Bir anne çocuğuyla iletişim kurarken, aslında yalnızca çocuğuyla değil, eş zamanlı olarak kendi “çocukluğu” ile de temas hâlindedir. “Biz bunu yaşamadık”, “Annem gibi bir anne olmayacağım”, “Tıpkı annem gibi yapıyorum” gibi ifadeler sıkça dile gelir. Bu sözler bazen öfkeyle, bazen kırgınlıkla, bazen de sevgiyle söylenir ve çoğunlukla farkında olmadan ağzımızdan çıkar. Düşünmeden, bir anda söylenen ya da yapılanlar, iç dünyamız ve bilinçdışı yönlerimiz hakkında bize önemli ipuçları verir. Bu ipuçlarını takip etmeye başladığımızda, içsel bir yolculuğun kapılarını aralamış oluruz.
İÇSEL ANNE”NİN SESİ
İçsel anne, çocuklukta farkında olmadan benimsenen duygular ve ilişki kalıplarını taşır. Bu ses bazen destekleyici, bazen şefkat dolu, bazen de eleştirel ve cezalandırıcı olabilir. Anne, çocuğuyla etkileşim kurarken içindeki bu eleştirel sesi sık sık duyabilir; sanki yeterince iyi bir anne değilmiş gibi, çaba göstermiyormuş gibi ya da bazı şeyleri yanlış yapıyormuş gibi bir hisle karşılaşabilir. Zorlayıcı olsa da bu seslere dikkat etmek, anne-çocuk ilişkisindeki döngüyü kırmak için değerli bir başlangıç olabilir. Geçmişteki ilişkileri ve bilinçdışı duyguları fark etmek, bugünkü davranışlarımızın izlerini görmek için kapı aralar ve böylece günlük yaşam ilişkilerimiz daha sağlıklı bir hâl alır.
YA ÇOCUĞUM BENİ TERK EDERSE?
Bağlanma ve ayrışma süreçleri, anne-çocuk ilişkisinin temel taşlarıdır. Anne, çocuk için güvenli bir liman iken, aynı zamanda dış dünyayı temsil eden bir rehberdir. Çocuğun anneye bağlanması ve ondan ayrışması gibi, annenin de çocuğuna bağlanması ve onu serbest bırakabilmesi gerekir. Çocuk büyüdükçe kimliğini inşa etmek, keşfetmek, farklı yollar denemek ve anneden uzaklaşmak ister. Bu süreç bazen annelerde kaygıya yol açabilir.
“Dış dünya tehlikelerle dolu, çocuğuma zarar gelebilir.”
“Çocuğum bensiz mutluysa, ben yalnız kalırım.”
Gibi bilinçdışı düşünceler ortaya çıkabilir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Tüm bu duygular, temelde annenin bilinçdışı kaygılarıyla ilgilidir. Ancak anne, kendi kimliğini geliştirdikçe ve annelik rolünün dışında bir hayatı olduğunu fark ettikçe; çocuk da annesinin yaşamında farklı bir şekilde yer bulabildiğinde, hem anne hem de çocuk özgürleşir ve güvenli, sağlıklı bir ilişki kurabilir.
İYİ ANNE” DEĞİL, “GERÇEK ANNE” OLMAK
Hiçbir anne mükemmel değildir ve olmaya da gerek yoktur. Winnicott’un dediği gibi, yeterince iyi anne olmak önemlidir. Bu, hata yapmayan veya eksiksiz bir anne olmak anlamına gelmez; aksine, çocuğunu hissedebilen, duygularını fark eden, hatalarını onarabilen ve kendine güvenen bir anne demektir.
Bazen bağırmak, bazen üzülmek, bazen sabredememek veya yorulmak normaldir; bu, annenin de insan olduğunu gösterir. Önemli olan, bu duygularla yüzleşebilmek ve kendine şefkat gösterebilmektir. Kendine karşı dürüst ve şefkatli olan bir anne, çocuğuna da şefkat dolu bir iç ses bırakabilir.