Türkgün | Ekonomi | Bakan Şimşek’ten 'Eşel Mobil' müjdesi ve dev yatırım paketi: Türkiye küresel bir merkez olacak

Bakan Şimşek’ten 'Eşel Mobil' müjdesi ve dev yatırım paketi: Türkiye küresel bir merkez olacak

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın tarihin en büyük arz şoklarından biri olduğunu belirterek, akaryakıtta fahiş fiyat artışlarını önlemek için 600 milyar liralık fedakarlık yaptıklarını açıkladı. Şimşek ayrıca, Meclis’e sunulan yeni paketle Türkiye'nin uluslararası yatırımlar için "tek durak ofis" ve cazibe merkezi haline geleceğini duyurdu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın tarihin en büyük arz şoklarından biri olduğunu belirterek, akaryakıtta fahiş fiyat artışlarını önlemek için 600 milyar liralık fedakarlık yaptıklarını açıkladı. Şimşek ayrıca, Meclis’e sunulan yeni paketle Türkiye'nin uluslararası yatırımlar için "tek durak ofis" ve cazibe merkezi haline geleceğini duyurdu.

KAYNAK: TRT Haber

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin uluslararası doğrudan yatırımlar için cazibe merkezi olmasını amaçladıklarını söyledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TRT Haber'de gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek'in açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

Bu büyük bir şok, bir arz şoku. Yani enerji boyutuyla bakarsanız Hürmüz Boğazı'ndan geçiş anlamında dünya sıvılaştırılmış, LNG dediğimiz doğalgaz ve petrolün beşte biri; nafta gibi, üre gibi, gübre gibi buna benzer birtakım ürünler, yani jet yakıtı gibi ürünlerin de üçte biri civarında o bölgeden, Hürmüz Boğazı'ndan geçerek dünyaya arz ediliyor.

Dolayısıyla bu aslında 1970'lerden beri -yani biliyorsunuz 73 savaşı vardı, 78'deki bir arz şoku vardı, sonra 90'lı yılların başında birinci Körfez Savaşı var, 2000'li yılların başında ikinci Körfez Savaşı var, Rusya-Ukrayna savaşı var- bütün bunlarla karşılaştırdığınız zaman bu şok çok büyük bir şok. Hatta bütün bu bahsettiğim, zikrettiğim şokların tamamından daha büyük bir şok. Dolayısıyla o anlamda bakarsanız büyük bir şok ve küresel ekonomiye etkisi de tabii ciddi boyutlarda olacak.

Etki kanallarına bakacak olursak tabii birinci kanal enflasyon kanalı. Neden? Çünkü küresel emtia fiyatlarında bir ciddi artış var; özellikle enerji fiyatlarında ama sadece enerji değil. Yani petrolden, doğalgazdan üretilen birçok ürünün -gübre gibi, helyum gibi- fiyatlarında dramatik artışlar var. Fiyatlara bakarsanız Brent petrolü savaş öncesine göre %57 yukarıda, doğalgaz fiyatları Avrupa'da %44 yukarıda. Ama bazı ürünlere bakarsanız, örneğin üre gübresi %120'nin üzerinde artmış durumda veya jet yakıtına bakarsanız %130'un üzerinde bir artış var.

Birçok havayolu, birçok ülkede ciddi bir şekilde uçuşlarda kesintiye gitmeye başladı. Şimdi dolayısıyla birinci etki kanalı enflasyon. Yani küresel enflasyon yükselecek. Tabii ülkemizde de maalesef birtakım etkiler söz konusu. Birinci konu bu. Tabii enflasyon beklentilerindeki bozulma, enflasyondaki yükselmeyle birlikte dikkat ederseniz finansal koşullarda da sıkılaşma var. Amerika Birleşik Devletleri'ne bakarsanız 10 yıl vadeli, 30 yıl vadeli tahvillerin faizlerinde ciddi artış var; İngiltere'de de artış var, Avrupa Birliği'nde de artış var. Dolayısıyla bütün bunlar aslında orta-uzun vadeli finansal koşullarda da bir sıkılaşmaya işaret ediyor. Kısa vadeli faiz indirimleri büyük ihtimalle duracak.

Küresel ekonomiye etkisi bir diğer boyutu ticaret kanalı. Çünkü tedarik zincirlerindeki bu kırılmalar, enerji arz güvenliğindeki bu sıkıntılar bazı bölgelerde ciddi bir sıkıntıya dönüşmüş durumda. Bu tabii ticareti de olumsuz etkiliyor. Nihai olarak tabii küresel bir resesyon riski var mı? Burada tabii IMF’nin biz en son Washington’a gittiğimizde Nisan toplantıları için, bahar toplantıları için bize üç tane senaryo sunulmuştu. Birinci senaryo referans senaryo, yani baz senaryo. Baz senaryoda o gün için petrol fiyatlarının 82 dolar olacağı varsayımı vardı. Çok anlamlı bir senaryo olmaktan çıktı. Aşağı yönlü dedikleri bir senaryo vardı, orada 100 dolarlık bir öngörü var; şu anda ona daha yakınız, yılın ortalamasından bahsediyoruz. Bir de daha kötü senaryo var, yani en kötü senaryo 110 dolarlık.

