İnsan, yaratılanlar içinde en onurlu ve saygın varlıktır. Bu nedenle bedeni hem hayatta hem de ölümden sonra dokunulmaz kabul edilir. Ancak söz konusu olan "bir insanın hayatını kurtarmak" olduğunda, İslam hukuku bu dokunulmazlığı "zaruret" ilkesiyle esnetiyor. Kur'an ve Sünnet'te doğrudan bir hüküm bulunmasa da, genel kaideler ışığında organ nakli, belirli etik ve tıbbi sınırlar dahilinde bir "sadaka-i cariye" (sürekli sevap) kapısına dönüşebiliyor.
Zaruret Yasakları Siler mi?
İslam hukukunda "zaruret hali", normalde yasak olan bazı eylemleri meşru kılar. Örneğin açlıktan ölmek üzere olan birinin yasak olan bir şeyi yemesi gibi; hayatı veya hayati bir organı kurtarmak için yapılan nakiller de bu kapsamda değerlendirilir.
Temel Mantık: Hayatta olan ve saygınlığı devam eden hastanın tedavisi, vefat etmiş kişinin bedeni üzerindeki tasarruftan daha önceliklidir.
Tarihsel Dayanaklar
Geçmişte İslam alimleri;
Ölen annenin karnındaki canlı bebeği kurtarmak için operasyon yapılmasını,
Bilinmeyen hastalıkların teşhisi için otopsi yapılmasını,
Başka çaresi olmayan kemik kırıklarında doku naklini caiz görmüşlerdir.

Organ Naklinin "Caiz" Olması İçin 6 Altın Şart
Bir organ naklinin meşru sayılabilmesi için şu listenin eksiksiz tamamlanması gerekiyor:
Zaruret Hali: Hastanın hayatını veya hayati bir uzvunu kurtarmak için başka hiçbir tıbbi çarenin kalmamış olması.
Başarı İhtimali: Operasyonun hastayı iyileştireceğine dair uzman bir doktorun güçlü bir kanaatinin (zann-ı galib) bulunması.
Ölüm Şartı: Vericinin (organı alınan kişinin) tıbben ve hukuken kesin olarak ölmüş olması.
Rıza: Organı alınacak kişinin hayatta iken buna izin vermiş olması veya yakınlarının onayı (hayattayken aksini beyan etmediyse).
Ticaret Yasağı: Organın hiçbir şekilde para veya maddi menfaat karşılığında satılmaması; bu işlemin tamamen insani bir bağış olması.
Alıcının Onayı: Nakil yapılacak hastanın bu tedaviye razı olması.