Türkgün | Başyazı | Solun provokasyonları ve istismarları

Solun provokasyonları ve istismarları

KAYNAK: Yıldıray Çiçek

Geçtiğimiz hafta Sivas’ta Madımak Katliamı’nın 33. yıl dönümü dolayısıyla çeşitli anma programları düzenlendi. Bilindiği üzere olaylardan bir gün önce, ateist kimliğiyle tanınan mizah yazarı Aziz Nesin, “Hiçbir söz yoktur ki, kimin sözü olursa olsun bin yıl geçerliliğini korusun… 1300-1400 yıl önceki sözlerin eskidiğine inanıyorum. Eskimiştir.” ve “Bin yıllık Kur’an’a neden inanayım? Bu yüzden Müslüman değilim.” şeklindeki açıklamalarıyla provakasyonlara yol açmıştı. Ayrıca İslam’a ve Hz. Muhammed’e hakaret ettiği gerekçesiyle büyük tepki çeken Selman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri adlı eserini Türkiye’de yayımlayacağını duyurarak provakasyonlarını derinleştirmişti. 

Bu provakasyonların ardından yükselen gerilim, Sivas’ta “Şeytan Aziz!” ve “Sivas, Aziz’e mezar olacak!” sloganlarıyla daha da tırmanmış; nihayetinde Madımak Oteli’nde 35 kişinin hayatını kaybettiği kahredici ve acı olaylarla sonuçlanmıştı.

Madımak Katliamı’nın 33. yıl dönümünü idrak ettiğimiz günlerde, Aziz Nesin’e benzer nitelikte yeni bir provakasyon kamuoyunun gündemine taşındı. Komedyen Deniz Göktaş, bir gösterisinde Kur’an-ı Kerim hakkında, “İlk üç kitap iyi de dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence; bir kere çok iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda. ‘Bu son kitap’ demek… Yazan için de çok zor; aklına yeni bir fikir gelse ‘son kitap’ dedik.” ifadelerini kullandı. Bu sözler, sol kesim tarafından “gülüp geçilecek bir mizah üretimi” olarak değerlendirilirken, muhafazakâr kesim tarafından doğal olarak dini değerlere yönelik bir aşağılama olarak görüldü.

Milli ve manevi değerlere, toplumun geniş kabul görmüş inançlarına yönelik her türlü provakasyon, etki-tepki temelinde acı sonuçlar doğurabilmektedir. 

Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değil, dünya genelinde görülen ortak bir realitedir. Düşünsenize, Hinduizm’de kutsal kabul edilen inekler nedeniyle inek kaçakçılığı ve kesimi yüzünden birçok ülkede şiddet olayları ve cinayetler işlenmektedir. 

Ancak Türkiye’de sol kesim ve yardakçıları, milyarlarca inananı olan Müslümanların değerlerine, hak din İslam’a yönelik saldırıları mizah kılıfına sokarak meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Oysa aynı sol kesim, istismar ettiği alanlara yönelik bir saldırı olduğunda ikiyüzlü bir tutum sergileyebilmektedir. Mesela Atatürk veya Alevilik gibi konularda aşağılayıcı söylemler ortaya çıktığında neredeyse idam isteyecek kadar sert tepki verebilmektedirler. Bunu samimi bir sahiplenmeden ziyade, o alanı daha iyi sömürebilmek için yaptıkları açıktır. İslam’a karşı besledikleri alerji ve düşmanlık nedeniyle de her saldırıyı “sanat özgürlüğü” olarak kabullenme ve basitleştirme çabası içindedirler.

Nitekim bu konuda siyasî bir zemin oluşturmaya çalışan CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Madımak anma programlarında vatandaşların “Biz burada acımızı yaşıyoruz. Siz neyin peşindesiniz? Siyasetinizi dışarıda yapın.” ve “Ne oluyor ya? Bu ne biçim bir şey?” tepkileriyle karşılaştı. Bu tepkiler, acının “Mutlak Butlan” temelinde siyasî tartışmalara malzeme edilmesine yönelik rahatsızlığın açık bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Benzer şekilde Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu da “Sayın Özel, Alevileri istismar ettiğiniz yeter. Lütfen acımız üzerinden siyaset yapmayı bırakın. Sizi 2 Temmuz anma etkinliklerinde görmek istemiyoruz.” açıklamasıyla bu rahatsızlığı kamuoyuna yansıttı.

Zira daha önce İstanbul’da bir cemevi ziyaretinde Alevi kimliğiyle bilinen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Hain Kemal” sloganlarının atılması da meselenin inanca saygıdan ziyade, inançlar üzerinden yürütülen siyasî kutuplaşmanın, istismarın bir tezahürü olduğunu göstermişti. 

Şimdi ise Alevi olduğu söylenen bir komedyenin İslam’a yönelik aşağılayıcı tutumu, aynı çevreler tarafından savunulmaktadır. 

İşin tuhaf yanı ise “Hain Kemal” dedirten de, denilen de maalesef bu çifte standartlı savunma ve sahiplenme duruşundadır.

Ez cümle: Türk milleti, solun siyasetçisinin, sanatçısının, yazarının, yorumcusunun ve mizahçısının milli ve manevi değerlere karşı gerçekleştirdiği provokasyonlara, saldırılara ve istismarlara karşı çok dikkatli olmalıdır.

Türkiye’nin birliği ve huzuru için bu şarttır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...