Tabii burada büyüme eğer 110 dolarlık bir ortalamada durursa petrol fiyatları, %2 veya altına inebiliyor. 100 dolarda olursa %2,5 civarına düşüyor. Baz senaryoda %3 civarı bir büyümeden bahsediliyordu. Dolayısıyla küresel büyümenin ciddi bir şekilde bugün itibariyle olumsuz etkilenme potansiyeli var. Enflasyonun tekrar %5-6 aralığına -dünya ortalama enflasyonundan bahsediyorum- yükselme riski oldukça yüksek. Finansal koşullarda bir sıkılaşma var. Özetle, geçmişe baktığınız zaman buna benzer durumlarda, yani petrol fiyatlarının %50 ve daha yüksek seyrettiği uzun süreli dönemlerde genelde küresel resesyon olmuş. Şimdi burada sıkıntı aslında savaş durmuş gibi fakat o boğazın kapalı kalması ana sorun.

Savaş beklenenden uzun sürdü. Bugünkü tıkanıklık savaş benzeri bir etki yaratıyor. Yani fiili çatışmaların durmuş olması bir şey ifade etmiyor çünkü boğaz hala kapalı. Onun kapalı olması, uzun sürmüş olması, yayılımı ve tabii bölgede bazı enerji üretim veya petrokimya üretim tesislerinde de bir miktar zarar var.

Birincisi enerji tedariği, yani enerji arz güvenliği boyutuyla şu an itibariyle bir sorunumuz yok. Neden? Çünkü Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 20-25 yılda Türkiye enerji tedariğini çeşitlendirdi. Yani petrol, doğalgaz, özellikle birçok alanda yapılan yatırımlar; boru hatlarından bahsediyoruz, yeni ilave LNG kapasitesinden ve depolama kapasitesinden bahsediyoruz, ciddi bir çeşitlendirmeye gidildi. Dolayısıyla bizim Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığımız çok düşük derecede. O bizi etkilemiyor. Yani en önemli konu enerji arz güvenliği ve tedarik anlamında şu anda Türkiye’de bir sorun yok. Jet yakıtında sorun yok, doğalgazda sorun yok, petrolde sorun yok.

Bu birinci husus. Neden? Çünkü olmayan bir şey en pahalı şeydir. Yani en kötü senaryo odur. Şimdi ikinci olarak tabii petrol fiyatlarındaki artış bizim takdir edersiniz ki dış dengede ilave açığa sebep olacak, enflasyonist etkisi var. Bütün bunlar bir gerçek. Yani bir realite. Biz ayrı bir gezegende değiliz. Dünyada çok büyük bir arz şoku var ve bu Türkiye'yi etkileyecek.

Eşel mobilde biz bir adım attık. Cumhurbaşkanımızın yine liderliğinde bütçe imkanlarımız elverdiği için biz dedik ki bu petrol fiyatlarındaki artışın pompa fiyatlarına yansımasını %75 oranında bütçe olarak biz karşılayalım. Yani bizim biliyorsunuz akaryakıt ürünlerinde maktu ÖTV'miz var. Yani fiyatın içinde bir miktar özel tüketim vergisi var. O özel tüketim vergisinden feragat edip Eşel Mobil sistemi üzerinden aslında vatandaşa bu şokun yansımasını sınırladık.

Ben size müsaade ederseniz en son rakamları söyleyeyim. Eşel mobil olmasaydı bugün mazot 89,4 lira olurdu burada. Yani yaklaşık 90 lira olacaktı. Halbuki şu anda eşel mobil sayesinde fiyat 72,7 lira, yani 73 lira diyelim. Yani yuvarlıyorum, yani 90 lira olacak olan 1 litre mazot bugünkü küresel fiyatlarda aslında 73 liranın altında bir fiyatla şu anda milletimize arz ediliyor. Benzer şekilde benzinde de benzin fiyatı yani eşel mobil olmasaydı yaklaşık 79 lira olacaktı, şu anda 64,6, 65 lira diyelim. Dolayısıyla dikkat ederseniz yani şokun önemli bir kısmını biz vatandaşlarımıza, Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerimize, sanayicimize, yani esnafımıza yansıtmadık. Bu tabii önemli bir fedakarlık içeriyor.

Niye böyle bir adım attık? Bütçede bu kadar ciddi etkisi olabilecek önemli bir adım, o rakamları da paylaşacağım. Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim: Biz vatandaşımızın alım gücünü önemli ölçüde korumayı hedefledik. Evet, büyük bir küresel şok var ama bütçede alanımız vardı. Biz bu şokun etkisini sınırlamak istedik, bir. İkincisi de tabii ki enflasyonda geçici bir yükselişle karşı karşıyayız ama eşel mobil sistemini devreye almasaydık enflasyondaki artış çok daha dramatik olacaktı. Yani şu andaki yansıma üçte bir oranında bile değil, Merkez Bankası'nın yaptığı bir çalışma var. Dolayısıyla enflasyondaki artışı da sınırlamış olduk.

