Türkgün | Başyazı | Solun provokasyonları ve istismarları

Solun provokasyonları ve istismarları

KAYNAK: Yıldıray Çiçek

Nasrettin Hoca, Akşehir’e kadı olarak atanmış. Bir gün bir adam koşarak mahkemeye gelmiş ve sormuş:
— Hoca Efendi, farz edelim ki iki inek merada dövüşmüş ve biri ölmüş. Öldüren ineğin sahibi sorumlu tutulur mu? Hoca, adamın hilekâr bakışlarını fark edip temkinli bir cevap vermiş:
— Yerine göre bakılır. Adam sözünü sürdürmüş:
— Belki bu karar vermene yardımcı olur Hoca Efendi… Senin ineğin benimkini öldürdü! Hoca hiç tereddüt etmeden hükmünü vermiş:
— İnekler hayvandır; hayvanlara suç isnat edilemez. Sahibi de sorumlu tutulamaz. Adam hemen düzeltmiş:
— Özür dilerim Hoca Efendi, dilim sürçtü. Benim ineğim seninkini öldürdü demek istemiştim! Bunun üzerine Hoca’nın kanı beynine sıçramış. Bir süre düşündükten sonra kâtibine dönmüş:
— Kâtip, raftaki kara kaplı kitabı ver bakayım! Mesele şimdi çatallaştı; bir de kitaba danışalım! 

Bu Nasrettin Hoca fıkrasını hatırlatmamın sebebi, CHP ve onunla aynı çizgide hareket eden yardakçı çevrelerin bazı toplumsal olaylara işlerine geldiği şekilde yaklaşmalarına dikkat çekmektir. Nitekim son günlerde kamuoyunun önemli gündem maddelerinden biri, komedyen Deniz Göktaş’ın dinî değer ve sembollere yönelik, ateizm temelli yaklaşımı çerçevesinde yaptığı hadsizlik ve saygısızlıktır. 
CHP ve DEM Parti başta olmak üzere sol partilerin büyük bölümü ile Müsavat Dervişoğlu, Ümit Özdağ gibi solun yardakçısı isimler, bu sözlere yönelik herhangi bir eleştirel tavır ortaya koymaksızın Deniz Göktaş’ın İslam’a yönelik gerçekleştirdiği hadsizliğe ve saygısızlığa destek veren bir tutum sergilemiştir. 
Oysa “Deniz Göktaş’ın İslam’a yönelik saygısız ve incitici ifadelerini tasvip etmiyoruz. Ancak mizah kapsamında yaptığı siyasî eleştirilerin demokrasi ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz” deselerdi, tartışmaların önemli ölçüde yumuşaması mümkün olabilirdi. 
Bunu tercih etmemeleri ise kendi çarpık siyasal yaklaşımlarını açıkça ortaya koymuştur. 
Türkiye’de sol siyasetin yıllardır benimsediği yaklaşım da büyük ölçüde budur. Kendi siyasî ve ideolojik alanı olarak gördüğü konularda sözde en yüksek hassasiyeti gösterirken, mesafeli durduğu değerler söz konusu olduğunda aynı duyarlılığı sergilememektedir. Yıllarca siyasî söylemlerinde istismar ettikleri Alevilik gündeme geldiğinde farklı, İslam söz konusu olduğunda ise bambaşka bir tutum benimsemektedirler. 
Özgürlük ve demokrasi anlayışları da çoğu zaman savunulan ilkeye göre değil, konunun kendi siyasî pozisyonlarına yakınlığına veya uzaklığına göre şekillenmektedir.  Oysa en büyük kültürel ve sosyolojik yanlışlıkları da Aleviliği İslam’dan ayrı görmeleridir. 
İslam’ın halifesi Hz. Ali üzerinden ve Horasan Erenleriyle birlikte Anadolu’ya Türklüğü ve İslam’ı yayan Hacı Bektaş Veli üzerinden bunu yapmaları ayrı bir ucubeliktir. Bu çifte standardı görebilmek için, sol çevrelerin benzer olaylar karşısında kullandıkları dile ve ortaya koydukları tavırlara bakmak yeterlidir. 
Mesela, “Ben de Aleviyim” diyen stand-up gösterisi yapan Pınar Fidan’ın Alevilerin yaşadıklarını mizah konusu yapınca solun gösterdiği tepkilere bakın. Yine kendisinin Alevi olduğunu söyleyen Deniz Göktaş’ın İslam’a yönelik dalga geçmelerine ise solun sergilediği sahiplenme ve savunma refleksine bakın… 
Aradaki çifte standart açıkça ortadadır.

