İslam’ın genel finans ve ticaret esaslarına göre yürütülen kar-zarar ortaklığı sistemleri, modern ekonomide katılım bankacılığı çatısı altında hayat buluyor. Katılımcıların tasarruflarını faizsiz alanlarda değerlendirmeyi amaçlayan bu kurumsal yapılar, elde edilen geliri iştirakçileriyle paylaşıyor. Ancak bir işlemin "kar payı" adını alması, onun her zaman caiz olduğu anlamına gelmiyor; işlemin fıkhen meşru yöntemlerle (ticaret ve ortaklık) gerçekleştirilmesi şartı aranıyor.
Katılım bankalarının dağıttığı kârın helal olabilmesi için paranın fıkhen meşru alanlarda nemalandırılması esastır. İşte bu sistemin temelini oluşturan 4 ana yöntem:
1. Müşareke (Sermaye Ortaklığı):
Banka ile iştirakçinin ortak sermaye koyarak birlikte iş yapmasıdır. Fabrika kurmak veya inşaat projesi yürütmek gibi somut yatırımlardan elde edilen kâr veya zarar taraflar arasında paylaşılır.
2. Mudârebe (Emek-Sermaye Ortaklığı):
Bir tarafın sermaye, diğer tarafın (bankanın) emek verdiği ortaklık türüdür. İşletmeci kusurlu davranmadığı sürece zarar sermayeden karşılanır; kâr ise anlaşılan oranda bölüşülür.

3. Murabaha (Kârlı Satış):
En sık kullanılan yöntemdir. Bankanın, müşterinin istediği malı peşin satın alıp üzerine kâr ekleyerek taksitle müşteriye satmasıdır. Burada kritik nokta; faturanın önce bankaya kesilmesi, bankanın malı mülkiyetine alıp sonra müşteriye satmasıdır.
4. Leasing (Finansal Kiralama):
İş makineleri veya taşıtların bir kira sözleşmesiyle kiralanması, süre sonunda ise önceden belirlenen bedelle satılmasıdır. Fıkhen meşru bir finansman yöntemidir.
Sonuç: Kâr payı oranlarının banka faizlerine yakın olması, işlemi tek başına faize dönüştürmez. Önemli olan paranın faizle değil, ticaret ve üretimle işletilmesidir.