Alternatif bir senaryoda az önce söylediğim gibi yani biz eşel mobili devreye almasaydık, küresel ham petrol fiyatlarındaki artışı biz olduğu gibi pompa fiyatlarına yansıtsaydık enflasyon çok daha yüksek seviyelere çıkmış olurdu. İş dünyamızın rekabet gücünü önemsiyoruz. Çünkü sonuçta biliyorsunuz mazot tarımda, ulaştırmada önemli bir girdi. Biz eşel mobille aslında çiftçimizi desteklemiş olduk. Eşel mobille biz esnafımızı, sanayimizi, ihracatımızı desteklemiş olduk.

Yani esas itibarıyla biz vatandaşımızın alım gücünü, ülkemizin rekabet gücünü önemli ölçüde korumak için bu fedakarlığı yaptık. Nasıl bir fedakarlık? İlk 2 ayda bize maliyeti -yani gelir kaybı söyleyeyim- yapılmasaydı ki senaryoya oranla yaklaşık 90 milyar lira. Yani ciddi bir rakam; 2 milyar dolar. Yılın tamamında benzer durum devam ederse etki yaklaşık 600 milyar lira civarında bir şey olacak. Yani bugünkü fiyatlarla 13-14 milyar dolarlık bir rakamdan bahsediyorsunuz. Bunun bir de finansman maliyeti var.

Uzun bir süredir bütçede disiplini tesis etmeseydik, kamuda tasarruf yapmasaydık, gelirlerimizi arttırma çabasına girmeseydik, harcamaları kontrol altına almasaydık, bütçe açığını geçen sene düşüremeseydik bunu yapma imkanımız olmayacaktı. Dolayısıyla bütçede ciddi bir disiplini, iyi bir performansı yakaladığımız için de eşel mobil sistemini devreye aldık ve bunun sayesinde de şokun etkisini sınırlamış olduk.

Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle Türkiye bölgenin istikrar adası. Yani bölgemizde savaşlar var, çatışmalar var, gerginlikler var ama Cumhurbaşkanımız ülkemizi bunların dışında tuttu. Bu önemli. Biz tam aksine bölgede bu çatışmaların, bu savaşların -bir süredir devam eden, yani sadece İran-İsrail-Amerika savaşı değil, kuzeydeki, güneydeki diğer çatışmalardan da bahsediyorum- ülkemizi bu çatışmaların dışında tutmakla kalmadık, aynı zamanda bölgede barışın, istikrarın, güvenin yeniden tesisi için çalışıyoruz. Yani bir anlamda çok güçlü bir arabuluculuk rolümüz var. Bu, Türkiye'ye olan güveni, Türkiye'ye olan teveccühü artırıyor. Bu birinci konu.

İkinci konu tabii savaş, çatışma, gerginlik deyince aslında ülkelerin savunma sanayileri ön plana çıkıyor. Türkiye'nin burada çok güçlü bir savunma sanayisi var biliyorsunuz. Şu anda İstanbul'da biliyorsunuz bir fuar var ve hakikaten Türkiye, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük bir sıçramayı yakaladı savunma sanayinde. Bu bir taraftan ülkemizin çatışmalardan uzak durmasını sağlayan bir caydırıcılık gücü sunuyor ama bir taraftan da önemli bir ihracat kalemi. Bir taraftan da sanayide yüksek katma değerli dönüşümün motoru. Yani dolayısıyla bunu küçümsememek lazım.

Üçüncü olarak da biz savunma sanayi dışında da aslında imalat sanayinde, hizmetlerde uzun bir süredir önemli bir üsüz, önemli bir güç merkeziyiz. Şimdi bu hususları, yani bu avantajları daha da güçlendirmek istiyoruz. Burada dört tane amacımız var; yani niye böyle bir paketi Cumhurbaşkanımız şimdi açıkladı? Aslında biz uzun bir süredir bunun üzerinde çalışıyorduk. Yani bunun savaşla gerçekten ilgisi yoktu. Şimdi genelde savaştan hemen sonra bu konuşulduğu için sanki bir fırsatçılık yapılıyor... Öyle bir şey yok. Biz aslında geçen seneden beri bazı hususları çalışıyorduk, biraz da zamanlama meselesi oldu.

İhracatın ve doğrudan yatırımların, yani küresel yatırımların teşviki açısından zaten bir süredir çalışıyorduk "ne yapılabilir". Bu birinci husus. Mesela kurumlar vergisindeki indirim; ihracatın, imalat sanayinin güçlendirilmesi ve teşvikiyle ilişkili. Doğrudan yatırımların Türkiye'ye cezbedilmesiyle ilişkili. Ama bazı adımlar da küresel yeteneklerin, girişimcilerin, küresel startup'ların, yani teknoloji şirketlerinin Türkiye'ye çekilmesiyle ilgili. Mesela çok uluslu şirketler var, birçok ülkede faaliyet gösteriyorlar; bunların merkezinin Türkiye'ye cezbedilmesi aslında uzun süredir üzerinde düşündüğümüz, çalıştığımız bir konu.

