Mizahı, komediyi, fıkrayı, güldürü programlarını ve stand-up gösterilerini seven, takip eden ve ilgiyle izleyen biriyim.
Ülkü Ocakları Genel Sekreteri olarak görev yaptığım dönemde, aynı zamanda Ülkü Ocakları bünyesinde yayımlanan dergilerin genel yayın yönetmenliğini de yürütüyordum. Bu süreçte “Paçoz” adlı bir mizah dergisi çıkarmak için hazırlıklara başlamıştım.
Derginin logosundan yazar kadrosuna, içeriğinden yayın sistemine kadar tüm çalışmalar tamamlanmıştı.
Ancak yaşanan görev değişikliği nedeniyle bu projeyi hayata geçirme fırsatı bulamadım. Eğer yayın hayatına başlayabilseydi, sayfalarında pek çok siyasi eleştiri karikatüre de yer verilecekti.
Türkiye’de stand-up ve mizah dünyasını yakından takip eden biri olarak izlemediğim çok az sanatçı kaldı. Ali Sunal’ın genel sanat yönetmenliğini üstlendiği Güldür Güldür Show başta olmak üzere Cem Yılmaz, Ata Demirer, Zafer Algöz ve Can Yılmaz’ın gösterilerini Ankara Congresium Kongre ve Sergi Merkezi’nde canlı izleme imkânı buldum. Diğer pek çok gösteriyi ise sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden takip ettim.
Bütün bunları niçin anlattım?
Çünkü mizah konusunda belirli bir toleransa ve hoşgörüye sahibim. Ölçüler korunduğu, edep ve adap sınırları aşılmadığı sürece her siyasetçinin ve pek çok konunun eleştirilebilmesini demokrasinin bir gereği ve kazanımı olarak görüyorum.
Ancak stand-up gösterilerini ideolojik saplantıların ve siyasi yandaşlığın aracı hâline getirerek adaletsizliğe, hadsizliğe, bölücülüğe ve ahlaksızlığa dönüştürenlere elbette karşıyım. Bu çerçevede, canlı izleme fırsatı bulduğum Cem Yılmaz’ın çifte standart içeren tutumlarını birçok kez eleştirdim. Benzer şekilde Güldür Güldür Show hakkında da eleştiri yazıları kaleme aldım.
Cem Yılmaz ya da diğer sanatçılar diledikleri siyasi çizgide durabilir. Ancak onların belirli bir tarafta konumlanarak mizah yapmaları, eleştirilmeyecekleri anlamına gelmez. Tam tersine, ortaya koydukları mizahın içeriği, kullandıkları dil ve sergiledikleri tutum da kamuoyu tarafından eleştirilebilir.
Bununla birlikte hiçbir stand-up sanatçısına millî ve manevi değerleri alaya alma, küçük düşürme ya da inananların kutsallarını mizah malzemesi hâline getirme hakkı verilmemektedir.
Son günlerde stand-up sanatçısı Deniz Göktaş gündeme oturdu. Siyasi mizah yapan ve çeşitli kesimlere yönelik eleştirilerde bulunan Göktaş’ın son gösterilerinden birinde, milyarlarca insanın kutsal kabul ettiği ve inandığı Kur’an-ı Kerim hakkında kullandığı hadsiz ifadeler kamuoyunda geniş tartışma yarattı ve eleştiri sınırlarını aşarak imansızlık ve inananları alaya alma yönünde tepki çekti. Gösteri programında kullandığı hadsiz, ölçüsüz ve pervasız sözler şöyledir:
“İlk üç kitap iyi de dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere çok iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda. Bu son kitap demek... Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse ‘son kitap’ dedik, ‘domuz da yemeyiversin’...”
Bu sözlerin ardından komedyen Deniz Göktaş hakkında “dini değerleri aşağıladığı” iddiasıyla soruşturma başlatıldığı da kamuoyuna yansıdı.
Bu noktada Hüseyin Nihâl Atsız’ın şu sözleri aklıma geliyor: “Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kur’an’ı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır. Millî mukaddesâtı olmayan millet, millet değil, hayvan sürüsüdür.”
Özgür Özel taraftarı CHP merkezli ve yancı muhalefet, Deniz Göktaş’a sahip çıkmak için birbiriyle yarışıyor. Gösteriyi yalnızca siyasi iktidar eleştirisi olarak göstermeye çalışarak kurnazca bir savunma yapıyorlar. Özgür Özel’in “Sanata saygısı olmayan, şakadan espriden anlamayan bir anlayış var karşımızda” demesi de dini değerlere saygısının hangi boyutta olduğunu göstermesi açısından manidardır.
Zira bizzat kendisi daha önce 4-6 yaş grubu çocuklara Kur’an-ı Kerim öğretilmesiyle ilgili “Bir ortaçağ zihniyetine yönelmenin, bunu kurumsallaştırmaya çalışmanın millete ne faydası var?” demişti.
Ezcümle: Toplumu güldüreceğiz düşüncesiyle dini değerler alaya alınmaz, dalga geçilmez. Alaya alanlara, dalga geçenlere de sahip çıkılmaz. Bunun tartışılacak bir yönü de yoktur.
Mizaha toleransın da bir sınırı vardır.