Eylem Tok mektubunda ne diyor? ABD'de tutuklu bulunan Eylem Tok'un oğlunu kaçırma süreci ve pişmanlık iddialarına dair yazdığı mektubun tam metni ve güncel detaylara haberimizde yer verdik.
İstanbul Eyüpsultan'da 1 Mart 2024 tarihinde meydana gelen ve Oğuz Murat Aci'nin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan feci kazanın ardından oğlu Cihan Timur'u önce Mısır'a, ardından ABD'ye kaçıran yazar Eylem Tok, davanın en kilit ismi olmaya devam ediyor. ABD’de yakalanarak tutuklanan Tok’un, mahkeme süreci devam ederken kaleme aldığı iddia edilen mektup, olayın insani ve hukuki boyutunu yeniden tartışmaya açtı. Sosyal medyada hızla yayılan ve "Eylem Tok mektubu tam metni" başlığıyla aranan bu satırlar, bir annenin savunması mı yoksa bir kaçışın itirafı mı?
Eylem Tok Mektubunda Ne Diyor?
Eylem Tok, kamuoyuna yansıyan beyanlarında ve mahkemeye sunulan yazılı metinlerde temel olarak "annelik içgüdüsü" vurgusu yapmaktadır. İşte o mektup:
Uzun süre sessiz kalmayı tercih ettim. Ancak zaman geçtikçe, kaza gecesi yaşananlara dair polis ve bilirkişi raporları dikkate alınmadan yapılan eksik, hatalı ve ön yargılı yorumların bir linç kampanyasına dönüştüğünü üzülerek gördüm.
Oğlum Timur, kaza günü üniversite sınavına hazırlanan henüz 16 yaşında bir çocuktu. İki yıldır tutulduğu cezaevinde liseyi tamamladı ve üniversite derslerini almaya başladı. O talihsiz kaza anında ben bir anneydim; neyin doğru neyin yanlış olduğunu sağlıklı şekilde değerlendirebilecek bir durumda değildim. Aklımdan çok içgüdülerimle hareket ettim. Tek düşüncem, korkmuş ve sarsılmış olan çocuğumu korumaktı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, elbette derin bir sorgulama içindeyim. Eğer bir hata varsa, bunun en büyük sorumluluğu anne ve babası olarak bize aittir. Evladımızı çok sevdik, çok koruduk; belki de bazı anlarda gerekli sınırları koyamadık. Bunun yükünü her gün yüreğimde taşıyorum.
Oğlumun nasıl bir çocuk olduğunu onu tanıyanlar bilir. Hassas, vicdanlı ve kalbi temiz bir çocuktur. Ancak o gün yaşananlar onun hayatında da derin izler bıraktı. Bunun bilincindeyim ve inkar etmiyorum. Hakkımda en çok konuşulan konulardan birine de açıkça değinmek isterim: Ben kaza yerine gitmedim. Oradan bir telefon almadım ve polisin aranmasını engellemedim. Buna rağmen oluşan algı beni derinden üzmektedir. Oysa gerçekler resmi raporlarda açıkça yer almaktadır.
O gece yaşadığım duyguları tarif etmek çok zor. Oğlum şok halindeydi, ben ise korku ve panik içindeydim. Ne olduğunu anlamaya çalışırken zihnim dağılmış, kalbim sıkışmıştı. Ne yapacağımı bilemez haldeydim. Bir süre uzaklaştım. Bu bir kaçış değil, çaresizlik içinde yönümü bulma çabasıydı. Ancak hiçbir şey düşündüğüm gibi gelişmedi.
Bu olayda en büyük acının, hayatını kaybeden Oğuz Murat Aci’nin ailesine ait olduğunu biliyorum. Bir anne olarak, onların yaşadığı acının tarifi olmadığını tüm kalbimle hissediyorum. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyorum. Bu kaybın telafisi yok, biliyorum. Ancak yasal varislerle bir sulh anlaşması yaparak helalleştiğimizi de belirtmek isterim.
Bir annenin kendi çocuğunu koruma çabası, başka bir ailenin acısını hafifletmez. Bunun bilincindeyim ve bu gerçekle yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum. Hayatım boyunca çocuklar için emek verdim; onları anlamaya ve korumaya çalıştım. O gece benim oğlum da bir çocuktu... Ve ben sadece onu korumak istedim. Belki eksik kaldım, belki yanlış yaptım... Bunun muhasebesini her gün, her gece yapıyorum.
Şunu tüm içtenliğimle ifade etmek isterim: Biz kimseye bilerek ya da isteyerek zarar vermedik. Süreç boyunca yaşananlar yalnızca hukuki değil, aynı zamanda derin bir insani sınav oldu. Hakkımızda söylenenler ve yapılan yorumlar zaman zaman beni çok yordu. Ancak kimseye kırgın değilim. Çünkü insanlar çoğu zaman gerçeği değil, kendilerine anlatılanı görüyor.
Benim gönlüm herkese açıktır. Kırdığım ya da üzdüğüm kim varsa affını diliyorum. Tek isteğim, gerçeklerin bilinmesi ve kalplerin biraz olsun yumuşamasıdır. Bu satırların bir savunma olarak değil, bir annenin yüreğinden dökülen duygular olarak görülmesini isterim.