Bir diğer konu da tabii bu şokun etkisiyle takdir edersiniz ki ülkemizin cari açığı artacak. Cari açık aslında Türkiye'nin önemli bir sorunu; enflasyon gibi önemli bir sorunu. Şimdi bir taraftan katma değer zincirinde yukarı çıkarak, bir taraftan enerjide dışa bağımlılığı azaltarak cari açığı azaltmaya çalışıyoruz ama bir taraftan da finansmanın kalitesini artırmamız lazım. Finansmanın kalitesini artırmak demek; aslında borç yaratmayan, doğrudan Türkiye'ye sermaye cezbetmekten geçiyor. Bu da diğer bir sebep. Bir de diğer önemli bir konu İstanbul Finans Merkezi. Biliyorsunuz 2009 yılından beri Cumhurbaşkanımızın önemsediği bir proje. Sadece fiziki mekan olarak değil -yanlış anlaşılmasın, fiziki mekan var ama kastettiğimiz düzenlemeleriyle, insan kaynaklarıyla, bütün ekosistemiyle önemli bir küresel finansal merkez haline getirilmesi- o konumu güçlendiriyoruz.

Şimdi tam olarak "ne yapıyoruz" diye sordunuz. Bir sürü başlık var, müsaade ederseniz teker teker anlatmaya çalışayım. Gerçi bugün grubumuz, yani parti grubumuz tasarıyı Plan Bütçe Komisyonu'na sundu, yani Meclis'e sundu.

Yüce Meclisimizin takdirinde olan bir konu. Tabii biz gönül ister ki bir an önce yasalaşsın ve bir an önce Türkiye sermaye, yetenek, girişim, yani doğrudan yatırım cezbetsin. Şimdi birkaç husus var altını çizmek istediğimiz. Bir tanesi transit ticaret. Transit ticaret ne demek, basit bir şekilde: Singapur, Hollanda, Hong Kong gibi ülkeler önemli transit ticaret merkezleri. Buralarda refah düzeyi çok yüksek ve kendi ürettiklerinden çok daha fazla ticaret yapıyorlar. Peki nasıl oluyor? Türkiye'de bir şirket olduğunu düşünün, İstanbul Finans Merkezi'nde; başka bir ülkeden başka bir ürünü alıp Türkiye'ye getirmeden başka bir ülkeye satmak... Biz buna transit ticaret diyoruz. Transit ticaret teşviki yeni değil fakat bunu dramatik bir şekilde güçlendiriyoruz. Diyoruz ki: Eğer bir firma transit ticaret yapmak üzere İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösterirse %100 kurumlar vergisinden istisna olacak. Yok eğer İstanbul Finans Merkezi dışında ülkemizin herhangi bir köşesinde transit ticaretle iştigal edecekse, o zaman da kurumlar vergisi istisnasını %95 yapıyoruz. Gördüğünüz gibi oldukça dramatik, radikal bir adım atmış oluyoruz.

Hedef koymak için çok erken. Önce müsaade ederseniz bu yasal düzenleme geçsin. Sonra biz onun ikincil düzenlemelerini yapacağız. Hemen etki yaratacak bir husus değil, bunu bir kere kabullenelim, gerçekçi olalım. Ama orta-uzun vadede bence Türkiye'yi önemli bir ticaret merkezi yapar. Bunu önemsiyoruz.

Şimdi tabii ki ihracatın ve imalat sanayinin teşviğine ilişkin bir adım var. Plan Bütçe Komisyonu'na gönderdiğimiz, grubumuzun sunduğu bir teklif. Nihai şekli nasıl olur bilmiyorum ama gönderildiği haliyle biz diyoruz ki: Türkiye'de standart kurumlar vergisi oranı %25. Finans sektörü için %30 biliyorsunuz. Biz diyoruz ki bunu imalatçı-ihracatçılar için %9'a indirelim, diğer ihracatçılar için %14'e. Dolayısıyla eğer bu şekilde geçerse bu çok dramatik bir husus olacak. Neden? Şöyle Türkiye zaten çok önemli bir ekonomi; altyapısı çok iyi, insan kaynağı güçlü, enerjide arz güvenliğinde sıkıntı yok, iç pazar oldukça büyük, imalat sanayinde büyük bir deneyime, birikime ve kültüre sahip. Böyle bir durumda bizim amacımız ihracata dayalı imalat sanayi yatırımlarını çekmek; içeriden ve dünyadan. Böylece Türkiye'nin yatırımlarını artırmak, dış ticaret açığını azaltmak… Amaç burada uluslararası doğrudan yatırımlar için bir cazibe merkezi olmak, ihracatı ve imalat sanayini desteklemek. İmalat sanayi bizim için çok değerli. Küresel rekabet koşullarının getirdiği sıkıntılar var farkındayız fakat imalat sanayi bizim için çok kritik. Sadece hizmetlere dayalı bir ekonomi olmak için çok erken. Onun için biz imalat sanayini güçlü bir şekilde desteklemek için bu adımı atmayı planlıyoruz.