Barış Yarkadaş:
1-İşte virüs budur... #PınarFidanVirüsü Nefret suçu, gösteri adı altında sahneye konuluyor... Yazıklar olsun, oynayana da oynatana da gülene de...

2-#SONDAKİKA “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan Deniz Göktaş tutuklandı. Akıl almaz bir karar...

Ali Mahir Başarır:
1-“Bunun adı ‘mizah’ olamaz! Bu utanmazlık! Bu rezillik! Bu ahlaksızlık! Videoda atılan her kahkahada bir kere daha utandım! Bunun için Alevi olmak değil, yalnızca insan olmak yeterli! Pınar Fidan gibi böylesi zavallı zihniyetlere yazıklar olsun!” 
2-“Mizahtan, kahkahadan korkuyorlar! Hakaret sayıyorlar! Bu nedenle Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisine adli işlem başlattılar. 

Önce ‘milli güvenlik ve kamu düzeni’ gerekçesiyle erişim engeli getirdiler. Sonra ‘dini değerler’ kapsamında soruşturma açtılar. Bu çelişki bile tek başına hukukun nasıl keyfileştirildiğini gösteriyor.”

Sanatçı Tolga Sağ:
1-Bu soytarıyı iyi tanıyın. Adı Pınar Fidan. Ağzından pislik dökülüyor, aşağılık esprilerini komik sanıyor. 
2-“Hayatımızın her anının, attığımız her adımın, kurduğumuz her cümlenin bir soruşturma ya da dava konusu yapılabileceği; bunun sonucunda da tutuklanmanın sıradanlaştırılmaya ve normalleştirilmeye çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Deniz kardeşim; yanındayız demek bir klişeye dönüştü artık ama inan ki yanındayız.” 

Soldan üç kişinin olaya göre mizaha bakış açısını görebiliyor musunuz?
Bu bakış açısının örneği aslında çoktur. Özgür Özel, Deniz Göktaş’a sahip çıkarken “Şakadan anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda” demişti. İşine gelmediğinde anlamayanın, tahammül edemeyenin CHP’liler olduğu, bu üç örnekten umarım yeterince anlaşılmıştır.

