönemlerde yine bu isimler var. Cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül’ün, hiç de üzerine vazife olmadığı halde, “Güzel şeyler olacak” diyerek, çözüm sürecini başlattığını bu millet unutmadı. 15 Temmuz gibi dünyada eşi emsali görülmemiş bir kalleşlik, bütün bu sürecin sonunda yaşandı.

YERLİ VE MİLLÎ SÜREÇ

         Bu üç ismin etkin ve aktif olduğu dönemlerin bedelini Türk milleti bugün hâlâ ödüyor. Nitekim, Sayın Cumhurbaşkanı bu yanlışı görmüş ve tedbirini almıştır. Çözüm süreci bir daha dönmemek üzere bitirilmiş, Türkiye terörle olması gerektiği gibi bir mücadeleye girişmiş ve buna uygun kadrolar işbaşına getirilmiştir. FETÖ ile kararlı ve devamlı bir mücadele başlatılmıştır ve sürdürülmektedir. Türkiye dış politikada tamamen kendi menfaatlerini öne alan, aktif ve belirleyici bir politikaya yönelmiş ve bunun çok başarılı sonuçlarını almaya başlamıştır. Bütün bunlara bir de yeni hükümet sistemi ve sağladığı avantajlar eklenmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı bu yeni duruşu, yeni siyaseti, “yerli ve millî” olarak adlandırmış ve konumlandırmıştır.

ZİLLETİN SAFLARINA KATILDILAR

         İşte işin püf noktası burasıdır. AK Parti ile yollarını ayırıp yeni parti kurmaya yönelenlerin asıl ayrışma noktalarını, bunlar oluşturmaktadır. AK Parti’nin kuruluş felsefesinden ayrılmasından kastettikleri, yerli ve milliliğin esas alınmasıdır. Demokrasi kılıfına sarılarak yapılan eleştirinin aslı, terörle müzakere değil, mücadele edilmesidir. Cumhurbaşkanı'na yönetim tarzı dolayısı ile yapılan eleştirilerin altında yeni hükümet sistemi ve bu sistemin ülkeyi hızla düze çıkarmasından duyulan rahatsızlık yatmaktadır. Bunlar İmralı canisi ile muhatap olunmasında, FETÖ’nün büyütülüp azdırılmasında bir sakınca görmezler, ama Cumhur İttifakı'ndan ve bu ittifak içindeki MHP’den çok ama çok rahatsız olur, her fırsatta hedefe koyarlar. Bunları yeni arayışlara yönelten şey, Türkiye’nin kendi ayakları üzerinde durması, dış müdahaleleri kabul etmemesi ve üst akıllara kapıları kapatmasıdır. Nitekim, AK Parti yerli ve millî bir kimliğe bürününce, bunlar derhal yollarını ayırmış ve zilletin safına katılmışlardır.

         Şimdi cevap arayan soru şudur: Bunlar nereden geldiler, nereye gidiyorlar? Millî ve yerli olmadıklarına göre, kimin projesi olarak ortaya çıktılar, kime hizmet etmeyi hedefliyorlar?