TBMM himayelerinde, Galatasaray Üniversitesi ev sahipliğinde 'Milli Egemenliğin 150 Yıllık Hafızası: Parlamento ve Anayasasının 150 Yılı Projesi, Bir Sultan, Bir Darbe, Bir Anayasa' Sultan Abdülaziz Han'ı Anma Programı bugün Galatasaray Üniversitesi'nde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla gerçekleşti.
Programda Kurtulmuş'un yanı sıra eşi Sevgi Kurtulmuş, İstanbul Valisi Davut Gül ve Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahman Muhammed Uludağ ile Sultan Abdülaziz'in yaşayan aile mensuplarından olan Prens Abbas Hilmi Abdelmoneim da yer aldı.
'ülkelerin anayasa ihtiyaçları ortada'
Burada konuşan Kurtulmuş, "Öncelikle anayasaları darbelerden bütünüyle ayırarak hiçbir şekilde darbelerin gölgelerinin, tortularının anayasalar üzerine aksetmesine müsaade etmeden Türkiye'nin yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine, kudretine sahip olduğunun altını çizmek isterim. Ayrıca anayasa tartışmaları, kısır gündelik siyasi tartışmaların da mevzu değildir. Siyasi partiler gelir gider, isimler gelir geçer ama ülkelerin anayasa ihtiyaçları, milletin talepleri ortadadır. Bunun gerektirdiği şekilde hareket edilmesi Türkiye'nin geleceğinin en önemli unsurlarından birisidir" diye konuştu.

‘Türkiye büyük badireler atlattı’
Kurtulmuş sözlerine şöyle devam etti:
“Geldiğimiz noktada 150 yıllık müktesebatımızı asla hafife almamamız gerektiğini bir kere daha ifade ediyorum. Bu 150 yıl içerisinde Türkiye demokrasi bakımından da fevkalade ileriye gitmiştir. Büyük merhaleler geçirmiştir, büyük badireler atlatmıştır. Sultan Abdülaziz Han'ın katli gibi, Cumhuriyet döneminde de Adnan Menderes'in ve arkadaşlarının katli gibi fevkalade hazin bir antidemokratik sonuçla karşılaşmıştır. Partilerin kapatıldığı, siyasetin sözünün kısıldığı nice dönemleri Türkiye geride bırakmıştır ama Türkiye'nin istikameti, 150 sene evvel olduğu gibi bugün de daha ileriye gitmek, daha modern toplumlar inşa etmek, daha güçlü demokrasiler inşa etmek ve milletle devlet arasındaki bütünleşmeyi tam manasıyla sağlamaktır. Şimdi bu perspektiften baktığımızda bugün önümüzde siyaset olarak, Türkiye'ye fikir üreten üniversiteler, bilim insanları, akademik camia olarak, fikir insanları olarak üzerimizdeki önemli sorumluluklardan birisi de Türkiye'nin yeni bir anayasa ihtiyacını karşılamaktır. Türkiye artık 21’inci yüzyılın bu şartları içerisinde, hele hele dünyanın tam manasıyla bir savaş meydanına döndüğü, dünyada hemen hemen oluşan bütün bölgesel ve küresel krizlerin bizim çevremizde yer aldığı böylesi bir dünyada Türkiye, iç birliğini, bütünlüğünü, öncelikle anayasal düzenini demokratik unsurlarla tahkim ederek yoluna devam etmek durumundadır. Yeni bir anayasayı yapmak mutlaka ve mutlaka Türkiye'nin öncelikli ödevlerinden birisidir."

'TÜRKİYE GÜÇ DÜNYASINDA YERİNİ ALACAK'
Kurtulmuş, "Türkiye'nin bu anlamda gücünü artıracak, katılımcı, çoğulcu, demokratik ve kuşatıcı bir anayasayı yapmak için hepimizin üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz lazım. Bu çerçevede hiçbir sözün artık zamanı gelmedi diye düşünmeden, anayasa tartışmalarını da sadece ezberlenmiş birtakım kalıplar etrafında ele almadan bu tartışmaları sürdüreceğiz ve inanıyorum ki sonunda Türkiye artık 2026'da - 2027'de kendisine yaraşan, milletimizin birliğini, bütünlüğünü temin eden, Türkiye'nin küresel alandaki rekabet gücünü artıran, Türkiye'yi bölgesindeki ve dünyadaki tehditlerden koruyan yeni, çağdaş bir toplum sözleşmesi olarak yeni anayasasını gerçekleştirecektir. Artık Türkiye kendi anayasasını yaparak önündeki bütün engelleri kaldıracak ve ümit ediyorum ki çok daha güçlü bir şekilde Türkiye, bugünün güç dünyasında yerini alacaktır" ifadelerini kullandı.
'Siyasi Etik Yasası mutlaka çıkarılmalı'
Kurtulmuş konuşmasında şunları söyledi:
“Ayrıca önümüzdeki dönemin tam manasıyla demokratik, güçlü Türkiye'si için sadece anayasanın değil, Türkiye'deki siyasal sistemin ana unsurlarını oluşturan bazı temel metinlerde de mutlaka demokratik değişimlerin olması kaçınılmazdır. Bunların bir tanesi seçim yasasıdır. Daha demokratik, daha katılımcı, herkesin sözünün daha rahat söylenebildiği ve bunların da karşılık bulduğu bir seçim yasasının oluşturulmasıdır. Bir diğeri, Siyasi Partiler Yasası'nın güçlendirilerek siyasi partilerin yasal güvenceler altına alınması ve Siyasi Partiler Yasası üzerinden de Türkiye'nin her bir siyasi partisinin nasıl hareket edeceği, nasıl ileriye doğru kendisini güçlendireceği teminat altına alınmalıdır. Hiç şüphe yok ki bir başka önemli mesele ise Türkiye'de Meclis'in daha iyi çalışabilmesini sağlayacak, demokratik, katılımcı ve gerçekten çağdaş bir Meclis İç Tüzüğü'nün hazırlanmasıdır. Bu dört temel metin, aslında bir ülkenin demografik, topografik yapısını gösteren temel metinlerdir. Ayrıca bunun yanı sıra, özellikle son zamanlarda da tartıştığımız Siyasi Etik Yasası'nın mutlaka çıkarılması, siyasi partilerin bu anlamda etik, siyasal etik tartışmalarının konusu olmaktan çıkarılması da Türkiye için bir zarurettir. Bütün bunları, tekraren söylüyorum, tarafgirlik içerisinde değil, bütün bunları, partizan birtakım yaklaşımlar için değil, bütün bunları, Türkiye'nin geleceği için ve Türkiye demokrasisinin tahkim edilmesi için ele almak, üzerinde fikirlerimizi yoğunlaştırmak ve sonuçları en iyi şekilde almak durumundayız.”