Siyasette sık sık parti değiştiren milletvekilleri ve belediye başkanları, kamuoyuna ahlaki olarak güven vermemektedir. Çünkü bu tür geçişler, genellikle kişisel menfaatlerin ön planda olduğu yönünde bir algı oluşturmaktadır. Ancak Türk siyasetinde bu durum artık sıradanlaşmış, hatta gelenekselleşmiştir. Kimi “fikirlerim uyuşmadı”, kimi de “daha iyi hizmet edebilmek” gerekçesini öne sürerek bir partiden diğerine geçmektedir. Elbette, gerçek niyeti doğruda, hakta ve millete hizmette buluşmak olanlar da hatalarından ders çıkararak siyasi tercihlerini değiştirebilmektedir. Bu niyetini somut biçimde ortaya koyabilen siyasetçilere yönelik eleştiriler de doğal olarak daha sınırlı kalmaktadır.
Son günlerde milletvekili ve belediye başkanı transferleri yeniden siyasetin en sıcak gündem maddelerinden biri hâline gelmiştir.
CHP’de yaşanan ayrışma, bölünme ve iç çekişmeler, doğal olarak partiden milletvekili ve belediye başkanlarının kopuşunu hızlandırmaktadır. Nitekim geçtiğimiz hafta bir CHP milletvekili, geçtiğimiz günlerde ise bir CHP belediye başkanı iktidar partisine katılmıştır. Önümüzdeki günlerde de bu katılımların artacağı konuşulmaktadır.
Geçmişte başka partilerden milletvekili ve belediye başkanı transfer etmiş olan CHP’nin Özgür Özel kanadı ise AK Parti’ye geçen milletvekili ve belediye başkanlarına sert tepki göstermektedir. Bu kadro ve medyası bu transferler konusunda neler diyor neler…
Bir de bu konuda konuşan CHP’nin tembel ve vizyonsuz Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş var.
Geçmişte farklı siyasi partilerde siyaset yapmış olan Mansur Yavaş da, CHP’den AK Parti’ye geçen Haymana Belediye Başkanı hakkında “Cumartesi geldi. Elimi öpmek istedi, öptürmedim. Hiçbir şey yokmuş gibi gitti. ‘Sırtımı sıvazlayın yeter, kimseyle işim yok. İyi yaptığım zaman iyi yaptın deyin, yeter’ dedi.” ifadelerini kullanarak eleştiride bulunmuş…
Haymana Belediye Başkanı böyle davranmış olabilir; geçer gider. Ancak senin MHP’den CHP’ye geçişin, siyaset tarihinin en şaibeli, en tartışmalı ve en tuhaf parti değişikliklerinden biri olarak hafızalara kazınmış; gerçek karakterini de ortaya koymuştur. Unuttun mu Mansur Yavaş?
12 Eylül 2010 referandumu sürecinde, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’ye gönderdiğin mektupta şu ifadeler yer alıyordu:
"Ülkücü harekete yabancı dar bir kadronun elinden çıkan politikalarla 'CHP'yle özdeş parti' suçlamalarına çanak tutan bir anlayış sergilenmiştir. İçinde maneviyatı barındırmayan bir milliyetçiliğin halk tarafından CHP'yle aynı kategoride değerlendirildiğini fark edemeyen bir siyaset tarzıyla bu hareketi iktidara taşıyamayız."
Aynı mektupta, dönemin AK Parti hükümetine yönelik şu destek çağrılarını de yapıyordun:
"Haziran ayından itibaren ülkede yeni bir parlamento teşekkül edecektir. Bizzat iktidar partisi tarafından restorasyon dönemi olacağı ilan edilen bu dönemde, ülkücülerin bulunmaması, bu süreçte etkili olamaması elbette kabul edilebilir bir durum değildir. Dolayısıyla hiçbir şey yokmuş, her şey mükemmel gidiyormuş gibi davranıp görevden kaçamayız."
Sonra ne mi yaptın?
17-25 Aralık FETÖ operasyonlarının tam ortasında, 21 Aralık 2013 tarihinde CHP’ye üye oldun. AK Parti’ye destek çağrısı yapıp MHP’ye tavır aldın, sonra gittin CHP’ye üye oldun… Ne kadar da dikkat çekici, hatta tuhaf bir tablo değil mi?
Mansur Yavaş, artık siyaset tartışmalarının içinde figüran olma alışkanlığını bırakmalı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine odaklanmalıdır. Bugüne kadar yapmadığı hizmetlerle yüzleşmelidir. En azından gözle görülür bir-kaç proje hayata geçirmelidir. Yoksa ikinci dönemi de boş geçecek…
Ankara’nın sorunları çözülmeden yapılan siyasi figüranlıklar, sadece “cambaza bak” oyunu olmaktadır.
Onun tembelliğini alkışlayan kim varsa Ankara halkına en büyük düşmanlığı o yapmaktadır. Oysa o şişirilmiş balon ABB Başkanlığı döneminde defalarca patlamıştır.