Geçtiğimiz günlerde yine birçok sanatçı, oyuncu, sunucu, iş insanı ve eski spor kulübü başkanı, uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alındı.
Uyuşturucu kullanıp kullanmadıkları henüz kesinleşmediği için bu kişilerin isimlerini zikretmiyorum.
Özellikle son yıllarda, kamuoyunda tanınan pek çok ismin benzer soruşturmalarda gözaltına alındığına şahit oluyoruz. Bunlardan birçoğunun yapılan testler sonucunda uyuşturucu kullandığı tespit edilmiş; ayrıca madde temini için sokak satıcılarıyla irtibat kurdukları da ortaya konulmuştur.
En acı veren tarafı ise, toplumda rol model olarak görülen bu kişilerin, insan sağlığına ciddi zararlar veren ve toplumsal açıdan ağır sonuçları olan bir bağımlılığa bulaşarak, dolaylı yoldan özendirici bir etki yaratabilmeleridir.
Düşünsenize; sesiyle, oyunculuğuyla ya da duruşuyla hayranlık duyduğunuz bir sanatçı, sporcu, manken veya sunucu… hatta çok zengin bir iş insanı ya da tuttuğunuz spor kulübünün başkanı uyuşturucu kullanıyorsa, bu durum bir genç için son derece özendirici olabilir ve onu bu illetten uzak tutmak oldukça zorlaşır.
Toplumda saygın bir konuma sahip olan birinin bir gün uyuşturucu kullanan biri olarak karşımıza çıkması büyük bir hayal kırıklığıdır. Bu durum, “O bile yapıyorsa ben niye yapmayayım?” düşüncesini tetikleyebilecek psikolojik bir gerçeklik taşır.
Maalesef ülkemizde uyuşturucu kullanım oranı giderek artmakta, kullananların yaş ortalaması ise neredeyse “çocuk” denilebilecek seviyeye kadar inmiştir. Sokak torbacıları köşe başlarını tutarken, artık uyuşturucu siparişlerinin sosyal medya üzerinden verildiğine dair pek çok haberle karşılaşıyoruz.
Uyuşturucu kullanan ve satan kişi sayısı arttıkça, toplumun ve gelecek nesillerin korunması için uyuşturucu baronlarına, satıcılarına ve torbacılarına karşı çok daha kapsamlı ve etkili bir mücadele yürütülmesi şarttır. Bağımlılığa yakalanmış kişiler ise bir an önce tespit edilerek tedavi sürecine dâhil edilmelidir.
Türkiye’de ilk defa bu kadar çok ünlü ismin uyuşturucu kullanımı ve uyuşturucu trafiğiyle anıldığı bir döneme tanıklık ediyoruz.
Toplumda rol model olarak görülen üst kesim bu durumdaysa, alt kesimin tablosu çok daha kaygı verici hâle gelmektedir. Sokaklarda uyuşturucunun etkisiyle adeta kendinden geçmiş şekilde dolaşan gençler, artık toplumun kanayan yarasıdır.
Çocuk çetelerinin artması ve çocukların suça sürüklenmesinde uyuşturucu bağımlılığının bir araç olarak kullanılması da bilinen bir gerçektir.
Adalet arayışında sembol hâline gelen Ahmet Minguzzi dosyasında, 14-15 yaşındaki katillerin dava dosyasına giren uyuşturucuyla ilgili görüntülerin bulunması, bu acı gerçeğin çarpıcı bir örneğidir.
Aileleri, gençleri ve toplumu bu illetten korumak zorundayız.
Aksi hâlde, merhum sosyolog Prof. Dr. Erol Güngör’ün şu sözünün işaret ettiği gerçekle yüzleşmek kaçınılmaz olacaktır:
“Ahlak dışı hareketler, şuurda açılmış birer gedik gibidir; ahlaki şuuru en ufak bir tahribattan bile korumak gerekir. Çünkü açılan gedikler zamanla genişleyerek bütün duvarın yıkılmasına sebep olur.”