Yani şöyle; stratejik ürün dediğiniz hususlara ilişkin, yani sanayi politikası bağlamında bizim iki tane önemli programımız var biliyorsunuz. HIT-30, orada biliyorsunuz yüksek teknoloji 30 ürünün 2030’a kadar 30 milyar dolarlık bir paketle desteklenmesini içeriyor. Bir diğeri YTAK dediğimiz bir program. Bu programda da biliyorsunuz 284 tane orta yüksek ve yüksek teknoloji ürün belirledik. O ürünlerin Türkiye’de üretilmesini sağlamaya yönelik; 2 yıl ödemesiz, 10 yıl vadeli, Türk lirası cinsinden oldukça cazip kredi imkânları sunuyoruz. Yani diğer teşvikler zaten var.

Şimdi bir diğer husus, müsaade ederseniz; transit ticaretten bahsettik, imalat sanayi ve ihracatın desteklenmesinden bahsettik. Şimdi nitelikli hizmet merkezlerinin Türkiye’ye gelmesini teşvik etmek, ne demek? Şöyle; çok uluslu şirketler var ve bunların bir kısmı küresel de nitelikli hizmetler sunuyor. Örneğin; Google, Microsoft gibi, Apple gibi… Yani bir sürü küresel veya bu şey olabilir; biyoteknoloji firmaları, ilaç firmaları olabilir. Aklınıza gelen herhangi bir alan. Şimdi biz diyoruz ki; bunlar dünyanın birçok ülkesinde faaliyet gösteren şirketler. Bu hizmetlere ilişkin faaliyet merkezini Türkiye’ye taşısınlar diyoruz. Yani Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Balkanlar’ı Türkiye’den yönetsinler diyoruz. Çünkü Türkiye zaten çok önemli bir sanayi ve hizmetler üssü. Burada ne yapıyoruz? Diyoruz ki, eğer siz hizmet merkezini Türkiye’ye taşırsanız, 20 yıl boyunca -bakın bu çok net yani, çok ciddi bir şey- eğer siz gelirlerinizin %80’ini yurt dışından elde ediyorsanız biz size kurumlar vergisini sıfırlıyoruz İstanbul Finans Merkezi'nde. İstanbul Finans Merkezi dışında ise vergiyi %95 oranında indiriyoruz. Yani İstanbul Finans Merkezi'nde 20 yıl boyunca %100 vergi muafiyeti, finans merkezi dışında ise %95 vergi muafiyeti.

Burada nitelikli istihdam söz konusu ve Türkiye’nin üs olarak, hizmet üssüne dönüşmesi. Bir şey daha yapıyoruz; burada tabii bir sürü çalışan olacak. Bunlar gerçekten çok nitelikli çalışanlar olacak, Türkiye’den ve dışarıdan. Diyoruz ki; bu çalışanlar için de İFM’de olup olmamasına bağlı olarak 4 ila 6 asgari ücrete kadar gelir vergisi istisnası da sunuyoruz. Yani dolayısıyla hem gelir vergisi kısmi istisna hem de kurumlar vergisi istisnası. Bu da tekrar söylüyorum; Türkiye’nin küresel hizmet arzında çok önemli bir üs olmasını sağlayacak. Yani burada her türlü hizmetten bahsediyoruz.

Bu yeni bir şey değil. Yani son 1 ayda, son 2 ayda bölgede bir çatışma çıktı diye çalıştığımız bir konu değil. Bu uzun bir süredir üzerinde çalıştığımız bir konu. Yani birçok tabii ki hem Cumhurbaşkanlığımızın Yatırım Ofisi'ndeki arkadaşlar hem diğer bakan arkadaşlarımız hem bizler, bir süredir bu konularda çalışıyoruz, istişarelerde de bulunduk.

Çok ciddi bir ilgi olacak. Mesela bu çok hızlı sonuç alır. Bakın burada çok daha hızlı sonuç alacağız.

Şimdi dördüncü ana başlıklardan bir tanesi; tabii bu kadar çok yetenek, girişimci, yatırım Türkiye’ye çekilecekse burada süreçlerin basitleştirilmesi, sadeleştirilmesi önemli. Onun için Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi’ni bir yatırımcılar için “tek durak ofisi”ne dönüştürüyoruz. Yani şöyle söyleyeyim ben size: Şirketin kurulmasından çalışma ve ikamet izinlerinden, vergi, sosyal güvenlik gibi konulardan, arazi tahsisinden teşviklere kadar aşağı yukarı birçok konuda bu tek durak hizmet verecek.

Şimdi bir diğer başlığımız; yurt dışından sermayenin gelmesini teşvik edeceğiz. Şimdi yatırım ayrı, sermaye ayrı. Şimdi dünyada milyonerler trafiği var. Yani vergi avantajlarına göre bazı ülkelerden milyonerler kendi ikametlerini başka ülkelere taşıyabiliyorlar. Son yıllarda birçok ülke bu konuda adım attı. Şimdi biz bu trafiğin bir kısmını Türkiye’ye çekebilir miyiz? Çünkü Türkiye çok güzel bir ülke, yaşanabilir bir ülke. Biz burada vergi teşvikleriyle bu sermayeyi cezbedip Türkiye’nin bankacılık sektörünü büyütebilir miyiz? Finansal sektörünü derinleştirebilir miyiz? Uzun vadeli borç yaratmayan, borç olmayan sermayeyi Türkiye’de tutabilir miyiz? Amaç o.

