Geçtiğimiz gün bu köşede, Türkiye-Azerbaycan arasında fitne tohumları ekmeye çalışanlara karşı “Gerek Türkiye gerekse Azerbaycan, İsrail-İran ikilisinin bu süreçten nemalanmasına izin vermemelidir. Çünkü bu ikili, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini kem gözlerle takip etmekte ve gelişmeleri garezle fırsata çevirmenin peşinde koşmaktadır.” şeklinde bir uyarıda bulunmuştum.
Bunu yazdığım gün, sürekli Türk düşmanlığı yapan İsrailli siyaset bilimci, yazar ve akademisyen Meir Masri’nin “İsrail, Erdoğan'ın Azerbaycan'a veya Cumhurbaşkanı Aliyev'e saygısızlık etmesine izin vermeyecektir.” şeklindeki, Can Azerbaycan ile aramıza nifak sokmaya çalışan sözleri önüme düştü.
Bu Siyonist geveze, daha önce de “Doha’ya saldıran Ankara’ya da saldırabilir”, “Bugün Katar, yarın Türkiye”, “Kıbrıs’tan çekilin, Kürdistan’a özgürlük verin ve Ermeni soykırımını tanıyın” türünden sözlerle Türkiye düşmanlığını sergilemişti. Şimdi de aklınca İsrail’i işin içine katarak Türkiye ile Azerbaycan’ı birbirine düşürmeye çalışıyor…
Siyonist çıfıt hâli (hileci, düzenbaz, fesatçı, kurnaz kimse) tam da böyle bir şey olsa gerek…
Türkiye ile Azerbaycan’ın arasına bırak İsrail’i, dünyada hiç kimse giremez ve bu konuda akıl veremez. Öncelikle bu Siyonist geveze bunun farkına varmalıdır.
İki kardeşin arasına fitne ve nifak sokmaya çalışanların hakkı, önlerine bir kemik atmaktır.
İsrail, Türkiye’ye olan düşmanlığını, onun can kardeşi Azerbaycan’ı kendisinden ayırarak tatmin edeceğini sanıyor.
Türk Devletleri Teşkilatı günden güne güçlenirken, birilerinin bu güç birliğinden rahatsız olması elbette kaçınılmazdır. Gazze’de katliamlarını sürdüren ve bölgede tehdit unsuru olmaktan vazgeçmeyen İsrail, kendi karşısında dünya kamuoyunu şuurlandıran Türkiye’nin bu güç birliği içinde hareket alanını genişletmesine şiddetle karşıdır. “Sıra Türkiye’de” diyen İsrail’in bu karşıtlığı kimi şaşırtır ki? Türk dünyasındaki ülkelere el atmasının, onların aralarında mikserlik yapmasının sebebi, bu güç birliğinin daha da etkili olmasını engellemektir.
Türkiye-Azerbaycan arasında son yaşanan gelişmelere yönelik açıklamalar karşısında, karşılıklı sağduyu ve üslup konusunda sürekli uyarılarda bulunmamın sebebi de budur. Görüldüğü gibi, gardaşlık bağlarını zayıflatmaya yönelik en ufak bir hareket gördüğünde İsrail, mikrop gibi harekete geçiyor. Buna fırsat verilmemelidir.
Azerbaycan da İsrail’in bu yönünü çok iyi idrak ederek dikkatli olmalıdır. Bir başka dikkat edilmesi gereken de Türkiye’deki muhalefettir. Son olaylar üzerine Azerbaycan’ı gazlayan, iki kardeş arasına fitne tohumları eken söylemler içindedirler. Oysa Karabağ Zaferi’nin ardından bu konuda muhalefete öncülük eden CHP, “Maalesef gelen haberlerde, Türkiye’den Azerbaycan’a silah yardımı yapıldığı ve söylentilere göre cihatçı grupların da Azerbaycan’a gönderildiği ifade ediliyor.” şeklinde bir açıklama yapmıştı.
O günlerde bu söylemler üzerinden siyasi hesap yapanların, susanların, görmezden, duymazdan gelenlerin bugün Azerbaycan hassasiyeti konusunda yüksek perdeden konuşmaları ciddi bir tutarsızlık değil midir? Siyasi çıkarlar söz konusu olduğunda sessiz kalanların, bugün Azerbaycan konusunda hassasiyet nutukları atması, kamuoyunun sorgulaması gereken bir çelişkidir.
Bu süreçte, çok sağduyulu açıklamalar yaparak Türkiye-Azerbaycan kardeşliğine en ufak bir gölge düşmemesi adına büyük titizlik gösteren MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin şu sözleri herkes için ölçü olmalıdır:
“Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağlar, günlük siyasi gelişmelerin ve geçici anlaşmazlıkların ötesinde ortak tarih, dil, kültür, karşılıklı güven ve milletimizin gönül birliği üzerinde yükselmektedir. Devletler arasında farklı değerlendirmeler ve çözüm bekleyen meseleler elbette ki ortaya çıkabilir. Asıl önemli olan, bu meseleleri kardeşlik hukukunu zedelemeden, karşılıklı anlayış ve doğrudan diyalog yoluyla çözüme kavuşturacak iradeyi gösterebilmektir.”