Stand-up gösterisinde Alevilerle ilgili mizah yapan “Ben de Aleviyim” diyen Pınar Fidan hakkında da İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı şu açıklamayı yapmıştı: “19.03.2020 günü sosyal medyada bir bayan şahsın stand-up gösterisi sırasında Alevi vatandaşlara yönelik sözler söylediğine dair yayınlar yapıldığının belirlenmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığımızca ‘Halkın Kin ve Düşmanlığa Tahrik’ suçundan (TCK m. 216) soruşturma başlatılmış olup, soruşturma kapsamında maddi gerçeğin her yönüyle açığa çıkarılması amacıyla gereken tüm işlemlerin süratle ve titizlikle yapıldığı, kamuoyuna saygıyla duyurulur.” 
CHP, istismar alanı içinde kullandığı Atatürk ve Alevilik konuları söz konusu olunca Nasrettin Hoca’nın fıkrasındaki “Raftaki kara kaplı kitabı ver bakayım! Mesele şimdi çatallaştı; bir de kitaba danışalım!” tavrını sergilemekte; buna karşılık inananlarına karşı hassas ve saygılı davranmadığı İslam’ın değerleri gündeme geldiğinde ise tamamen farklı bir tutum takınmaktadır.
Milli ve manevi değerleri geçtik; bu CHP zihniyeti, kendilerinden olan Cem Yılmaz’ı bile CHP’nin “yolsuzluk, rüşvet ve terör” suçlamaları karşısında yeterince net tavır almadığı ve destek vermediği gerekçesiyle adeta linç etmişti. 
Özden Çetin isimli CHP’li bir kadın, Cem Yılmaz’ın Ekrem İmamoğlu ve ekibine yönelik “rüşvet, yolsuzluk ve terör” suçlamalarına karşı tavrını yetersiz bularak sosyal medyada şu ifadeleri kullanmıştı: “Gece 12 sonrası sarhoş yazılmış gevelemeler, kimseyi tanımlamıyor ve çok boş beleş laflar. Sahnede küfrü komiklik sanan ve onu takip edenler için ucuz sözler. Sanat da bu değil, sanatçı da. Buyur. Gevelemiş gene.” 
Cem Yılmaz ise bu sözlere kayıtsız kalmamış ve şu yanıtı vermişti: “Hanımefendi Allah rızası için profilinizde yazdığınız unvanları bir tekrar okuyun. İnsan bu kadar coşmamalı! ‘Sanat bu değil!’ Pes.” Sosyal medyada CHP’li bazı kullanıcıların başlattığı linç kampanyası genişledikçe, Cem Yılmaz çareyi 16 milyon takipçili hesabını kapatmakta bulmuştu. 
Bugün mahkemelerin “parayla seçilmiş CHP Genel Başkanı” kararını vererek CHP Genel Başkan sıfatını elinden aldığı Özgür Özel’in “Şakadan anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda” sözleriyle aslında kendilerine ayna tuttuğu zihniyetin baskısı ve linci yüzünden Cem Yılmaz, “Benim menajerim yok, hiç olmadı. Canım ne zaman isterse paylaşım yaparım. Serseri mayın gibi ağzıma geleni söylememi isteyen deliler de dahil, hakkını isteyen herkese hakkının verilmesini istiyorum. Beni boykot etmek istiyorsanız küçük bir bilgi: Ben bir şey satmıyorum, sevgili kardeşim” açıklamasını yapsa da bu açıklamaları CHP’li bu kitleyi tatmin etmemişti. Bir çırpıda 16 milyon takipçili sayfasını kapatmak zorunda kalmıştı. 
CHP ve yardakçıları için bir komedyen, kendi istismar alanlarına hizmet ediyorsa ve siyasi pisliklerinin üzerini mizahla örtüyorsa ondan iyi komedyen yoktur. Yoksa gösterilerinde hükümeti sürekli baskıcı ve demokrasiyi kısıtlayıcı gösteren, zorlama mizah üreten Cem Yılmaz gibilerini kolayca linç edebilen bu zihniyetin, mizaha özgürlük arayışı tam bir palavradır. İslam’ın yüce kitabı Kur’an-ı Kerim ile dalga geçen bir komedyene sırf hükümete karşı konumlanmak için sahip çıkmaktadırlar. 
Gerçi İslam dininin değerlerine ve sembollerine duydukları derin alerji, bu konumlanmaları için başlı başına yeterli bir sebeptir. Toplumda inanç ve değer sembollerine karşı herkesin saygılı ve ölçülü olması bir mecburiyettir. Başta İslam dininin değer ve sembolleri olmak üzere Atatürk’e, Osmanlı padişahlarına, Alevilere, Türk bayrağına, Türk Ordusu’na, etnik kimliklere, mezheplere ve başka dinlere kimse hakaret etmemeli, aşağılamamalıdır. Bazıları gibi neye yakınsa ya da neyi istismar ediyorsa onun savunuculuğunu yapıp diğerinin düşmanlığını yapmamalıdır. Yani kısacası başta CHP ve yardakçıları gibi davranmamalıdır. İşine gelmediği vakitlerde “Raftaki kara kaplı kitabı ver bakayım!” diyen CHP, toplum için tehlikeli bir kaos üreticisi ve milli güvenlik tehdididir.
Bu zihniyetinde topluma adalet ve huzur getirmesi mümkün değildir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...