Burada da yeni bir statü getiriyoruz ve bu anlamda gelecek sermayeyi, getirecek şahıslara, kişilere biz 20 yıl boyunca yurt dışından elde ettikleri gelirleri, Türkiye’ye getirdikleri gelirler üzerinden biz bir vergi istisnası sunuyoruz. Türkiye’de çalışıp Türkiye’de bir şey kazanırsa vergilendireceğiz ama yurt dışından kazandığını Türkiye’ye getirdiğinde vergilendirilmeyecek. Dolayısıyla bu da tekrar söyleyeyim, bizim bankacılık sektörünün kredi olarak verilebilecek uzun vadeli kaynakların artırılmasına yönelik çok ciddi bir adım. Buradan da biz kısa vadede önemli bir sonuç olabileceğini düşünüyoruz.

Şimdi varlık barışını sordunuz. Varlık barışı tabii geçmişte de yapıldı. Yurt içi ve yurt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılmasını amaçlıyor. Biliyorsunuz, yurt dışındaki kaynaklar yani yurt dışında bizim vatandaşların kazançları çifte vergilendirme anlaşmaları çerçevesinde vergilendiriliyor. Çok az sayıda da olsa vergi olmayan yerler var yani offshore gibi. Şimdi oralarda bir birikim varsa onun Türkiye’ye getirilmesi konusunda bir düzenleme. Düzenleme tabii yüce meclisimizin takdirinde, nasıl son şeklini verirler ama bu düzenlemenin geçmişteki düzenlemelerden bir farkı olacak. Biz kaynağın Türkiye’ye getirilmesini veya beyanını yeterli bulmayacağız. O kaynağın vergi muafiyetinden yararlanabilmesi için veya daha düşük vergilendirmeden yararlanabilmesi için mutlaka sistemde bir süre tutulmasını isteyeceğiz.

Çünkü yani diyelim ki siz yurt içinde veya yurt dışında bir varlığınız var, beyan ettiniz ama sisteme sokmadınız, sistemde tutmadınız. Bunun ekonomiye, bunun kredi üzerinden projelere, yatırımlara, yani finans sektörü, sermaye piyasalarının gelişimine fazla bir katkısı yok. Yani ekonomiye katkısız. Biz bu defa diyoruz ki; normal şartlar altında biz %5’lik bir vergi koyduk. Bizim zaten çifte vergilendirme anlaşmalarımız ülkeden ülkeye değişmekle birlikte 0 ile 10 arasında değişiyor. Şimdi %5’lik bir vergi, bunu 10’a çıkartmaya, 0’a indirmeye Cumhurbaşkanımız yetkili olacak. Biz şunu diyeceğiz: Bu parayı bankada işte belli sürelerde tuttuğunuz sürelere bağlı olarak veya hazine kâğıtlarında yani hazine tahvilleri diyelim, hazine tahvillerinde tuttuğunuz süreye göre vergi oranlarını farklılaştıracağız. Vergi alacağız ama bu vergi oranlarındaki farklılaştırmayı ne kadar vade yani ne kadar süre ve hangi enstrümanda tutulacağına bağlı olarak farklılaştıracağız. Dolayısıyla varlık barışı dediğiniz husus da bu.

Son bir şey söyleyeyim, pakette bir iki husus daha var. Onlardan bir tanesi şu; yani finans merkezinin güçlendirilmesini bir kenara bırakıyorum, orada muafiyetler var, sürelerin uzatılması falan. Biz bu zor dönemde yani iyi niyetli olup vergisini aslında ödeme konusunda iradeye sahip ama finansal, ekonomik koşulların zorladığı mükelleflerimize taksit sayısını artırmaya yönelik bir yetki istedik yüce meclisimizden. Birincisi o. Şu anda 36 aya kadar vade yapılabiliyor, bunu daha da uzatılabilir mi diye bir yetki maddesi var. İkincisi, bu taksitlendirmede yani vergi borçlarının yapılandırılmasında biliyorsunuz teminat konusu var. Özellikle biz esnafımız, KOBİ’lerimize yönelik olarak yani belli bir seviyeye kadar teminat aramama yetkisi almak istiyoruz. Yani şu anda biliyorsunuz yani çok düşük bir miktar, 250 bin liraya kadar teminat konusunda esneklik sağlayabiliyoruz, onun ötesinde mutlaka teminat istiyoruz. Şimdi biz bu eşik değeri yukarılara çekmek için grubumuz bir teklifte bulundu.

