İslam dininde ibadetler bireysel birer sorumluluk olsa da, bazı durumlarda bu sorumlulukların maddi bir karşılıkla (fidye) telafi edilmesi imkânı tanınmıştır. "Iskât" olarak adlandırılan bu sistem; kişinin sağlığında eda edemediği oruç, adak ve keffâret gibi borçlarının, vefatından sonra mirasçıları veya vasiyeti üzerinden düşürülmesini amaçlar. Kur’ân-ı Kerîm’in açık hükmüyle sabit olan bu uygulama, hem hayatta olup oruca güç yetiremeyenler hem de vefat edenler için manevi bir kurtuluş yolu olarak görülüyor.
Iskât-ı savm ve fidye ödemelerine dair İslam hukukunun belirlediği temel esaslar şunlardır:
1. Dayanağı ve Kur’an-ı Kerim’deki Yeri:
Oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin fidye vermesi Bakara Suresi 184. ayet ile sabittir. Ayet-i kerimede; "Oruç tutmaya güç yetiremeyenlerin, bir yoksul doyumuna yetecek kadar fidye ödemeleri gerekir" buyurulmaktadır. Bu hüküm, öncelikle hayatta olup yaşlılık veya hastalık gibi mazeretlerle oruç tutamayanları kapsar.
2. Vefat Eden Kişi İçin Iskât:
Fakihlerin çoğunluğu, bu ayetten hareketle vefat edenlerin kaza edilmemiş oruç borçları için de fidye ödenebileceğini belirtmişlerdir.

Mazeretli veya mazeretsiz olarak oruç tutmamış ve kaza etme imkânı bulamadan vefat etmiş kişilerin borçları bu kapsamda değerlendirilir.
3. Vasiyet ve Mirasçıların Sorumluluğu:
İdeal olan, kişinin hayattayken bu borçlar için vasiyette bulunmasıdır. Eğer vasiyet varsa, mirasçılar kalan malın üçte birini (1/3) geçmemek kaydıyla bu fidyeyi ödemekle yükümlüdür. Şayet vasiyet yoksa veya miktar üçte biri aşıyorsa, mirasçıların kendi rızalarıyla bu ödemeyi yapmaları caiz ve güzel bir davranış olarak kabul edilmiştir.
4. Fidye Miktarı:
Iskât-ı savm çerçevesinde, tutulamayan her bir gün için bir yoksulu sabahlı akşamlı doyuracak kadar (fitre miktarı) fidye verilir. Bu ödeme, kişinin manevi borçlarından arınması temennisiyle yoksullara ulaştırılır.