İnsanlık tarihi boyunca adalet, toplumların ayakta kalmasını sağlayan en temel değerlerden biri oldu. Kur’an-ı Kerim’de ise adalet, sadece bir hukuk kuralı ya da toplumsal düzen aracı olarak değil; insanın vicdanını, ahlakını ve Allah ile olan ilişkisini şekillendiren temel bir ilke olarak karşımıza çıkıyor. Kur’an’da defalarca tekrar edilen bu vurgu, adaletin kimlere karşı, hangi şartlarda ve nasıl ayakta tutulması gerektiğini açık bir dille anlatıyor.
Adalet, inancın ayrılmaz bir parçası olarak sunuluyor
Kur’an’da adalet, yalnızca mahkeme salonlarına ya da yöneticilere bırakılmış bir sorumluluk değildir. Her bireyin, hayatının her alanında adil olması gerektiği vurgulanır. Nisa Suresi’nin 135. ayetinde bu yaklaşım net biçimde görülür. Ayette, müminlere “kendileri, anne-babaları ya da yakınları aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutmaları” emredilir. Bu ifade, adaletin duygulara, çıkarlara ya da akrabalık bağlarına göre eğilip bükülemeyeceğini güçlü şekilde ortaya koyar.
Düşmanlığa rağmen adil olmak emrediliyor
Kur’an’daki adalet anlayışının en çarpıcı yönlerinden biri, duygusal tepkilere sınır çizmesidir. Maide Suresi’nin 8. ayetinde, bir topluluğa duyulan öfkenin kişiyi adaletsizliğe sürüklememesi gerektiği açıkça belirtilir. Ayet, “adil olun, bu takvaya daha yakındır” ifadesiyle adalet ile Allah’a karşı sorumluluk bilincini doğrudan ilişkilendirir. Bu yaklaşım, adaletin yalnızca dostlara değil, herkes için geçerli evrensel bir ilke olduğunu gösterir.

Ölçü ve tartıda adalet: Günlük hayatın merkezinde hakkaniyet
Kur’an’da adalet sadece soyut kavramlar üzerinden anlatılmaz; günlük hayatın içine yerleştirilir. En’am Suresi’nin 152. ayetinde ölçü ve tartının tam yapılması emredilir. Bu vurgu, ticarette, alışverişte ve ekonomik ilişkilerde hakkaniyetin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Aynı şekilde Rahman Suresi’nde “ölçüyü bozmayın” uyarısı, adaletin toplumsal dengeleri koruyan bir unsur olduğunu hatırlatır.
Adalet, zulmün tam karşısında konumlanıyor
Kur’an’da adaletin karşıtı açıkça zulüm olarak tanımlanır. Zulüm; hakkı gasp etmek, ölçüyü bozmak ve güçlüyken haksızlığa sapmak anlamına gelir. Hud Suresi ve Şura Suresi gibi birçok bölümde, zulmün bireyleri ve toplumları nasıl çöküşe sürüklediğine dikkat çekilir. Bu bağlamda adalet, sadece bir erdem değil; toplumları ayakta tutan bir koruyucu kalkan olarak sunulur.
İlahi adalet bilinci insanı diri tutuyor
Kur’an’da anlatılan adalet anlayışı, insanın yalnızca başkalarına karşı değil, kendi nefsine karşı da dürüst olmasını ister. Allah’ın her şeyi hakkıyla bildiği ve en sonunda mutlak adaletle hükmedeceği inancı, insanın davranışlarını şekillendiren güçlü bir motivasyon kaynağıdır. Bu bilinç, adaleti bir zorunluluktan çıkarıp vicdani bir sorumluluğa dönüştürür.
Kur’an’da adalet; ayetlerle sınırları çizilen, herkesi kapsayan ve hayatın her alanına dokunan temel bir ilke olarak ele alınır. Hakkaniyet, yalnızca doğru kararlar vermek değil; her şartta doğru tarafta durabilme cesareti olarak insanın karşısına çıkar.