Orada yetki alınıyor, kullanacağız. Ben şunu söyleyebilirim: Bizden bir yapılandırma talebi vardı piyasadan. Yani esnaftan, efendim KOBİ’lerimizden, toplumun birçok kesiminden bu yönde bir talep vardı. Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesindeki Gelir İdaresi olarak oturup bu düzenleme, bu yetkileri aldıktan sonra bir çerçeve çizeceğiz. Ama çerçeve şu olacak: Daha uzun vadeli taksitlendirme, maksimum 72 aya kadar eğer kabul görürse -şu anda 36 aya kadar yetki var- teminat konusunda yine özellikle küçüklere ve orta yani KOBİ düzeyine kadar teminat konusunda esneklik sağlamayı düşünüyoruz. Faiz konusunda da zaten şu anda bakanlığın yetkisi var. O gün geldiğinde de hiçbir koşulda enflasyonun altında olmama şartıyla bir dediğim gibi taksitlendirme, yapılandırma kolaylığı sağlamayı düşünüyoruz. Ama tekrar söyleyeyim, altını çizmek istiyorum: Hiçbir şekilde “af” niteliğinde olmayacak.

Orta vadeli programın hedefleri bu son gelişmelerden etkilenecek. Az önce de söyledim, ayrı bir gezegende yaşamıyoruz. Çok büyük bir arz şoku var. Savaşın getirdiği çok ciddi etkiler var. Ticaret kanalından var, turizm kanalından var, enerji fiyatları, emtia fiyatları üzerinden etkiler var.

Şimdi biz geçen sene orta vadeli programı yaparken, biliyorsunuz yaz aylarında çalışıyoruz, eylülün başında da orta vadeli program açıklanıyor. Ve yılda bir kez bu program açıklanıyor. Yani “şartlar değişti, biz tahminlerimizi revize ediyoruz” demiyoruz. Neden? E çünkü biz yatırım bankaları gibi yani her ay, her hafta “yeni tahminimiz budur” diyemiyoruz; o da çok anlamlı değil. Önemli olan yön, önemli olan rehberlik.

Şimdi burada bizim önceliklerimizde bir değişiklik yok, onun bir kere altını çizeyim. Dezenflasyon sürecini biz ne pahasına olursa olsun korumak istiyoruz. Yani enflasyonun aşağı çekilmesi, hayat pahalılığıyla mücadele bizim en büyük önceliğimiz; bu konuda tereddüt yok. Mali disiplinin devam ettirilmesi, kamuda tasarrufların devam ettirilmesi, cari açığın sürdürülebilir düzeyde tutulması gibi Türkiye’nin enerji dışa bağımlılığını azaltmak gibi temel önceliklerimizde bir değişiklik yok.

Peki, ne tür bir etki? Şimdi geçen sene temmuz ayına giderseniz petrol fiyatları 64 dolar olarak öngörülüyordu 2026 için ortalama. Ekim ayında 65,8 dolar olarak öngörülüyordu. Biz de zaten eylül ayında OVP'yi açıklarken 65 dolar almıştık. 64-66 arası biz de orta noktasını aldık özetle. Şimdi gelinen noktada petrol fiyatları biliyorsunuz 120 dolarlara kadar çıktı, 100 doların üzerinde seyrediyor; bu önemli bir şok. Yani şu anda yılın başından beri ve vadeli kontratları, yani bundan sonraki durumu dikkate alırsanız 90 doların üzeri zaten şu anda fiyatlanmış durumda.

Şimdi biz yaz aylarında tekrar bu hususları masaya yatıracağız, bir değerlendirme yapacağız ve oturup hem 2026’yı gözden geçireceğiz hem de 2027 ve sonrasına ilişkin orta vadeli perspektifimizi sunacağız. Ama şunun altını çizmek istiyorum; biz enflasyonu gerçekten bu sene çok rahat bir şekilde %20, hatta %20’nin bir tık altını görebiliriz diye düşünüyorduk, tahmin ediyorduk, programı o şekilde yapmıştık. Tabii bu şokun etkisiyle enflasyon bir miktar yüksek seyredebilir.

Merkez Bankamız, tahminleri onlar yapıyorlar. 14 Mayıs’ta yeni bir enflasyon raporu yayınlayacaklar, orada ne tür bir tahmin değişikliğine gidecekler doğrusu ben işlerine pek buradan müdahale etmek istemem. Hayır ama şunu söyleyeyim müsaade ederseniz; petrol fiyatlarındaki her %10’luk artış, manşet enflasyonu 1,1 puan yukarı çekiyor; bu birinci konu. Dolayısıyla şu ana kadar petrol fiyatlarında işte %50-60 arası bir artış diyelim ki varsa ona göre bakılır; hesap yapmak kolay.

