Oruç ibadeti sırasında mide hassasiyeti yaşayan bireylerin en büyük endişesi, ani gelişen kusma durumlarının ibadete zarar verip vermediğidir. Fıkıh literatürü, vücuda dışarıdan giren maddeler ile vücuttan dışarı çıkan maddeler arasında net bir ayrım yapmaktadır. Kusma olayında orucun bozulup bozulmaması; miktardan ziyade, bu eylemin kişinin kendi iradesiyle olup olmadığına dayanmaktadır. İşte mezheplerin ve hadislerin ışığında kusma konusundaki kesin hükümler.
Kendiliğinden Gelen Kusuntu: "Oruç Bozulmaz"
Miktarı ne olursa olsun, kişinin iradesi dışında meydana gelen kusma durumlarında şu kurallar geçerlidir:
Müdahalesiz Durum: Kendiliğinden gelen kusuntu orucu asla bozmaz.
Mideden Gelen Sıvı: Mideden ansızın ağza yükselip tekrar mideye dönen şeyler de oruca zarar vermez.
Nebevi Delil: Hz. Peygamber (s.a.s.); “Oruçlu kimse kendisine hâkim olamayarak kusarsa ona kaza gerekmez” buyurarak bu durumu bir muafiyet olarak tanımlamıştır.

Kendi İsteğiyle Kusmak: "Kaza Gerektirir"
Eğer kişi parmağını boğazına sokmak veya benzeri bir yöntemle "kendi isteğiyle" ağız dolusu kusarsa durum değişir:
Hüküm: Kasti olarak gerçekleştirilen kusma eylemi orucu bozar.
Yükümlülük: Bu durumda kişiye 61 gün kefaret değil, sadece bir gün kaza gerekir. Çünkü bu bir "hata" veya "zorlama" değil, mazeretsiz bir bozma eylemidir.
Kritik Yanılgı: "Bozuldu Zannıyla Yemek"
Birçok vatandaşın düştüğü en büyük hata, kusunca orucun zaten bozulduğunu düşünerek yemeye devam etmektir:
Hatalı Uygulama: Kendiliğinden kustuğu halde "orucum gitti" diyerek bilerek yiyip içen kimsenin orucu asıl o zaman bozulur.
Cezai Durum: Bu kişiye bir yanlış anlama (şüphe) söz konusu olduğu için ağır kefaret (61 gün) değil, yine sadece gününe gün kaza borcu düşer.