Birçok insan, "Kimseyle görüşmeyeyim, kafam rahat olsun, günaha girmeyeyim" düşüncesiyle kendi kabuğuna çekilmeyi bir kurtuluş sanır. Ancak bu hadis-i şerif, manevi tekâmülün (olgunlaşmanın) laboratuvarının "toplum" olduğunu hatırlatıyor. İnsanlarla iç içe olmak; bazen haksızlığa uğramak, bazen kaba bir söz duymak veya nankörlükle karşılaşmaktır. İşte bu "eziyetlere" rağmen küsmeyen, kaçmayan ve sabırla iyiliği yaymaya devam eden mümin, manevi olarak çok daha büyük bir ödülün (ecrin) sahibi olur.
İnsanlarla bir arada yaşayan ve onların eziyetlerine sabreden mümin, insanlarla bir arada yaşamayan ve onların eziyetlerine sabretmeyen müminden daha büyük ecir kazanır.
(İbn Mâce, Fiten; Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Zor İnsanlar: Sabır Antrenörlerimiz
Hayatımızdaki "zor" karakterler, aslında bizim sabır kaslarımızı geliştiren antrenörler gibidir. Kimsenin olmadığı bir adada sabırlı olmak kolaydır; asıl başarı, trafikteki saygısız sürücüye, iş yerindeki huzursuz iş arkadaşına veya anlayışsız bir komşuya karşı sükuneti koruyabilmektir. Bu hadis, bizi hayattan kopmaya değil, hayatın içinde "el karda, gönül yarda" düsturuyla, yani fiziksel olarak insanların arasında ama kalben Allah ile beraber olmaya teşvik eder.
İnziva Değil, İrtibat Zamanı
İçinde bulunduğumuz zaman, dijital yalnızlığın zirve yaptığı bir dönemde, bu mesajın önemi daha da artıyor. İnsanların hatalarına, kusurlarına ve bazen kırıcı hallerine karşı "eyvallah" diyebilmek, aslında bir toplumsal barış projesidir. Kaçmak kolaydır; ama kalarak, düzelterek ve sabrederek yaşamak, ruhu olgunlaştıran en büyük ibadetlerden biridir.