Şimdi cari açıkta ise her 10 dolarlık artış bizim petrol yani enerji ithalatımızı doğrudan 3 ile 4 milyar dolar arası, dolaylı olarak 5 milyar dolar civarı artırabiliyor. Dolayısıyla biz 65 dolarlık bir fiyat öngörüsüyle program yapmıştık, hedeflerimizi o şekilde belirlemiştik. Petrol fiyatlarının ortalaması -basitleştiriyorum- 65 dolar yerine 95 dolar olursa o zaman ne olur? 30 dolar daha yüksek olmuş olur. 10 dolarlık etki 5’er milyar dolardan 15 milyar dolarlık ilave bir açık söz konusu. Tabii burada turizm kanalı var, ticaret kanalı var; burada tabii olumlu etkileyecek hususlar olabilir, olumsuz etkileyecek hususlar olabilir. Bu karmaşık bir durum ama şunu net bir şekilde söyleyeyim: Etkiler yönetilebilir olacak. Bakın tekrar altını çizmek istiyorum; yani biz bu krizin başından beri şunu söylüyoruz, diyoruz ki; bu bölgedeki savaş, bu kriz ciddi etkiler yaratacak hem küresel ekonomide hem de Türkiye’nin makroekonomik göstergelerinde ama Türkiye için biz yönetilebilir ve idare edilebilir görüyoruz. Neden? Çünkü biz bu krize girmeden önce çok ciddi tampon inşa etmiştik. Tabiri caizse, hani savaşta değiliz ama mali alanda, rezervlerde biz cephane biriktirmiştik tabiri caizse.

O nedenle bunu çok rahat yönetiriz. Ha bütçe boyutu, az önce de söyledim; bütçe boyutunda fiyatlar, petrol fiyatları bu seviyelerde kalırsa bütçe açığımız, biz normal şartlar altında 3-3.5 arası bir şey diye görüyorduk, belki 4 civarı olacak. Bunların hepsi yönetilebilir. Yani cari açığın milli gelire oran olarak 1 hatta 2 puan artması yönetilebilir. Enflasyonda yani tabii biz yıl sonunu dediğim gibi doğrusu %20 hatta 20’nin bir tık altı civarı görüyorduk, şimdi piyasa bunu %27’ye çekmiş durumda bu son gelişmeler ışığında, beklentilerini.

Ama son yıllarda dikkat ederseniz hani dediniz ya programın bu şoku yönetmede ne tür etkisi var? Öncelikle şunu söyleyeyim; 2023 ortasına göre çok ciddi bir rezerv birikimimiz söz konusu. Bu da bu şoku hissettirmeden atlatmamıza yardımcı oldu. Yani bence bir geriye doğru bir bakın; geçmiş benzer büyük şoklarda piyasalarda çok daha büyük dalgalanmalar olduğunu görürsünüz. Şu anda bizim ülke risk primi savaş öncesinden çok farklı değil, yani çok az yukarıda. O da kağıt değişiminden kaynaklandı. Onlar 5’er yıllık ya risk primi, dönemsellik arz ediyor ama yani savaş öncesine göre çok yüksek bir risk priminde artış yok. Yine döviz piyasasında yani çok büyük bir şok varmış hissiyatı yok. Yine bütçede yönetilemeyecek bir sorun yok. Az önce eşel mobili uzun uzun konuştuk.

Bunları nasıl sağladık? Öncelikle şunu söyleyeyim: 2023’teki tabii ki büyük depremi ve o depremin finansmanını yönettik. 90 milyar dolar civarında bir deprem harcaması yaptık, ona rağmen bütçe açığını geçen sene Maastricht kriteri olan %3’ün altına çektik, %2,9. Bunun sayesinde biz bugün eşel mobili devreye alabiliyoruz; bu birinci konu. İkincisi, rezervlerimiz 2023’te 98-99 milyar dolar civarındaydı brüt rezervler, bu savaş öncesi 200 milyar doların üzerine çıkmıştı. Savaşın etkisiyle bir miktar döviz talebi oluştu ama hala döviz rezervlerimiz yeterli. Bunun gibi birçok şey sıralayabilirim.

Yani KKM’den çıkıştan bahsediyorum, çünkü o da önemli bir koşullu yükümlülüktü. Cari açık yine 2023 ortasında milli gelire oran olarak %5 civarıydı, geçen sene %2’nin altındaydı. Yani bu şokun arifesinde bütün dengeler; dış denge, bütçe dengesi… Enflasyonda da aslında mesafe katettik. Bakın 2022 sonunda enflasyon %64’ün üzeridir, 2023’ün sonunda enflasyon %65 civarıdır. Bugün enflasyon bu son savaşın etkilerini yansıtmasına rağmen %32’nin biraz üzerinde yani %32-33 aralığında bir enflasyondan bahsediyoruz. Biz bu sene çok güçlü bir şekilde odaklanmaya devam edeceğiz, enflasyonu tekrar 20’li rakamlara indirmeyi tabii ki hedefliyoruz.

Burada bir kararlılık var. Dün akşam Cumhurbaşkanımız çok güçlü bir şekilde bu kararı ifade etti. Daha anlatacak çok şey var program çerçevesinde ama bizim için önemli olan bu dönemi yapısal reformlarla güçlendirmek. Bakın şu meclise gönderdiğimiz paket önemli bir unsur. Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması için geçen sene yapılan bir reform var, yenilenebilir enerji ve madencilikle ilgili o yatırımların hızlandırılması; o önemli bir reform. Yine YTAK gibi, HIT-30 gibi sanayide dönüşüm çok kritik. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm… Bunların hepsi çok kritik başlıklar. Yani biz bu krizi mutlaka ülkemiz için reformlar üzerinden kalıcı bir şekilde fırsata dönüştürme iradesine sahibiz, Cumhurbaşkanımızın güçlü desteğiyle inşallah başaracağız.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...