Türkgün | Başyazı | Epstein Adası ve çöken medeniyet masalı

Epstein Adası ve çöken medeniyet masalı

KAYNAK: Yıldıray Çiçek

Uluslararası medyada “Epstein Adası” olarak anılan Amerikalı milyarder finansçı Jeffrey Epstein’ın cinsel istismar ve sapıklık ticareti skandalı, yeniden ortaya saçılan belgelerle bir kez daha alevlendi. Küçük çocuklar üzerinden ortaya atılan o kadar iğrenç iddia ve suçlama vardır ki, vicdan ve merhamet sahibi hiçbir insanın bunu kaldırabilmesi mümkün değildir. Ortaya çıkan tablo tam anlamıyla mide bulandırıcıdır…

Olayın özeti:

  • Epstein, yıllar boyunca son derece güçlü ve zengin çevrelerle yakın ilişkiler kurdu.
  • Reşit olmayan kız ve erkek çocuklarının istismar edildiği, çok ünlü bazı kişilere “sunulduğu” iddia edildi.
  • Epstein, 2019 yılında tutuklandı; aynı yıl hapishanede intihar ederek öldü (resmî açıklama). Olayda mağdur ya da şahit konumunda bulunan bazı kişilerin ilerleyen süreçte hayatını kaybetmesi ise, komplo teorilerinin “tesadüf olamayacak kadar fazla” olduğu yönündeki iddiaları güçlendirdi.
  • Epstein’in şüpheli ölümünün ardından kamuoyunda “Kimler bu ağın içindeydi?” sorusu çok daha güçlü biçimde gündeme geldi.

Dünyaya yön veren siyasetçilerin, devlet adamlarının, bilim insanlarının, iş insanlarının, sporcuların ve sanatçıların isimlerinin bu iğrenç skandalda geçmesi, insanlık adına tam bir yüz karasıdır. Hal böyleyken, “Bu çürümüş sistemi kuranlar, aynı zamanda dünyadaki pek çok olayı şantaj yoluyla mı yönlendirdi ya da hâlâ yönlendirmeye devam mı ediyor?” sorusu ister istemez akla gelmektedir.

Düşünün; başkanlıkları döneminde dünyanın birçok bölgesinde uluslararası hukuku ayaklar altına alarak çeşitli müdahalelerde bulunan, farklı ülkelere savaş açan ve işgaller gerçekleştiren ABD başkanları Bush, Bill Clinton, Obama, Biden ve Trump’ın adlarının “Epstein Adası” skandalında geçmesi bir tesadüf olabilir mi? Ada düzenini kuran Epstein’ın Yahudi kökenli olması ve Mossad’a çalıştığı yönündeki iddialar da bu olaya dair sorgulama dozajını artırmaktadır.

Ancak belgelerde yer alan ve somut biçimde gündeme gelen Epstein ilişkilerinin daha çok Bill Clinton ve Donald Trump üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Diğer isimler için ise, şimdilik ispattan ziyade iddia ve suçlamalar söz konusudur. İsimleri dolaylı yollardan geçmektedir.

  • Bill Clinton: En güçlü bağlantının burada olduğu ileri sürülmektedir. Uçuş loglarında adının 20’den fazla kez geçtiği, ada ziyaretlerine dair kayıtlar ve fotoğraflar bulunduğu iddia edilmektedir.
  • Donald Trump: 2026 dosyalarında adının 1000’den fazla kez geçtiği, en çok anılan isimlerden biri olduğu belirtilmektedir. 1990’lı yıllara ait uçuş loglarında birkaç kez yer aldığı, “kara kitapta” adının bulunduğu ve Epstein’la dostluğuna dair kayıtların olduğu ifade edilmektedir. Nitekim Trump’ın, “Epstein’ı 15 yıldır tanıyordum” şeklindeki sözleri de hatırlatılmaktadır.

Yapay zekânın sosyal medyaya hâkim olduğu bu çağda, “Epstein Adası” hakkında öyle fotoğraflar ve videolar dolaşıma sokulmaktadır ki, hangisinin gerçek, hangisinin sahte olduğunu ayırt etmek neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Sahte fotoğraf ve video sayısındaki artış ise, aynı zamanda gerçek olanların üzerini örtmek ve onları görünmez kılmak anlamına da gelmektedir.

Sayın Devlet Bahçeli’nin 2024 yılında yaptığı, “İsmini zikretmekten bile utandığım bir günah adasında, serveti ve şöhreti olan insanlık defolarının reşit olmayan kız çocuklarına karşı sergilediği iğrenç muameleler, hiçbir bahaneyle izah edilemeyecek türden bir skandal, hatta barbarlıktır.” şeklindeki tanımlaması, bana merhum Mehmet Âkif Ersoy’un “‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?” mısrasını hatırlatmıştır.

Bakalım, tek dişi kalmış canavar sözde medeni Batı, bu iğrençlik karşısında nasıl bir yüzleşme yaşayacaktır? Bu rezalet, Batı için hem tarihî hem de ahlaki bir sınavdır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...