Sporun rekabeti çok güzel bir heyecan veriyor. Ancak spora holiganlık, şiddet, öfke, nefret, kin ve küfür karıştığında ortaya çıkan manzara son derece çirkinleşiyor.
Geçtiğimiz hafta sonu oynanan Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçında, bir holiganın Fenerbahçe forması giymiş 4 yaşındaki bir çocuğa öfke dolu tepki göstermesi gündem oldu.
Babasının kucağındaki, üzerinde Fenerbahçe forması bulunan 4 yaşındaki bir çocuğa öfke kusabilen bir insanın, emin olun, ruh sağlığı yerinde değildir. Bir çocuğun üzerinde hangi takımın formasının olduğunun ne önemi var?
Çocuklara bile öfke ve nefret kusacak kadar fanatikleşiyorsanız, ortada artık spor değil, ciddi bir ruh ve ahlak problemi vardır.
Üstelik 4 yaşındaki çocuğa, yalnızca Fenerbahçe forması giydiği için tepki gösteren kişinin, ikiyüzlü bir tutum sergilediği ve futbolda düşmanlığı körüklemeye yönelik bir sicile sahip olduğu da ortaya çıktı.
Geçen sezon Gençlerbirliği’nin başında bulunan Volkan Demirel ile yaptığı bir konuşmada, “Gençlerbirliği’ni kıymetli kılan, bizi başka takımlardan ayıran en önemli şey kültürümüz. Kültürümüzde nezaket, edep, terbiye, merhamet, saygı, vicdan, saygınlık en önemli kriterler.” şeklinde nutuk atan bu kişinin görüntüleri de ortaya çıktı.
Ne var ki aynı kişinin, taraftarlarla ve basın mensuplarıyla konuşurken Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe gibi takımlara “Bizans kahpeleri” diye hitap ettiği de ortaya çıktı.
Bir tarafta nezaket, edep, terbiye, merhamet, saygı ve vicdandan söz eden bir anlayış; diğer tarafta rakip takımlara yönelik hakaret ve düşmanlık…
Söylem başka, davranış başka olunca, insan ister istemez “Bu nasıl bir kültür?” diye sormadan edemiyor.
Elbette bu holiganlık yalnızca bu olayla sınırlı değil. Burada asıl dikkat çekilmesi gereken, 4 yaşındaki bir çocuğa yaşatılan travmadır. Nitekim daha iki hafta önce, ünlü futbolcu Salah’ın Trabzonspor’a transferi için düzenlenen coşkuya Galatasaray formasıyla katılan bir genç de öfke dolu tepkilerin hedefi olmuş ve formasını çıkarmaya zorlanmıştı.
Geçmişte buna benzer daha birçok olay yaşandı. Hem Gençlerbirliği hem de Trabzonspor kulüpleri, bu tür olaylar karşısında sağduyulu açıklamalar yaparak sporun kardeşlik ruhunu korumaya çalıştı.
Sözde Gençlerbirliği taraftarının 4 yaşındaki çocuğa yaşattıklarını görünce, geçtiğimiz yıl kaleme aldığım “Ben Cimbomlu, O Fenerli” başlıklı yazımda ifade ettiğim duygular yeniden aklıma geldi. O yazıda, sporun kardeşlik kültürü üzerinde yükselmesi gerektiğine olan inancımı şu sözlerle dile getirmiştim:
“Ben, fanatik denebilecek kadar koyu bir Galatasaray taraftarıyım. Önceki yıllarda çocuklarımla takım formalarımızı giyer, kutlamalara katılır, sosyal medyada sevinç paylaşımları yapardık. Ancak bu yıl bunların hiçbirini yapmadım.
Neden mi?
Gözyaşı döken Fenerbahçeli iki küçük çocuk yüzünden…
Biri maç sonunda tribünlerde sessizce ağlayan çocuk; diğeri ise stadyum dışında, ‘Babam Fenerbahçeli yaptı beni. Normalde küçükken Galatasaraylı olacakmışım ama babam beni Fenerbahçeli yapmış. İyi ki Fenerbahçeliyim. Yüzümüz gülmüyor ama bırakmayacağız. On yıldır Fenerbahçeliyim, bir kere bile şampiyonluk göremedim.’ diyerek gözyaşı döken çocuk… Fenerbahçeli bu çocukların içten ve samimi üzüntülerini yansıtan duyguları beni derinden etkiledi.”
Çocukları üzen, korkutan, ürküten her türlü taraftarlık anlayışı ayağımızın altında olmalıdır.
Cahit Zarifoğlu ne güzel söylemiş:
“Çocukları ürkütülmüş bir dünyanın denizi mavi olsa ne yazar, olmasa ne…”